Bu dava böyle bitmez!

  • 12.01.2012 00:00

 “Sanki davanın sınırları en başta çizilmişti” diyor avukat Fethiye Çetin.

Gerçekten de Hrant Dink’in katledilişinden beş yıl sonra, önümüzdeki Salı günü sonuçlanması beklenen dava, aradan geçen zamanda hiç ilerlemedi.

On sekiz sanıkla açılmıştı, avukatlar uğraş didin iki kişinin daha sanık olmasını sağladılar, ama beşinci yılın sonunda mahkeme sadece en baştaki 18 sanık için ceza istedi.

Oysa -yoksa çünkü mü demeli?- apaçık derin bir cinayetti bu. Dolayısıyla tetikçiye değil,tetiği çektirene ulaşmak gerekiyordu.

Bu da devletin derin dehlizlerini yargıdan koruyan duvarı aşmayı gerektiriyordu.

Devletin emir komuta hiyerarşisi içinde, sistematik ve rutin olarak “münferit” cinayet işlemesi yeni bir şey değildi. Ama bu kez durum farklıydı.

Bu kez ümitli olabilirdik.

Çünkü başta, derin devletin uzantısı değil mağduru bir hükümet vardı ve bu cinayetin aydınlatılmamasından hiçbir çıkarı yoktu. Tersine, bu davayı aydınlatmak, kendisine kurulan tuzakların da ortaya çıkarılmasını sağlayabilirdi.

Bu dava ilerleyebilirdi.

**

Ama öyle olmadı.

Devlet yine duvar oldu.

İçişleri BakanlığıJandarma ve Emniyet görevlileri hakkındaki bütün soruşturma taleplerini reddetti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sorgulanması gerektiği hükmüne vardığı 38 kamu görevlisi, bu kapsamda MİT görevlileri sorgulanmadı.

“Kurumlar” direndi.

Cinayetin aydınlatılması bakımından hayati önemi olan telefon kayıtları bir türlü mahkemeye ulaştırılmadı. Hem de mahkemenin defalarca istemesine rağmen.

Mahkeme Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan (TİB), olay yerinde görülen şüphelilerin kimliğini saptayabilmek için o gün arada kimin kimle konuştuğuna ilişkin kayıtların gönderilmesini istedi.

Ama TİB, aylarca direndi. Önce “özel hayatın gizliliği”ni gerekçe gösterdi. Sonra “kayıtlar yok” dedi, daha sonra da “temsili görüşme” istedi.

Sonuçta silinmesine az zaman kala, gün gün geriye doğru sayım sesleri yükselmeye başladığında, “kayıtların silinmesine şu kadar gün kaldı” diye her gün daha yüksek sesle varlığını duyuran bir öfke çığlaşması başladığında kayıtları gönderdi.

Savcı bu telefon kayıtlarını İstanbul Emniyeti’ne gönderip kontrol ettirdi. Emniyet, sanıklarla yapılmış bir görüşme tespit edemedi. Ama onun tespit edemediğini avukatlar etti ve o gün o saatte cinayet mahallinde bulunan beş ayrı numaranın sanıklarla irtibatını tespit edip mahkemeye sundu.

Son olarak savcı, cinayeti Ergenekon’un Trabzon ayağının işlediğini söyledi, ama ne davanın Ana Dava ile birleştirilmesi talep edildi, ne de bu kendisi bu ayağı aydınlatabildi.

“Ergenekon’da işin köküne inilse Hrant Dink Cinayeti çıkacaktı ortaya, ya da Hrant Dink davası doğru düzgün görülseydi Ergenekon tüm heybetiyle deşifre olacaktı. Maalesef ikisi de olamadı” diyor Orhan Kemal Cengiz.

**

Salı günü son duruşma olabilir.

Geldiğimiz aşamada artık aile duruşmalara katılmıyor. Çünkü bu davanın bir yere varacağına inanmıyor.

Keşke birileri, omzunun üstünden fısıldayan bürokratların uğursuz telkinlerine teslim olup gaflet içinde kendilerine açılan bu zaman kredisini tüketenlere, bu davanın aslında kendi davaları olduğunu anlatabilseydi.

Keşke onlar, katledilen o insanın şahsında kendi sınavlarını vermekte olduklarını ve bu sınavı kaybetmenin sadece öteki tarafta değil, bu dünyada da kaybettireceğini idrak edebilselerdi.

**

Yine de iş işten geçmiş değil.

Hala bir çıkış yolu olabilir.

“Açık soruşturma dosyası işlevli kılınarak, çok önemli bulgulara ulaşılabilir; biz bu dosyaya çok delil sunduk” diyor Fethiye Çetin. Yargıtay aşamasında dahi yeni delil çıkması durumunda yapılabilecekleri anlatıyor ve bunun siyasi bir dava olmasına dikkat çekerek, “bu yüzden siyasi iradenin, bütün kurumlarıyla bu davanın açığa çıkması için uğraşması lazım” diyor.

İşte bu noktada, her dinden, her soydan, her siyasi görüşten, adaleti üstün tutanlara iş düşüyor. Aşağıdan yukarıya basınçla, siyasi iradeyi doğru yerde durmaya zorlamamız gerek.

Şimdi “bu dava böyle bitmez” demenin zamanı.

Bu amaçla katledilişinin 5. yılında Hrant Dink’i anmak ve davaya fiilen müdahil olduğumuzu göstermek için 19 Ocak Perşembe günü saat 13.00’de Taksim’den Agos’a yürüyeceğiz.

Yeryüzünde mutlak güven duyabileceğimiz bir devlet veya mahkeme yok. Bu yüzden de, davayı milyonlarca gözle her an izlemek zorundayız.

Hak yerini bulana kadar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar