• 18.12.2020 00:00

  Aşağıdaki sözler, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın, 1.128 akademisyenin "Bu suça ortak olmayacağız" başlıklı bildirisi hakkında 12 Ocak 2016’da söylediği sözlerdir:

"Aydın müsveddeleri. Alçak. Zalim. Kapkaranlık. Cahil. Tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş”.  

Açtığımız tazminat davası üzerine, Türk yargısının “düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında” olduğuna hükmedip beraat ettirdiği bu sözleri, sahibi şahsa, aynı düşünce ve ifade özgürlüğü dahilinde ve protesto amacıyla aynen iade ettiğimi söylemek isterdim.

Ama mahkemeler, bu ülkede cumhurbaşkanının vatandaşa hakaretine izin verirken, vatandaşın bu hakareti “aynen iade ederim” demesini cezalandırabilir diye korkuyorum. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 03.07.1972 tarih ve 2-228/265 sayılı kararında hakaret suçunun manevi unsuruna temas ederek, “… ‘aynen iade ediyorum’ demesinde davacının namus ve şöhretine veya vakar ve haysiyetine taarruz kastının bulunduğunu kabule imkân yoktur” demiş olduğu halde korkuyorum. 

Vazgeçiyorum.

***

Aşağıdaki sözler, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın, 170 bilim insanı ve sanatçının Afrin’de barış isteyen bir mektubu için 28 Ocak 2018 Çorum AKP il kongresinde söylediği sözlerdir: 

“Be ahlaksızlar. Be adiler. Be vicdansızlar. Ahlaksızlar. Riyakarlar. Sahtekarlar. Fikir soytarıları. Teröristlere canlı kalkan. Terör örgütlerine yardakçılık. Profesör olsan ne yazar, sanatçı olsan ne yazar. Hainler”. 

Diğer arkadaşlarımızın yanı sıra, Şanar Yurdatapan’la 28.01.2018’de yaptığımız suç duyurusu üzerine Türk yargısının “düşünce ve ifade özgürlüğü” gerekçesiyle takipsizlik verdiği ()  bu sözleri, sahibi şahsa, aynı düşünce ve ifade özgürlüğü dahilinde ve protesto amacıyla aynen iade ettiğimi söylemek isterdim. 

Ama mahkemeler, bu ülkede cumhurbaşkanının vatandaşa hakaretine izin verirken, vatandaşın bu hakareti “aynen iade ederim” demesini cezalandırabilir diye korkuyorum. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03.07.1972 tarih ve 2-228/265 sayılı kararında, hakaret suçunun manevi unsuruna temas ederek, “… ‘aynen iade ediyorum’ demesinde davacının namus ve şöhretine veya vakar ve haysiyetine taarruz kastının bulunduğunu kabule imkân yoktur” demiş olduğu halde korkuyorum.  

Vazgeçiyorum

***

Aşağıdaki sözler, Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, 23 Haziran 2017 tarihli “Kürtler Üzerine Bazı Trajikomik Deneyler” başlıklı yazım üzerine bana 24 Haziran 2017’de söylediği sözlerdir: 

“Kendisini ilim adamı diye pazarlamış yazısının her kelimesini alçakça kurgulamış bir uşak Baskın Oran hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.” 

Savcılık Soylu’nun yaptığı suç duyurusuna takipsizlik verdi. Avukatım Oya Aydın’ın başvurduğu Türk yargısının “düşünce ve ifade özgürlüğü” gerekçesiyle beraat ettirdiği bu sözleri, sahibi şahsa, aynı düşünce ve ifade özgürlüğü dahilinde ve protesto amacıyla aynen iade ettiğimi söylemek isterdim.  

Ama mahkemeler, bu ülkede içişleri bakanının vatandaşa hakaretine izin verirken, vatandaşın bu hakareti “aynen iade ederim” demesini cezalandırabilir diye korkuyorum. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03.07.1972 tarih ve 2-228/265 sayılı kararında, hakaret suçunun manevi unsuruna temas ederek, “… ‘aynen iade ediyorum’ demesinde davacının namus ve şöhretine veya vakar ve haysiyetine taarruz kastının bulunduğunu kabule imkân yoktur” demiş olduğu halde korkuyorum.  

Vazgeçiyorum.

***

Aşağıdaki sözler, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tek Adam Rejimi’ne yaşamsal destek veren Devlet Bahçeli’nin bana ve isimleri sitelerde liste halinde yayınlanan arkadaşlarıma 805 imzalı bildiri nedeniyle 11 Aralık 2020 tarihinde çıkan sözleridir: 

“10 Aralık İnsan Hakları Günü münasebetiyle, yine bildik aydın müsveddeleri, kiralık kalem, sözde gazeteci ve kimliksiz akademisyenlerden mürekkep 805 çürük şahıs sipariş bir zillet bildirisine ortaklaşa imza atmışlardır. İhanet masasının başında mama kuyruğuna girmişlerdir. 

“HDP isimli husumet ve hıyanet oluşumu demokrasinin ardına saklanarak, özgürlük ve insan hakları sığınığına yuvalanarak Türkiye’ye meydan okumaktadır. HDP bir terör sorunudur, bölücülük yuvasıdır, fitne tezgahıdır, demokratik güvenliğimize doğrulmuş melun bir silahtır. Adalet ve hukuk mutlak surette devreye girmeli, HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır. Yani demem odur ki, HDP’yi Türk siyasetinin taşıma ve hazmetme kapasitesi dolmuştur. Bu kervan böyle gitmemelidir. Bu terör ve bölücülük yatağı kapatılmalıdır.”

Bunun ardından, partisi MHP’nin başkan yardımcısı Semih Yalçın şöyle tamamlıyor:

“Terör örgütü HDP/PKK, kâmilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür. Ağızları kapatılması gereken kravatlı mazbatalı güruhtur. 

“Tükeniş aczinin sevkiyle gözü dönen ve kudurmuş bu iğrenç HDP artık yolun sonuna gelmiştir. 21. yüzyılda, kuzu postuna bürünmüş iki ayaklı sırtlanlara ve demokrasi havarisi kılığına girip insanlık dışı suç işleyen katil sürülerine yer yoktur." 

Mahkemeye verildiği takdirde “düşünce ve ifade özgürlüğü”nden beraat etmesi beklenebilecek bu sözleri, sahibi şahıslara aynı düşünce ve ifade özgürlüğü dahilinde ve protesto amacıyla aynen iade ettiğimi söylemek isterdim. 

Ama mahkemeler, bu ülkede iktidar politikacılarının vatandaşa hakaretine izin verirken, vatandaşın bu hakareti “aynen iade ederim” demesini cezalandırabilir diye korkuyorum. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03.07.1972 tarih ve 2-228/265 sayılı kararında, hakaret suçunun manevi unsuruna temas ederek, “… ‘aynen iade ediyorum’ demesinde davacının namus ve şöhretine veya vakar ve haysiyetine taarruz kastının bulunduğunu kabule imkân yoktur” demiş olduğu halde korkuyorum.  

Vazgeçiyorum. 

***

Bitirmeden önce, S. Yalçın’ın bu “haşere”, “iki ayaklı sırtlan” ve “katil sürüleri” gibi lafları Afrika’nın uzaklardaki ülkesi Ruanda’yı hatırlatmakta. Hani, Uluslararası Ceza Mahkemesi ICTR’ye soykırım vesilesiyle konu olan ülke

Ülkede iktidarı elinde bulunduran çoğunluk Hutuların orduya yakın önemli bir politikacısı olan Leon Mugesera, Şubat 1991'de azınlık Tutsileri "Hutu çoğunluğunu yok etme" planı yapmakla suçlayan bir broşür yazmış, 22 Kasım 1992'de de Kabaya kentinde yaptığı konuşmada da azınlık Tutsiler için inyenzi (hamamböcekleri) terimini kullanarak şöyle demişti: “Bilin ki boynunu kesmeyeceğin kişi senin boynunu kesecektir”.

1994’te 800.000 Tutsi, 6 Nisan-15 Temmuz arasında yüz gün süren bir soykırım sonucunda Hutular tarafından katledilecek, L. Mugesera Kanada’ya kaçarak on yıl yaşayacak, Ruanda’nın ölüm cezasını kaldırması üzerine ülkesine iade edilecek, bu sözlerin bağlamından koparıldığını iddia ettiği bir dava süreci sonunda 2016’da soykırıma tahrikten müebbet hapse çarptırılacaktır.