• 6.12.2012 00:00

 Hani komşularla sıfır sorun olacaktı? Şu geldiğimiz hale bakın, herkesle kavgalıyız” diyorlar özetle.

İlk bakışta haklı görünen bir eleştiri bu.

Ama değil.

“Komşularla sıfır sorun” demek, “devletlerle sıfır sorun” demek değildir.

“Komşu” dendiğinde, devletçi zihniyetten bakanların aklına ilk olarak toplumların değil devletlerin gelmesi normal.

Ama komşumuz olan toplumlardır, rejimler veya devletler değil.

Demokratik bir komşu ülkeden söz ederken, devlet ile toplum arasında keskin bir ayrım yapmaya ihtiyaç duymazsınız.

Aynı anda biriyle iyi olurken diğeriyle kolay kolay kötü olmazsınız.

Örneğin Yunanistan demokratik bir ülkedir ve politikanızı belirlerken Yunanistan toplumuyla oradaki devleti tamamen ayırmaya gerek duymayabilirsiniz.

Ama Suriye ile duyarsınız ve duymalısınız.

***

Bir devlet halkını kesmeye başladığında hiçbir şey olmamış gibi ilişkiye devam edemezsiniz. Tam da “komşularla sıfır sorun” politikası, o devletle aranızın bozulmasını gerektirir ve öyle de olmalıdır.

Şöyle bir örnekle anlatayım:

Mahallede komşularınızla iyi geçinmekle övünüyorsunuz. Ama kapı komşunuz zorba bir adam. Babadan öyle görmüş, aile içi şiddet kullanma potansiyeli var.

Gidiş gelişleri sıklaştırıp öğüt veriyorsunuz.

“Aman dikkat, baban gibi olma, artık devir değişti, sen uslu ol” diyorsunuz.

Ama o dinlemiyor. Sonunda korktuğunuz oluyor. Her gün komşunuzun evinden feryatlar yükseliyor, komşunuzun eşi ve çocukları can havliyle kapınızı çalıp size sığınıyor.

Sizin de düzeniniz bozuluyor ve artık siz de o zorba adamla kötü oluyorsunuz.

Durumu fırsat bilen kayınvalideniz demediğini bırakmıyor.

“Hani sen komşularınla iyi geçiniyordun? N’oldu? Hem bize ne onların evinde olan bitenden? O çocuklara niye her seferinde kapıyı açıyorsun? Onlar sadece bela getirir. Ne fayda gördük biz bu işten? Çıkarımız ne?” diyor.

***

Uludere’den Şike’ye kadar tüm yanlışlarında hükümeti eleştiren biri olarak söylüyorum, bu hükümetin Suriye politikası baştan itibaren doğrudur.

Hem evrensel insan hakları ve ahlaki ilkeler bakımından doğrudur, hem de komşularla sıfır sorun politikasıyla uyumludur.

Ve -benim önceliğim değil ama- tüm moral değerleri dışlayan dar kafalı “ulusal çıkar”cıların zannettiğinin aksine, uzun vadede Türkiye’nin çıkarınadır.

Bugün Suriye’de meşruluğunu kendi halkını katlederek kaybetmiş bir rejim var. Suriye halkı direnme hakkını kullanıyor ve onu ahlaki bakımdan meşru her yoldan desteklemek gerek. Oradaki rejimin yıkılması için çalışmak gerek.

“İyi de Esed dün de diktatör değil miydi?”

Diktatördü. Mağripten esmeye başlayan devrim rüzgarlarının Doğu Akdeniz kıyılarına ulaşacağı belli olduğunda

Erdoğan ailece gitti, geldi, onu demokratik bir geçiş için ikna etmeye çalıştı. Olmadı. Kan toprağa düştüğünde ise çok geçti.

Suriye rejimi, halkın üzerine ateş açtığında, masum insanlarla beraber kendi zayıf meşruiyetini de öldürdü.

O saatten sonra Esed’i Erdoğan da kurtaramazdı ve ipler koptu.

Ama bu yol denenmeliydi. O ziyaretler de, bugünkü kopuş da iyi komşuluğun gereğiydi.

Bazıları “keşke uluslararası güçlere bu kadar güvenip baştan beri meseleye bu kadar angaje olmasaydı” diyor.

Ama Türkiye Hükümeti daha baştan tavrını net olarak Suriye halkından yana koymuş olmasaydı, biz bugün onu “belki de yeterince gayret sarf etmediğinden Esed rejimi hala devrilmedi” diye suçlayacaktık.

Uluslararası dengeler izin vermediği için diktatör hala yerinde duruyorsa bu onların günahı değil.

***

Hükümeti eleştirecekseniz seçtiği baş ombudsman yüzünden eleştirin. Dışişleri Bakanına soru soracaksanız “AİHM’de Hrant Dink ile ilgili o utanç verici savunma oruçtan ağır gelmişti, bu nasıl geldi” diye sorun.

Ama çoluk çocuğu katleden, kendi şehirlerini bombalayan iğrenç bir katile karşı doğru yerde durmasını eleştirmeyin. Bunu ancak, insanlık ve demokratlık adına bütün inandırıcılığınızı kaybetme pahasına yaparsınız.