• 8.12.2011 00:00

 Özal’ın öldüğü günü hatırlıyorum. Ziyaretine gittiğim arkadaşım, televizyonun karşısındaki koltuğa adeta yığılmış, sabit gözlerle ekrana bakıyordu. Sağlığında onu çok eleştiren arkadaşım ziyadesiyle kederliydi.

Teselli etmek için Özal’ın hatalarından söz açmaya çalıştım ama konuşmadı. Galiba o da farkındaydı ki, ben de onun kadar kederliydim.

Sanırım ikimiz de Özal’ın ölümünün ülke için karanlık bir dönemin, bir fetret devrinin başlangıcı anlamına geldiğini hissediyorduk.

Gerçekten de öyle oldu.

Özal’ın ölümüyle, doksanlı yılların alacakaranlığı çöktü ülkenin üstüne. Demirel çöktü.

***

Erdoğan’ın hastalandığını duyduğumda, aklıma bundan birkaç yıl önce beni Diyarbakır’danBatman’a götüren yaşlıca şoförün sözleri geldi.

“Türkiye’yi bir fidana

benzetmişler” demişti kırık bir Türkçeyle, “tam kuruyup öleceği zaman su veriyorlar, tam meyve vereceği zaman da buduyorlar”.

Erdoğan’ın sağlığıyla ilgili kaygıları anlamak güç değil. Özellikle de sadece bürokrat ruhlu liderlerin can güvenliği içinde yaşlanma şansına sahip olduğu bir ülkede.

***

Erdoğan’ın toplumla arasında özel bir bağ var. Menderes ve Özal’ın da vardı. Demirel’in ise asla sahip olamayacağı ve anlayamayacağı bir bağ bu.

Erdoğan sevaplarıyla, günahlarıyla sahici bir lider. Ortalıkta android gibi gezmiyor, ağlayabiliyor, öfkeleniyor, duygulanıyor ve duygulandırabiliyor. Toplum da bu insani farkı hissedebiliyor.

Bu sevginin bir ekonomi politiği de var. Türkiye toplumu, özellikle alt ve orta sınıflar, kendi hukukunu bu adamın -tem

sil ettiği siyasi çizginin- koruyacağını biliyor. Bu yüzden de söylem düzeyinde kendisini savunuyor görünüp, her kritik dönemeçte oligarşinin yanında saf tutan Türk soluna değil, ona güveniyor.

Ve toplumun geniş kesimleri onu neden tutku derecesinde seviyorsa, birileri de tam da bu yüzden ondan öylesine, ölesiye ve belki de öldüresiye nefret ediyor.

İşte Bizans’ın devamı olan bir ülkede, Erdoğan’ın sağlığıyla ilgili haberlerin yürek hoplatmasının bir nedeni de bu.

Erdoğan bir enkazın üzerine geldi. Muazzam gelişmeler onunla birlikte yaşandı. Ama hala bu kazanımların geri dönüşsüz olduğuna inanmak güç.

Dahası, Erdoğan sonrası, bunu kişiye bağlı olmaksızın sürdürecek kurumsallaşmış bir parti falan da yok. Erdoğan’ın bundaki sorumluluğu ayrı bir mesele, ama AK Parti’de Erdoğansonrası,

zor zamanda sağlam duracak, örneğin generaller topluca istifa resti çektiklerinde“ederseniz edin” diyecek başka kaç kişi var -veya var mı- bilmiyorum.

Öyle veya böyle, sonuçta oligarşiden demokrasiye geçişin belki de son aşamasında olduğumuz bir dönemde onun sağlığı ve can güvenliği olağanüstü önemli hale geliyor. Neyse ki sağlık durumunun iyiye gittiğine ilişkin haberler, bu karamsarlığı dağıtıyor.

Kendisine acil şifalar diliyorum.

O’nu seven ve sağlığı için dua eden milyonlarla birlikte.

Şike kararlılığı göz yaşartıyor

AK Parti’ye sadece şunu söyleyeyim:

Büyük bir felaketin eşiğinden döndünüz, tekrar oraya yönelmeyin.Eğer şikecilerin cezasını indiren bu düzenlemeyi geçirirseniz, Ergenekon Davasının bütün ahlaki meşruiyeti çöker! Kaçınılmaz biçimde onu hukuki meşruiyet kaybı izler.

CHP’yi anlıyorum; ben de olsam, sadece bu sebeple bile bu yasayı desteklerdim.

Ama “üstünlerin hukukuna karşı hukukun üstünlüğü” deyip duran size ne oluyor?

Bu yasadan ala üstün hukuku mu olur?

Bundan ala sınav var mı?