• 22.03.2011 00:00

Hocam” diyor bir öğrencim, “ben anlattığınız 70’li, 80’li yılları bilmem, 90’ları da tam hatırlamıyorum, ama anneannem diyor ki, ‘Kızım ekonomimiz hiç bu kadar kötü olmamıştı’”.

Ne diyebilirsiniz?

Şimdi bu anneanne 70’li yılların tüp, şeker ve sana yağı kuyruklarını hatırlar. 80’lerin enflasyonunu, maaşı alanın doğruca döviz bürolarına koşup mark-dolar aldığı günleri hatırlar. Hiç değilse 99 ve 2001 Krizlerini hatırlar.

Öyleyse bunun açıklaması ne olmalı? Hali hazırda maddi durumları, çocuklarını özel üniversitede okutabilecek kadar iyi olan bir aile neden böyle feryat eder? Torununu kandırmak istemeyeceğine göre ne oluyor bu anneanneye?

***

Referandum öncesiydi. Türkiye’de her şeyin kötüye gittiğini söyleyen arkadaşıma, “yahu”, dedim, “90’lı yılların kanlı batağını da mı hatırlamıyorsun? Beyaz toroslu, JİTEM’li yılları, güpegündüz evinden alınıp katledilenleri? Bu açıdan da mı daha kötü günlerdeyiz?”

“Evet” dedi. Son bir çabayla sordum: “Bak, serinkanlı konuşalım, ‘Akepe’ye duyduğun öfkeyi bir an tatil et ve düşün. Ortada nesnel rakamlar var ve bunlar devletin verdiği rakamlar değil. Her ay İHD ve Mazlumder’in yayınladığı ‘Aylık İnsan Hakları İhlal Raporları’nı da mı hatırlamıyorsun? Her ay ‘yargısız infaz’ iki nokta üst üste, şu kadar kişi, ‘gözaltında ölüm’, ‘kaybedilenler’, ‘işkence’ şu kadar kişi... Bunları unuttun mu? Şimdi bu rakamlar veriliyor mu? Bu açıdan da mı daha kötü durumdayız?”

“Evet” dedi, “Bu açıdan da daha kötü durumdayız”. Hayret ve korkuyla fark ettim ki o da gerçekten gördüğünü söylüyordu ve asıl dehşet verici olan da buydu.

***

Şimdi “sivil dikta” yaygarası yapan, ülkede basın özgürlüğünün kalmadığını savunan bazılarına kızıyoruz. Gazetecilerin ensesinden kurşunladığı ve andıçlandığı günlerle, bugünü bir tuttuklarını söylüyoruz, ama belki de gerçekten gözlerine öyle görünüyor.

Özgürlükten başımız göğe erdi veya Türkiye basın özgürlüğü konusunda kötü değil demiyorum. Gazetecilerin yatağı adliyeye serdikleri bir ülkede bunu söyleyen çarpılır elbette. Ama daha kötü değil diyorum. Hatta birçok bakımdan daha az kötü diyorum.

Peki bununla mı avunacağız? Hayır elbette, ama önce bunu teslim edeceğiz.

Aklımızı koruyacağız yani.

***

Görünen o ki, ideolojik olmaktan çok psikolojik kavramlarla açıklanabilecek bir durumla karşı karşıyayız. Ülkenin içinden geçtiği hızlı değişim bazı kesimlerde travmaya ve ona bağlı algı zedelenmesine sebep oluyor.

Daryush Shayegan’ın kavramıyla, bir tür “yaralı bilinç” durumu bu. Sınıfsal, ideolojik veya başka gerekçelerle değişimin aleyhlerine işlediğini düşünenler, bu kötü gidişi AK Parti iktidarıyla simgeleştirenler, siyasete dair sağlıklı değerlendirme yeteneklerini de kaybediyorlar.

Algısı zedelenmiş deneklerin söylediklerini veri alıp, mahalle baskısının arttığı sonucuna varan Prof. Binnaz Toprak ve diğerleri de bu yaralı bilinci yeniden üretiyor. Öte yandan, iktidarın her yaptığını olumlayan ve yanlışlarının dile getirilmesine tahammül edemeyenler de bu hastalığı azdırıyor. “Akıl Oyunları” filminin kahramanı, küçük kızın gerçek değil halüsinasyon olduğunu sonunda anlamıştı. Çünkü yıllar geçmesine rağmen o küçük kızı hep aynı yaşta görüyordu. Nihayet bir gün, “kız büyümüyor!” diye haykırmıştı.

Ama onun işi bizimkilerinkinden kolaydı. Çünkü o en azından gördüklerinden bazılarının halüsinasyon olduğunu biliyordu.