• 19.01.2012 00:00

 Niçin gülüyorsun, anlatılan senin hikayen” diyor Horace.

Hrant Dink Davası pek çok bakımdan aslında AK Parti Hükümeti’nin hikayesi. Ama bu özdeyişte olduğu gibi, o bunun farkında değil.

“Kafes Eylem Planı”nda Santoro, Zirve ve Dink cinayetlerinden “operasyon” olarak bahsediliyordu. Amaç, Türkiye’de “İslami referanslı hükümet Hıristiyanları katlediyor” mesajı vermek ve darbenin dış koşullarını oluşturmak, AB sürecini baltalamak ve Türkiye halkını dünyadan soyutlayıp, hükümeti tenhada yalnız yakalamaktı.

Şeytani bir plandı bu. Ama tutmadı.

Planı bozan, o gün CHP ve MHP sınıfta kalırken, AK Parti’nin iyi bir sınav vermesiydi.Başbakan Erdoğan’ın Dink ailesini ziyareti, adaletin yerini bulması konusunda namus sözü vermesi ve daha önemlisi, İslami kesimin haktan ve adaletten yana doğru yerdedurmasıydı.

Ama bunun kadar önemlisi, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II’nin Der Spiegel’e yaptığı “Cemaat olarak oyumuzu AK Parti’ye vereceğiz” şeklindeki açıklamaydı. Adeta tartışmayı sonlandıran sözdü bu. Hükümet, milyonlarca dolar verse, bu kadar etkili kamuoyu oluşturamazdı.

Türkiyeli azınlıkların dışarıdan gelen heyetlere ikili görüşmelerde hükümetle ilgili olumlu kanaat beyan etmeleri de, içeride “AKP Batı yanlısı, ülkeyi satıyor” derken, dışarıda“AKP şeriatçı, gizli gündemi var” korkusunu pompalayan ulusalcıların bütün propagandasını bir anda sıfırlamıştı.

Bu kez umut vardı.

AK Parti geçmişte Demokrat Parti’nin yaptığı hatayı tekrarlamayacak gibi görünüyordu.

Hatırlayalım, DP kendi iktidarında yaşanan “6-7 Eylül Olayları” barbarlığını gereği gibi soruşturmamıştı. Muhtemelen bunun için çok sebebi vardı. Belki ona “devletin içinde gerginlik” yaşanmaması “kurumların yıpratılmaması” söylenmişti, belki de o tezgahın içinde yer alanların bir kısmının da kendi partisinden olduğunu biliyordu.

O gün ölçüp biçmeseydi, kural izleyici olabilseydi, o tezgahı soruşturabilseydi, belki de beş yıl sonra kendisine darbe yapacak olan bir çeteyi o günden tespit edip çökertecekti.

Ama yapmadı ve kaybetti. Üstelik 6-7 Eylül rezilliğinin ayıbı onun üstüne kaldı.

***

Bazıları ölçüp biçer, planlar, projeler oluşturur, ama yanılır. Onların yanılgısı çoğu kez hem kendilerine, hem de başkalarına pahalıya mal olur.

Bazıları ise bu dünyada hayatın tabi olduğu üstün ilkelerin varlığına inanır. Hata yapmamak için, kendi öngörüleri yerine, sağlam ve güvenilir ilkelere uymayı tercih eder.

İlk bakışta dezavantaj gibi görünür bu. Çünkü açıkça riske girmeyi, pire için yorgan yakmak gibi görünen “irrasyonel” tutumlar almayı gerektirir.

Ama hile ve desisenin alasını  bilen güçlerle mücadele ederken en büyük ve etkili, kazanmayı getirecek tek silah da budur.

Çünkü ufak bir ayrıntı gibi duran adil davranış, akıl almaz biçimde bambaşka bir alanda can simidi olur.

Bazen de göz yumulan toplu iğne başı kadar bir adaletsizlik, en büyük felaketi getirir.

***

Bugün 19 OcakHrant Dink’in beş yıl önce katledildiği gün.

Keşke bugün, “hak yerini buldu” diyebilseydik.

“Dink Davası”nda hükümete umut bağlayan demokratların mahcup olduğu, davada hedef saptırmak için dezenformasyon yapan oportünist yazarların kahraman sayıldığı, Hrant’ı severken Ergenekon’dan geçemeyenlerin “bak, biz dememiş miydik” havalarında ortalarda gezdiği bir ortam bu.

Cinayeti işleyenler, ilk aşamada ulaşamadıkları hedefe, belki de ilk kez bu kararla yaklaştılar.

AK Partili yetkililer bizimle birlikte yakınıp, “bu karar vicdanımızı yaraladı” diyorlar.

Ama açılan yara bundan çok daha derin olabilir. Belki de onların sınavı, asker, oligarşi, yargı değil, mazlum bir Ermeni’dir.

Belki de kaybetmekte oldukları kendi davalarıdır. Herkesin bu dünyada bir sınavı vardır ve belki onlarınki de budur.

“Keşke bilselerdi.”