• 26.01.2012 00:00

Tarihin bu anında önümüze dört kapı açıldı:

Ergenekon DavasıHrant Dink Davası, Danıştay Davası ve Malatya Zirve Katliamı Davası.

Bu dördünden hangisini izlerseniz, aynı yere varacaksınız. Hangisinde ipin ucunu gereği gibi takip edecek olsanız aynı derin dehlizlere, aynı büyük fotoğrafa ulaşacaksınız.

“Ergenekon Devleti”ni bütün ana arterleri ve kılcal damarlarıyla teşhis edip onu bünyeden atacaksınız.

Bu dört dava, bizi derin canavara götüren dört geçitdört methal demek.

***

Hrant Dink Davası’nda, ayağına gelen tarihi fırsatı kendi eliyle itti sivil hükümet.

“Bu iş daha bitmedi” diyor ama artık bunun kendisi için hayat memat meselesi olduğunu idrak edip adaletin tesisi için canını dişlerine takıp uğraşsa bile, bir şey değişmeyebilir.

Şimdi önünde bir kapı daha var: Malatya Zirve Katliamı Davası. Ama korkarım ki o da kapanabilir.

Bugünlerde “İkinci İddianame” bekleniyor.

Davayı yakından takip edenler, orada da “büyük fotoğraf” ortaya çıktığı halde, davanın gidişatı göz önüne alındığında, beklenen iddianamenin bunu ortaya koymayabileceğine ilişkin bir endişe taşıyorlar.

Dosyanın, bütün bu “ağı” ortaya koyan ve ikinci iddianameyi hazırlayan savcıdan alınarak,KCK soruşturmalarını hazırlayan savcıya verilmiş olmasını hayra yormuyorlar.

“Hrant Davasındaki apaçık bir örtbas etmeyi ifade eden sonucu görünce ilk aklıma gelen, Zirve’de uzun süredir beklediğimiz ikinci iddianamenin mahkemeye sunulmayabileceği ya da yüzeysel biçimde sunulabileceği oldu” diyor Malatya’daki maktullerin avukatı Orhan Kemal Cengiz.

Ergenekon Davası’nda Zekeriya Öz’ün görevden alınmasının, örgüt üyeliğini geniş yorumlayan ve bu yüzden tepki toplayan tutuklamalardan değil, soruşturmayı tam da bu büyük fotoğrafı tamamlayacak yönde derinleştirmeye yönelmesine bağlayanlar da var.

Öz’ün istediği son dosyanın Malatya Zirve Cinayeti Dosyası olduğunu, hemen ardından görevden alındığını söylüyorlar.

Bunun davanın ulaşmaması gereken yere ilişkin bir mutabakatın ürünü olabileceğini ileri sürüyorlar.

***

Hrant Dink Davası’nda olağanüstü büyük ve tarihi fırsat heba edildi.

Ama şimdi sivil iradenin önünde bir “telafi sınavı” var. Sadece vahşice işlenmiş tüyler ürpertici bir cinayeti açığa çıkarmanın ahlaki sorumluluğundan söz etmiyorum.  Orada hedef kendisi olduğu için de sınavı.

İslami arkaplandan gelen bir Hükümet için Hıristiyanların katilinin izini sürmenin getiriside, onuru kadar yüksek olabilir. Belki de bunu başarması, gün gelir kendisi için “hayat kaynağı” olur.

Tabii bu kez davanın daraltılıp tetikçilere indirgenmesine göz yummazsa...

***

“Devletin röntgeni”nde şimdiye kadar alınan en net görüntü bu. Ve bu yönüyle, belki dederin uru almak için tam da neşteri vurmamız gereken yeri ifade ediyor.

Yeter ki sivil irade bu kez körleşme yaşamasın. Sureti haktan görünen bürokrat eskisi sinsi siyasetçilerin ve kendi muhtaç himmete danışmanlarının gözünü perdelenmesine izin vermesin.

Bu kapı da kapanmasın.