• 9.05.2013 00:00

 Bazen insanın dilinin dolaştığı, ağzından abuk sabuk anlamsız sözlerin dökülüverdiği durumlar olur.

Genellikle şaşıran veya aniden beklemediği bir soruyla karşı karşıya gelen insanların halidir bu. Ve bu sayıklamalar, dil sürçmeleri sebepsiz değildir.

Daha önce de yaşanmıştı.

Hükümet üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldırmak istediğinde ve özgürlükçü akademisyenler bunu desteklediğinde, o zamana kadar yasağa karşı görünen bazı hocaların da aynen böyle dilleri dillerine dolanmıştı.

“Biz özgürlükten de laiklikten de vazgeçmeyiz” mealinde alternatif bir bildiri kaleme almışlar, daha önce hiçbir kesim ve hiçbir hak talebi için kurmadıkları karşıtlığı başörtüsü için kurmuşlardı.

Bir yasağın kaldırılması söz konusu olduğunda “üçüncü yol”un aslında yasakçılık olduğunu görmeden; işi yokuşa sürmek için, neredeyse bütün beşeri problemleri masaya yığarak...

Önce işçi hakları verilsin, eşcinsellerin hakları tanınsın, çevre sorunları ne olacak türünden uzunca bir ön şart listesi sunarak, sonradan bazılarının “evet, bizim o bildiride sorunlar vardı” diye itiraf edecekleri utanç verici bir refleks göstermişlerdi.

**

Kasvetli bir karanlığın ardından ani bir güneş açması yaşadı bu ülke.

Ama bazıları Çözüm Süreci’ne hazırlıksız yakalandı.  

İlk şokun etkisiyle dili dolaşanları, “Kürtler ve Türkler, evet, eşit vatandaşlar olacaklar bundan böyle. Pres makinalarında ezilen çocukları eşitlenecek… Kürtçe de ölebilecekler artık” türünden sayıklamaları hatırlayın.

Sonradan daha ciddiye alınabilir argümanlar geliştirildi ama başlangıçtaki yakınmalar aşağı yukarı böyleydi.

**

Barış ile demokrasi arasında bir tercih yapmak durumunda değiliz.

Tıpkı özgürlük ile güvenlik, eşitlik ile özgürlük arasında tercih yapmak zorunda olmadığımız gibi.

Eğer bu kavramları doğru tanımlarsanız, sadece birbirleriyle çelişmediklerini değil, birbirlerini bütünlediklerini de fark edersiniz.

Bu bağlamda “barış için demokrasiden, demokrasi için barıştan vazgeçmeyiz” demek, ancak bu ikisinden birini yanlış anlamak pahasına mümkün olabilir.

Hepsi bir yana, “demokrasi için barıştan vazgeçmeyiz”in ne anlama geldiğini biri bana anlatsın.

Fiyakalı bir cümlenin ikinci kısmını tamamlama kaygısıyla söylenmiş olmanın dışında tabii…

 

Taksim gösteriye kapatılmamalı

Yerli filmlerde vardır, bir şeyler yolunda gittiğinde, yüzler güldüğünde, ille de araya bir trajedi sokulur.

Taksim’i, İstiklal’i basın açıklamalarına kapatmak da aynen böyle oldu.

Neden mi?

Öncelikle, ulaşım hakkını engellemeyen veya başka türden bir ihlalde bulunmayan insanları engellemek ifade özgürlüğünün ihlalidir.

Bu sebep, tek başına bu karara karşı çıkmaya yeter. Ama ikna olmayanlar için başka gerekçeler de var:

Birincisi, Taksim’i bir ziyaretgah, 1 Mayıs’ı orada anmayı da adeta bir ibadet olarak algılayan bir kesim var ve onları anlamak gerek (Bir nevi din ve vicdan özgürlüğü olarak alın ve saygı duyun demek istiyorum.)

İkincisi bu yasak, Çözüm Süreci’nde yalnız bırakılmış olmanın hayal kırıklığını taşıyan Türk solunun yüzleşmesini ve iyileşmesini geciktirecek yeni bir çatışma zemini demek.

Üçüncüsü bu süreçte bu yasak, barış ile demokrasi arasındaki sahte ikileme inanmaya hazır kesimlerin yaygınlaştırmaya çalıştığı kafa karışıklığına en büyük desteğin hükümet tarafından verilmesi anlamına geliyor.

Dördüncüsü, sorarlar insana, başka işiniz gücünüz yok mu sizin? Tamam, bazıları 70’li yıllarda kalmış olabilir ama siz de arada o yıllara gidip gelmeyi bırakın.

Bırakın anılmaya değmeyen tarih çıksın hayatımızdan.