• 19.04.2012 00:00

 28 Şubat’ı bütünüyle geride bırakmak istiyor muyuz?

O zaman sadece onun elebaşlarını yargılamakla yetinemeyiz.

“Batı Çalışma Grubu” adlı yasa dışı örgütü mahkum etmekle de...

28 Şubat’ın medyadaki, üniversitedeki, yargıdaki, sermayedeki suç ortaklarının hukuki sorumluluğunun sağlanmasıyla da...

Mağdurlara tazminat ödemekle de yetinemeyiz.

Bütün bunlar olmalı, ama darbe ve muhtıra verenlerin ve ileride vermek isteyenlerin kurduğu vesayet rejiminin payandaları tasfiye edilmedikçe güvende değiliz.

Gerçek bir demokratikleşme için, o hukuk dışı müdahaleleri mümkün kılan, tamamlayan ve kolaylaştıran kurumlara yer veren hukuki ve siyasi çerçeve de değişmeli.

***

Nedemişlerdi 28 Şubat’ta? “Bu kez silahsız kuvvetler halletsin.”

Bunu söyleyenler, muhtıra verdikleri toplumun “silahsız kuvvetleri”nden nasıl bu kadar emin olabiliyorlardı?

Çünkü medyası ve üniversitesi gibi “meslek örgütleri”nin de reel toplumu yansıtmadığını, aksine, tam da vesayeti bütünleyecek biçimde dizayn edildiğini ve dolayısıyla öyle hareket edeceğini biliyorlardı.

Sadece “beşli çete” olarak anılan ve 28 Şubat muhtırasının sivil alandaki payandalarını oluşturan TOBBTESKTİSK,DİSK ve Türk-İş’i kastetmiyorum.

Hatta sadece 28 Şubat’ı da kastetmiyorum.

Bütün bir “kamu kurumu niteliğini taşıyan meslek örgütleri”nden söz ediyorum.

Bütün bir “sistem”den söz ediyorum.

***

Vesayet rejiminin sivil alandaki işgalinden söz ediyorum.

Onun toplumu meslekler üzerinden cendereye almasını, sivil alandaki meslek örgütlerini bir tür “devlet dairesi” ve onun üyelerini de “devlet memuru” haline getirmesini kastediyorum.

O mesleğin üyelerinin çıkarlarını koruyormuş gibi bir izlenim verse de, aslında hem o meslek mensupları için bir hapishane olan, hem de onlar üzerinden toplumu merkezi otoritenin güdümüne sokan, onu bürokratik oligarşinin denetimi altına alıp devlete bağlayan bir yapıdan söz ediyorum.

***

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının çoğulcu demokrasiye aykırı biçimde oluşturulması bir tesadüf değil. Aksine, korporatist ve faşist sistemlerdeki “mesleki temsil” esasının bu Kemalist adaptasyonu, vesayet rejiminin bir gereği.

Ve eğer vesayeti bütünüyle tasfiye etmek istiyorsak, yeni ve sivil anayasanın bu konuda da evrensel standartları, çoğulcu demokrasinin, serbest piyasa ekonomisinin, rekabetin ve özgürlüğün gereklerini taşıması şart.

***

Peki bunu nasıl yapmalı?

Liberal Düşünce Topluluğu’nun “Türkiye’de Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Reform Önerisi” bunun için gayet sağlıklı bir yol haritası çiziyor.

LDT Raporu, “yeni anayasada meslek kuruluşları anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmalı, üyeliğin gönüllü olduğu, örgütlenme özgürlüğünün ve çoğulculuğun teminat altına alındığı özel hukuk tüzel kişiliklerine dönüştürüleceği bir model kanunla düzenlenmelidir” diyor.

Yeniden yapılandırma sürecinin; kuruluş, faaliyet ve hizmetler bakımından “serbestlik”, üyelik ve finansman bakımından “gönüllülük”, teşkilatlanma ve hukukî statü bakımından “özel hukuk tüzel kişiliği” ve devletle ilişkiler bakımından da “bağımsızlık/özerklik”, esaslarına uygun olarak gerçekleştirilmesini öneriyor.

(Raporun tamamına http://liberal.org.tr/incele.php?kategori=MTY=&id=NzEx adresinden ulaşabilirsiniz.)