• 6.01.2020 00:00

 Burada bahsetmek istediğim, Türk parasının girdaba girmesi sonucu yabancı alıcı için Türkiye’nin sudan ucuz ülke (yani kelepir) oluvermesi üzerine ihracatın artma olasılığı değil.

Bambaşka bişey: Türkiye, kendisine çok yakında çok pahalıya patlayacak bitakım dışsatımların şampiyonu olmuş durumda. Önem sırasına koymadan sıralayalım:

***

1) Avrupa’ya, Türk-İslam milliyetçiliği ihraç ediyor.

Dijon ve Lyon gibi şehirlerin sokakları Türk bayrakları eşliğinde yapılan yaklaşık yüz kişilik gece yürüyüşleriyle (21.00-23.00) çınlıyor:  

Vous êtes où les Armeniens, vous êtes-vous où? On est chez vous!” (Ermenileeeer, nerdesiniiiiz, Ermenileeeer? Mahallenize geldik!”)

Ve “Allahüekbeeeer!” sedalarının ardından Türkçe olarak “En Büyük Türkiye! En Büyük Türkiye!” sloganları. Videoları Avrupa gazetelerinde .

Avrupa basınını okuyorum, IŞİD sempatizanlarının her saldırısı, Türk olsun olmasın, Türkiye’ye fatura ediliyor ve büyük öfke dalgası yaratıyor. Kaddafi Libya’sı ve Saddam Irak’ı gibi ülkelere yapıştırılan rogue state (haydut devlet) etiketi şimdi de Türkiye için kullanılıyor.

Bugün (Çarşamba) Fransız hükümeti Bozkurtlar örgütünü “ayrımcılık ile nefreti körüklemek ve şiddet uygulamak”tan feshetti.

Başka bir ülkeden gelen kişilerin, diyelim ki Suriyelilerin veya Afganistanlıların, Türkiye’de bunların binde birini yaptıklarını hayal ediniz…

***

2) ABD’ye, Yargı’ya baskı yapma kavramını ihraç ediyor.

Halkbank’ın İran skandalındaki rolü Amerikan mahkemelerine düşünce, “üst düzey şahsi ricalar” üzerine Trump bu davanın görüldüğü mahkemeye baskı yapmaya başlamış, fakat olay, Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı J. Bolton’ın kitabında ayrıntısıyla açıklanıvermişti.

Adalet Bakanı W. Barr, Yargıç Berman’a bir para cezası karşılığında davayı düşürmesi için baskı yapmış, Berman reddetmişti çünkü ABD’de yargı “mukaddes inek” idi.  Hemen ardından, bir diğer “mukaddes inek” olan basın (N. Y. Times) tarafından olay kamuoyuna bütün ayrıntısıyla duyuruldu.

Bu durumda Halkbank hisseleri 2013’de 10,63 Dolar iken, bu hafta başında 58 Cent’e düşerek yüzde 95’lik bir kayba uğradı . Türkiye’nin itibarı yüzde kaç kayba uğradı, o belli değil.

***

3) Kafkasya’ya, silah ve ayrıca Ortadoğulu paralı militan ihraç ediyor

D. Karabağ olayındaki silah (SİHA) ihracatı aslında export değil, re-export. Yani, yurt dışındaki A ülkesinden ithal edilen bir malın B ülkesine ihracı. Bunun içindir ki, mesela Kanada Türkiye’ye sattığı İHA teknolojisini durdurdu.

Azerbaycan pistlerinde fotoğraflanan F-16’lar hakkında ise Aliyev, pek de ikna edici olmayan şeyler söylüyordu: “Türkiye’nin F-16’ları buraya tatbikatlar nedeniyle getirildi ve Ermenilerin bize saldırmaları yüzünden burada kaldı. Bir dayanışma emaresi olarak buradalar. Çatışmalarda yer almıyorlar ve almaları da planlanmıyor''.

Kafkasya’ya asıl önemli olan ihracat, aslında SİHA ve F-16’lar değil. Suriye’den Libya’ya ve oradan da D. Karabağ kavgasına transfer edilen Ortadoğulu militanlar. Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörü Sergey Narışkin, Dağlık Karabağ'daki çatışmanın, “Orta Doğulu paralı savaşçılar ve teröristler” olarak tanımladığı kişileri buraya çektiğini söylemekte.

***

4) Küfür ihracatı.

Yabancı devlet başkanlarına en üst düzeyden saydırmamızın yanı sıra, daha geçen hafta yazdım, Kültür ve Turizm Bakan Yrd. Dr. Serdar Çam da Fransızca tvit atıyor: “Vous êtes des bâtards, Vous êtes des fils des chiennes”. Yani, “Piçsiniz. Kancık köpek [orospu] evladısınız''. Hani, düzeltmek gibi olmasın ama, bunun doğru Fransızcası “des chiennes” değil, “de chiennes”dir, o da ayrı.  

***

Tabii, bütün bu “ihracat” türleri, Yeni Türkiye’nin yaptığı “hayali ihracat” yanında önemsiz.

T. Özal döneminden kalma bir terim bu, hayali ihracat. Gençler bilmeyebilir, iki kelimeyle hatırlatayım, belli bir ürünün gerçekte ihraç edilmemesine rağmen ihraç edilmiş gibi gösterilip bol para kazanılması yöntemi. En iyisi  şuradan okumak.

Benim burada sözünü ettiğim “hayali ihracat” bu bile değil; şu: Büyüklerimizin kendi vatandaşına yaptığı “ihracat! Yani, hayaller sunup yandaş desteğini sürdürmek için, olağanüstü “gelir” kaynaklarının icadı:

Doğu Akdeniz’de ve hele de Karadeniz’de muazzam doğalgaz rezervleri. Üstüne, miktarı 405 milyar metreküpe çıkaran muazzam ek rezervler. Onun da üstüne, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in müjdesi:

"Geçen yıl 38 ton altın üretmiştik. Bu Türkiye tarihinde bir rekordur. Bu yıl da salgına rağmen inşallah 44 ton altın üretim hedefimizi yakalayacağız. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde de bu üretimleri katlayarak yıllık 100 ton altın  üreteceğiz''.

1 kg altının ederi 61.350 Dolar olduğuna göre, sadece bu yıl çıkaracağımız 44.000 kg altının değerini siz hesaplayın. Zaten bunun içindir ki hem Damat söylüyor hem de Reis: ''OECD ve IMF ölçeklerine göre en iyi konumda olan  ülkeyiz''.

***

Burada bitmiyor. Neo-Osmanlıcılık var ihraç malları arasında. Yani Suriye, Irak, hatta Libya gibi eski Osmanlı topraklarına.

Kara biterse, üstüne “Mavi Vatan” var.

O da yetmezse, “Uzay Vatan” var: Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, "Allah’ın izniyle ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A’yı da 2022 yılında uzaya gönderiyoruz. Böylece uzay vatan’da daha çok söz sahibi olacağız" diyor.

CB Erdoğan da zaten 30 Ağustos müjdesi olarak vermişti: ''Sıvı yakıtlı roket motoru teknolojisinin ilk uzay denemelerine başlayacağız''.

***

Bütün bunlar, Allah’ın izniyle, önce grip aşısı (Covid-19 değil, normal grip aşısı), ondan sonra da, inşallah, zatürree aşısı ithali için parayı bulur bulmaz.

Hulusi Akar büyüğümüzün daha Şubat ayında “İdlib’deki 12 gözlem noktasını hiçbir biçimde terk etmeyeceğiz” dediği karakolların en büyüğü olan Morek’i boşaltmayı da tamamlar tamamlamaz inşallah...