• 8.09.2011 00:00

Futboldan anlamam. Takım tutmam. Tutmanın mantığını veya neye iyi geldiğini de anlayabilmiş değilim.

TV’lerde yaşını başını almış insanların “90 dakika” boyunca konuştukları konu, “meleklerin cinsiyetine” ilişkin bir tartışma kadar bile ilgimi çekmez.

Ama bazen bir tartışmaya müdahil olmak için konuyla yakından ilgilenen biri olmanız gerekmez. Hatta şike meselesinde olduğu gibi, yakından ilgilenenlerin nasıl savrulduğunu gördüğümüzde, dışarıdan bakmanın avantaj olduğu bile düşünülebilir. Geçenlerde eski bir futbolcu, UEFA’nın Fenerbahçe kararını eleştirirken, “Türk futbolu dışarıdan güdümlü hale getirilmiştir” diyerek öteki konulardaki ayıplarımızı örtmek için kullanılan kalıbın aynısını futbola uyarlıyordu.

***

Hakikaten tuhaf bir durum yaşanıyor bu ülkede. Gündelik hayatta herkes şikeden bahsediyor, “şerefsizler göz göre göre maçı sattı” diyor, ama yargı olaya el koyduğunda feryadı basıyor. Zannedersiniz ki bütün bunlar ilk kez duyuluyor ve kendini bilmez birileri evliyalar ligine bühtan ediyor.

‘Sizin çocuk camı kırmış’ dendiğinde ‘benim yavrum yapmaz’ diyen komşu kadının ruh hali neyse, futbol söz konusu olduğunda, şike meselesinde erkek taraftarınki de o.

Tarafgirliğin taraftarlıktan önde gittiğini veya futbolun fanatizmle bağlantısını görmek için etrafıma bakmam yetiyor. Bir demokrasi kahramanının bile, tuttuğu takım söz konusu olduğunda aniden sigortaları atabiliyorsa, işimiz zor demektir.

Ama keşke sorun onların irrasyonel savrulmalarından ibaret olsaydı. Futbolun bir ekonomi politiği var ve bu kokuşmuş sistemin çarkı ondan bağımsız dönmüyor.

***

Şike gerçeğiyle bugün yüzleşmek zorunda kalmamız tesadüf değil.

Bugün bir arınma savaşı veriliyor ve oligarşiden demokrasiye giden yolda, siyasetin, paranın ve örgütlü suçun kesiştiği futbol kavşağından geçmemek mümkün değil.

Ergenekon’un finansmanından darbe tezgahlamaya, kara para aklamadan uyuşturucu ve silah işinden diğer örgütlü suçlara kadar kurulan bütün cümlelerde “futbol” kelimesi geçiyorsa, bu deliğe çomak sokmadan temiz bir topluma ulaşmak hayal bile edilemez.

Şike bu çomağın sokulacağı delik gibi görünüyor. Dahası, şikenin sadece buz dağının görünen yüzü olduğu, derine inildikçe günahla dönen devasa bir çarkın görüleceği dile getiriliyor. Ama gelin görün ki, uzun yılların kemikleştirdiği bir çıkar ağı, şimdi eski kokuşmuş yapı, yeniyi de kendisine benzetmeye, onu da çamurun içine çekmeye çalışıyor.

Söylendiğine göre futbolun içindeki kirli eller, hükümete kendilerini temize çıkaracak bir düzenleme için baskı yapıyormuş. Pek çok elin kirli olduğu bir ortamda, onu yeni bir yasal düzenlemeye ikna etmeye çalışıyormuş.

Ayrıcalıklı zümrelere, güç ve mevki sahiplerine rağmen adaleti üstün tutmak kolay değildir. Ama gözardı edilmemesi gereken gerçek, derin devletin tasviyesiyle darbecilerin yargılanması ve şike konusunda hukukun gereklerinin yapılmasının, kaçınılmaz biçimde birbiriyle bağlantılı olduğudur. Ve bu bağlantıyı gözden kaçırdığımızda, temiz toplum hayalini terk etmek zorundayız demektir. 

***

Hükümet için zor bir sınav bu. Ya bu işin üstünü örtmesi için yapılan telkinlere kapılıp adaleti kurban edecek, ya da “yapmasaydınız kardeşim, sizin makamınızın, mevkiinizin, ayrıcalığınızın ve gücünüzün adalet karşısında önemi yoktur” diyerek, milim sapmadan kuralları sonuna kadar herkes için uygulayacak. Gelin bu sınavda ona bir tüyo verelim:

“Sizden öncekiler, içlerinde güçlü ve mevki sahibi olan kimseler hırsızlık yaptıkları zaman onlara dokunmadıkları, güçsüz kimseler hırsızlık ettikleri zaman onları cezalandırdıkları için yok olup silindiler.” (Hadis)