Macaristan'daki tablo Türkiye için olası mı?

  • 12.04.2022 08:04

Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Macaristan'da altı muhalefet partisinin otokrat lider Victor Orban'a karşı birleştiği, ancak seçimleri 12 yıllık iktidarını sürdüren Orban'ın kazanması sonrası Türkiye siyasetine benzetilen süreci kaleme aldı.

Altı muhalefet partisinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hedefiyle bir araya gelmesi nedeniyle, Macaristan'daki seçim sonuçlarının bir benzerinin Türkiye'de de yaşanabilme olasılıkları üzerinde tartışmalar yaşanıyor.

Bekir Ağırdır, Oksijen'de kaleme aldığı yazısında "Macaristan'daki tablo Türkiye için olası mı?" sorusunu yanıtlıyor. Bu soruya "Evet" diye yanıt veren Bekir Ağırdır'ın yazısı şöyle:

Erdoğan’ın seçimi kazanması bugünden bakılınca hala olasıdır. Muhalefet kesin kazanacak demek için erken. Bu tereddütlü hali üreten de Erdoğan değil muhalefetin yapamadıkları esas itibarıyla. 

Çünkü Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin maharetini, gücünü hafife almak ve yalnızca hatalarına bakarak seçimi kaybedeceği varsayımı gerçekçi ve yeterli değil. Yine Macaristan’dan alınacak asıl derslerden birisi, iktidarın hataları, popülist otoriter politikalarına itirazın tek başına yeterli olmaması.

Merak ediyorum, gerçekten Türkiye muhalefetinin partileri, liderleri Macaristan’da ne oldu ne olamadı, neden olamadı üzerinde düşünüyor, kendi stratejilerini o gözle yeniden değerlendirme ihtiyacı duyuyorlar mı?

Her şeyden önce Macaristan ile Türkiye sosyolojisi farklı. Tek benzerlik popülist, otoriter yönetim biçimleri. Bir başka benzerlik orada da altılı muhalefet ittifakı, ikili iktidar ittifakı olması. Ama unutmayalım ki 2010’da Orban Macaristan’da iktidara geldiğinde işsizlik yüzde 11 iken 2020’de yüzde 4.3’e düşmüş, enflasyon yüzde 4.3 iken 2020’de yüzde 3.3’e gerilemiş, kişi başı gelir 13 bin 100 dolarmış 2020’de 15 bin 900 dolara yükselmiş. Yani Orban popülist, otoriter ve keyfi davranan bir lider ama ekonomide de bazı şeyleri başarmış. Bizdeki ekonomik durum ise büyük bir enflasyon ve işsizlik sarmalına, insanların kazanımlarını, pozisyonlarını kaybettikleri derin bir yoksullaşmaya dönüşmüş durumda.  

Her iki ülkenin küresel dinamiklerden etkilenme kapasiteleri yüksek. Ama Türkiye, Macaristan’dan farklı olarak küresel ekonomik ve siyasal bölüşüm kavgasının hem sahnesi hem öznesi. Öte yandan Macaristan da Avrupa Birliği ülkesi olması nedeniyle AB’nin tüm risk ve fırsatlarından doğrudan etkileniyor.

Pandemi süreci de Ukrayna krizi de popülist liderlerin bizatihi yeni sorunların kaynağı olduklarının anlaşılmasını sağladı. Ulus devletlerin ve popülist hareketlerin güçlendiği bir dönemin sonunda aslında problemlerimizin ne denli küresel olduğunu, küresel problemlerin çözümlerinin de küresel olması gerektiğini anladık. Kendiliğinden ve hoyratça gelişen küreselleşme yerine şimdi gerçek küresel kurumların, kuralların ne olması gerektiği tartışılıyor.  Bu arayışlar, tartışmalar, iş birlikleri ve çözümler sayesinde insanlık daha hızlı bir değişim sürecine girecek. Tıpkı 2. Dünya Savaşı sonrasındaki arayış ve ekonomik, siyasi, sosyal sıçrama gibi yeni bir sıçramanın eşiğindeyiz. 

Ama henüz büyük dönüşümün liderleri ve politikaları ortada olmadığı için dünya krizlere doğrudan müdahale yerine, krizin sürece etkisi üzerinden bakıyor. Yani bugün dünya Türkiye veya Macaristan’da ne olduğuna, kimin ne yaptığına bakmıyor, buralardaki olası krizlerin bu değişimi nasıl etkileyeceğine bakıyor. O nedenle AB, üyesi olduğu halde Macaristan’daki demokrasiyi zorlayan uygulamalara açıktan karşı çıkmıyor. 

Türkiye muhalefetinin bunun ne kadar farkında olduğundan emin değilim. Ama Ukrayna krizi nedeniyle Türkiye’yi ziyaret eden hiçbir siyasetçi muhalefet aktörleri ile temas kurmuş, onların fikrini merak etmiş değil. Demek ki hala Batı ülkeleri siyasetçi ve yöneticilerinde muhalefetin seçimi kazanacağına dair bir kanaat oluşmuş değil. Nasıl olsun ki, muhalefetten hiç kimse dünyanın gidişatı ve Ukrayna meselesinde Türkiye’nin pozisyonuna dair bir tutum, vizyon açıkladı mı?. Hatta cumhurbaşkanlığı adaylığı için açık veya örtük arzu ve niyeti olanların da gidişata dair bir vizyonunu, kanaatini, önerisini duyan oldu mu?

Dolayısıyla muhalefetin birinci ve derin açmazı henüz dünyanın gidişatı, o gidişat içinde Türkiye’nin pozisyonu üzerine bir vizyonunun olmaması. Kastettiğim emekli diplomat parti sözcüleri üzerinden mahcup bazı açıklamalar değil, bir dünya vizyonu sahibi olmak. Bu vizyon seçmeni ikna etmek için değil, etkilenenleri etkileyen aktörleri ikna etmek, ülke için dünyanın olası yeni sıçramasında bir fırsat aralığı oluşturmak ve küresel muhalif hareketlerle, iklim ve çevre hareketiyle, küresel yoksullukla mücadele, emek hareketiyle, göçmen hakları hareketleriyle karşılıklı beslenme imkanlarını yaratmak için gerekli. Yerel muhalefetin küresel muhalefet ve yeni arayışlarıyla karşılıklı beslenmesi gibi bir konu henüz ne partiler de ne de aday adaylarında var. Çünkü zihni bir bariyer var. Partiler ve aktörler, toplumun milliyetçi ve muhafazakar, Batı’ya kapalı olduğu kabulüyle hareket ediyor. İktidarın kurduğu yerli ve milli kavramının dışına çıkmayı hala sakıncalı gören, iktidarın çizdiği aralık ve gündem içinde oyuna razı olan bir muhalif zihin hakim. 

Muhalefetin ikinci büyük açmazı hala 28 Şubat mutabakatını gündeme getirememesi, toplumsallaştıramaması. 28 Şubat’ta altı liderin imzaladığı ilkeler manzumesi üzerine ben henüz herhangi bir partinin toplantısını, konferansını görmedim. Partiler bu mutabakattaki ilkeleri kendi parti kurullarına, örgütlerine, il ve ilçe başkanlarına anlattılar mı, seçmene o ilkelerin ne anlama geldiğini anlatma çabasına girdiler mi, emin değilim. O zaman beklentileri bir arada durmanın yeterli olduğu belki de. Ama işte Macaristan örneği gösteriyor ki bir arada olmak, tek aday çıkarmak yetmiyor.  Eğer bir aradalığın gereğini, amacını, içeriğini doğru içselleştirip, doğru anlatmıyorsanız bir arada olmanın anlamı yalnızca yüzde elli artı bire ulaşmak olarak kalıyor. En azından seçmen böyle kodluyor. Bu algı güçlendikçe de muhalefet ittifakının handikapı “güçlü, otokratik lideri ancak altısı bir araya gelince yenebileceklermiş” görüntüsünün içine sıkışmak oluyor. Bu algı ise muhalefetin değil iktidarın lehine bir duygusal ve zihni atmosfer üretiyor.

Macaristan’daki gibi büyük bir hayal kırıklığı yaşamak hala mümkün görünüyor. “Türkiye Macaristan’a benzemiyor ki” kanaatine sığınmak mı “yeniden her şeyi düşünsek mi” seçenekleri arasında muhalefetin hangisini seçeceğini göreceğiz. 

Bu yazı Oksijen'den kısaltılarak alınmıştır 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.