Kürt sorununu çözmezsek ne mi olur?

  • 26.04.2011 00:00

Kürt Sorununu nasıl çözmeli? Çözümün izlemesi gereken yol haritasının ana çizgileri ne olmalı? Bu süreçte, başta hükümet olmak üzere, siyasi aktörler nasıl bir yol izlemeli? Ne yapmalı, ne yapmamalı? Kullanacakları dil ne olmalı? Anadilde eğitim veya yerel yönetim reformu gibi başlıca konularda nasıl bir tutum almalı? Kısacası çözümden yana olmanın somut pratikteki karşılığı nedir? Geçen hafta Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün “Kürt Sorunu: Çözüm İçin Öneriler” başlıklı raporunun ilk iki bölümünden bahsetmiştim; bu hafta da üçüncü bölümden, yani yukarıdaki sorulara cevap olarak kaleme alınan son bölümden söz edeceğim. Çözüm için somut önerilerin yer aldığı üçüncü bölüm, sürecin yönetiminde izlenmesi gereken yol, usul (kullanılması gereken dil) ve içerik (atılması gereken somut adımlar) olarak iki düzeyde ele alınıyor.

8Çatışmazlık ortamının korunması ve şiddetsizlik halinin devamı: Raporda öncelikle mevcut çatışmasızlık ortamının çözüm açısından arzettiği öneme işaret ediliyor ve “Süreci ilerletebilmek bakımından, silahların devreye girmesi mutlak surette engellenmeli ve çatışmama durumu muhafaza edilmelidir. Zira çatışmasızlık, demokratik çözümü zorlaştıran karşılıklı milliyetçiliklerin sönmesine, barışın inşası için gerekli olan reformların müzakere edilmesine ve sonraki aşamalarda yapılacaklar için toplumun hazırlanmasına imkan sağlar” tespitinde bulunuluyor.

Akil adamlar ya da ‘üçüncü güç’

8Perspektif ve dil: İkinci olarak bu süreçte sahip olunması gereken perspektif ve kullanılması gereken dile ilişkin önerilere geçiliyor. Çözüm sürecinde siyasi aktörlerin sahip olmaları gereken perspektif ve dilin önemi vurgulanıyor. Öncelikle, herkesin, özellikle de hükümetin göz önüne alması gereken bir uyarı veya öneriye yer veriliyor. Hiçbir talebin peşinen reddedilmemesi, aksine, -anadilde eğitim talebinde olduğu gibi- kamusal müzakereye açılması gerektiği ifade ediliyor ve “olumsuz çağrışımları olan kalıp ve ifadelerden kaçınılmalı” uyarısında bulunuluyor. Bu kapsamda ‘Teröristbaşı’, ‘terör örgütü’ veya ‘bölücü örgüt’ gibi uzlaşma atmosferine zarar verici tanımlamalardan kaçınılması ve mümkün olduğunca değer yargısı içermeyen, nötr bir dil kullanılması öneriliyor. Aynı önerinin, PKK ve BDP için de geçerli olduğu hatırlatılıyor ve “Kürt olmayanlarda husumet uyandıracak ve dolayısıyla kendisinden çözüm beklenen siyasi iradenin adım atmasını güçleştirecek ifadelerle, silaha atıf yapılmasına ve şiddet tehdidine ilişkin dil terk edilme[si]” öneriliyor.

8Sorunu depolitize edecek üçüncü bir gücün inşası: Raporun en özgün yanlarından birini, bu üçüncü öneri oluşturuyor. Sorunu ‘depolitize etmek’ten kastın, “atılması gereken adımları siyasi öfke ve tarafgirlik duygularının ötesinde serinkanlı bir zeminde ele alabilmeyi” kolaylaştıracak bir ‘üçüncü güç’ün devreye girmesi olduğu ifade ediliyor. Soruna şimdiye kadar doğrudan taraf olmamış, ama ondan etkilenen ve müdahil olmasıyla birlikte çözümün önünü açabilecek kesimler, âkil insanlar ve Cumhurbaşkanının önemine işaret ediliyor ve “özellikle muhafazakar duyarlılığı belirgin kesimlerin çözümden yana irade ortaya koymalarının” sürecin başarısını doğrudan etkileyeceği ifade ediliyor.

8Güven arttırıcı adımların devamı: Bu öneri kapsamında, önce hükümetin sorumluluğu mercek altına alınıyor. Bölge’deki bazı valilerin Kürtçe yöre isimlerinin iadesine ilişkin olarak Belediye Meclislerinin kararlarını yargıya taşıması -ve tabii ki yargının da onları hemen iptal etmesi- gibi demokratik açılıma inancı zedeleyen uygulamaların yanlışlığına işaret ediliyor. Yine bu kapsamda, “Hükümetin, KCK Davalarında anadil ile savunma engelinin aşılması için inisiyatif alması, Kürt coğrafyasında derin yaralara sebebiyet veren koruculuğun kaldırılmasına yönelik hazırlıklara girişmesi, zorunlu göç mağdurlarına destek sunması ve temsilde adaletsizliğe yol açan seçim barajını düşürmesi” gibi adımlar atması öneriliyor.

