• 14.02.2013 00:00

 Bana öyle geliyor ki, Türk halkının bürokrasiden çektiğini dünyanın hiçbir halkı yönetimden çekmemiştir. Anadolu halkı tarihin en büyük zulmü altında inlemiş ve fırsat bulur bulmaz bürokrasiyi devirmiştir.”

Böyle diyordu yıllar önce Abdi İpekçi ile bir sohbetinde Yaşar Kemal. Ve devam ediyordu:

“Halk 1950 yılında ne yaptı? Kendisini 700 yıldır ezen bürokrasiyi oylarıyla yönetimden uzaklaştırdı.”

Bu satırları Kazım Berzeg’in Liberalizm, Demokrasi, Kapıkulu Geleneği kitabındaki “Eski Sınıf” başlıklı olağanüstü güzel makalesinden aldım.

***

Gerçekten de Türkiye toplumu hiçbir şeyden çekmedi dünyada, kendi bürokratından çektiği kadar.

Bugün de çekiyor.

Çünkü 1950’de “bürokratların partisi”ni devirmesi, “bürokratik yönetim geleneği”nden kurtulması anlamına gelmedi.

Demokrasiye geçmek için, siyasi, hukuki ve iktisadi boyutlarıyla bütün bir egemenlik ilişkisini dönüştürmek gerekiyordu.

Bu mücadele bugün de devam ediyor.

Sivil anayasa çabasıyla devam ediyor, Ergenekon, Balyoz ve JİTEM davalarıyla devam ediyor.

Ama geldiğimiz aşamada iktidar, geri çekilmesine bakarak onun pes ettiğini düşünmek gibi vahim bir yanılgı içinde olduğunu gösteren tutumlar sergiliyor.

Başbakan Erdoğan, tutuklamalar yüzünden orduda general kalmadığını söylüyor, Bülent Arınç ise “bürokraside önemli noktalarda görev yapmış” “itibarlı, saygınlıkları olan” insanların tutuksuz yargılanmasını istiyor.

Bazıları bu durumu, Genelkurmay Başkanı’nın “ordudaki rahatsızlığı” dile getirerek Başbakan Erdoğan’ı yargı sürecinin derinleşmemesi veya bir tür af için ikna etmiş olmasına bağlıyor; bazıları ise Kürt Sorununun çözüm sürecinde bir tür dengeleme kaygısına.

Ama hangisi geçerli olursa olsun, yanlış yapılıyor.

***

Her şeyden önce, eğer halkın seçtiği bir iktidara karşı orduda kolektif bir kurumsal tepki varsa, bu ölçüde bir siyasi kadrolaşma varsa, o kurum baştan ifsat olmuş demektir.

Böyle bir durumda, tam da bu sebeple ciddi bir kurumsal temizlik yapmak, gerekirse topuna birden işten el çektirmek ve yargı önüne çıkarmak şarttır.

“İnsani jest” olmasın, herkes tutuklu yargılansın demiyorum.

Öte yandan adil yargılanma hakkını herkesin, katillerin, tecavüzcülerin, hatta darbecilerin bile hak ettiğini tartışmaya bile gerek yok.

Ama hukuki süreci adalet yerini bulmadan “uzlaşma” adına yarıda bırakırsanız, bu bürokratlar kaldıkları yerden devam ederler diyorum.

Şu anda bir “beyaz sayfa” açmanın koşulları yok. Bunun olabilmesi için öncelikle hukuki sürecin sonuna kadar devam etmesi, darbecilerin tamamının son unsuruna kadar ayıklanması gerek. Belki bunun kadar önemlisi, bu suçun ahlaken kesin biçimde mahkum edilmesi, buna bir pişmanlık ifadesinin de eşlik etmesi gerek.

Bu olmadan asker veya sivil, bürokrata taviz çözüm değildir. Çare olmamıştır ve olmaz.

Bu kapıyı biraz aralayacak olursanız, peşinden yeniden, halkın seçtiklerine omuz atmak gelir, muhtıra ve darbe gelir,

“Önümüzdeki Dönemde Bilgi Destek ...” diye başlayan “eylem planları” gelir, Çorum, Maraş, Sivas ve Başbağlar gelir.

***

Yapılması gereken, bu davaların hukuka uygun biçimde yürümesini sağlamak ve derinleştirmektir.

Hükümete sözüm şu:

Bu toplum, kendi bürokratından dayak yememek için sizi iktidara getirdi. Eğer hukuk önünde saygın olan ve olmayan ayrımı devam etsin isteseydi, “devlet partisini” iktidara getirirdi, sizi değil. Siz yapamayacaksanız da başkasını getirir.

Kıyısına kadar yaklaştığımız asırlık arınma umudunu heba etmeyin.

Bakın Ertuğrul Özkök sizi kutluyor. Bu bile bir şeylerin yanlış gidiyor olabileceğini göstermiyor mu?