Aynı şekilde, BDP’li yöneticilerden gelen “PKK’ye eylemsizliği devam ettirme çağrısında bulunma hakkımızın olmadığına inanıyoruz” şeklinde bir açıklama örneğinde, PKK-BDP eksenindeki Kürt muhalefetinin de, güven artırıcı atmosferin tesisi ve sürdürülmesine hizmet etmeyen ve demokratik açılımı olumsuzlamaya yönelik propagandaları besleyen bazı yanlış söylemlerine de işaret ediliyor. “Öz savunma güçleri” gibi hem PKK-BDP çizgisine yakın olmayan Kürtleri endişeye sevk eden, hem de çözüm sürecindeki Orta ve Batı Anadolu desteğini çözmeye yol açabilecek taleplerden de kaçınması öneriliyor. Bu kapsamda ayrıca, PKK-BDP çizgisinde olmayan Kürt siyasi şahsiyet ve örgütlerini ötekileştirmeye veya hedef haline getirmeye ilişkin bütün beyanlara son verilmesi ve yazar Orhan Miroğlu’nun hedef gösterilmesi örneğindeki yayınların “bizzat ve öncelikle onlar tarafından mahkum edilmesi” isteniyor.

8Yerel yönetim reformunun gündeme alınması: Beşinci öneri, öncelikle Sezer tarafından veto edilen kamu yönetimi reformuna ilişkin yasal düzenlemenin önemini hatırlatıyor. Bunun, sadece Kürt Sorununa çözüm bakımından değil, ülkenin ademimerkeziyetçi bir reorganizasyon ihtiyacına cevap verecek olması bakımından da önemli olduğunun altını çiziyor. Bu önemin bugün de geçerli olduğu temelinden hareketle, “demokratik özerklik” kapsamında dile getirdiği bazı taleplerle AB Sürecinin gerektirdiği yerel yönetimler reformunun buluşturulması için çaba sarf edilmesi öneriliyor.

Anadile aşamalı çözüm

8Anadilde eğitime ilişkin talep doğrultusunda irade ortaya koymak: Altıncı olarak, Kürt meselesine yönelik bir çözüm planının, her şeyden önce, anadilinin, başta eğitim olmak üzere, kamusal makamlarla olan ilişkilerde kullanılması talebini karşılaması gerektiği vurgulanıyor. Raporda, hem güveni zedeleyen ciddi bir engelin kırılması, hem de bu uygulamanın korkulacak bir durum ortaya çıkarmayacağını göstermesi bakımından bir “pilot uygulama” önerisi de yer alıyor. “Bir ‘ön uygulama’ önerisi: Aşamalı bir çözüm olarak anadilde eğitim veren okullar açılmalı” başlıklı kısımda ise bu öneri ayrıntılandırılıyor.

Gün, boyu süren olağanüstü değerli fikir ve tartışmalara sahne olan bir çalıştayın ürünü olan ve Yasin Aktay, Vahap Coşkun ve benim tarafımdan kaleme alınan bu rapor, hiç kuşkusuz devasa bir sorunun çözümü açısından tüketici bir yol haritası veya nihai söz olma iddiası içermiyor. Ancak geldiğimiz aşamada, çözüm isteyen herkesin ve her kesimin nasıl bir perspektife sahip olması gerektiğine ve çözüm sürecinde rol alan bütün aktörlerin kullanacakları dil ile atmaları gereken somut adımlara dair, ortak akla ve mutabakata dayalı tutarlı bir çerçeve sunuyor.

Raporun en özgün ve dikkat çekici özelliklerinden biri de, metnin içine serpiştirilen çok sayıdaki kutucukta, çalıştaya katılanlara ait özgün fikir ve değerlendirmelere de yer vermesi. Bu yöntem, çalıştayda dile getirilen fikir ve tartışmalardan hareketle SDE’nin görüşlerini yansıtan ana metinle, çok sayıdaki ufuk açıcı düşünceyi birbirine karıştırmadan okuyucuya sunmayı mümkün kılıyor.

Kürt sorununun çözümünün, bu ülkede yaşayan herkes açısından siyasi olmaktan önce ahlaki bir ödev olduğunu hatırlatarak sona eren raporun tamamını, www.sde.org.tr adresinden okuyabilirsiniz.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar