• 30.12.2013 00:00

 Post-modern zamanlarda yaşıyoruz. Hiçbir şey göründüğü gibi değil.

Bu ülkede pek çok konu üzerinden başka bir kavga verilir ve herkes de bunu bilir. Son yolsuzluk operasyonunu, tıpkı MİT Krizi gibi bu mücadelenin bir parçası olarak okuyanlar haklı olabilir.

Ancak, isterse bütün bu operasyonu yapan ekibin cemaatsel bağlantıları saptanmış olsun, iktidara düşen, bu soruşturmanın hukuka uygun biçimde yürütülmesini sağlamaktır.

Bunun anlamı, yetkilerini kötüye kullanan yargı bürokratlarının her yaptığına teslim olmak değil elbette. Gerekirse onlara rağmen, adaletin önündeki engelleri kaldırmaktan söz ediyorum.  

Hükümetin hem hukuki ve ahlaki olarak yapması gereken budur, hem de siyasi basiretin gereği olarak.

Çünkü Türkiye toplumu, Ak Parti veya CHP’nin içinde yolsuzluk yapan olduğunu duyduğunda şaşırmaz, o partiyle ilgili hayalleri yıkılmaz. Ama yolsuzluğun ve onu yapanın korunduğuna inandığında bu olur. 

Şimdi Ak Parti iktidarına düşen, bir yandan bu soruşturmanın derinleştirilerek devam etmesi, hukuki sürecin gereği gibi işlemesini sağlaması, diğer yandan da bu operasyonun iddia edilen karanlık örgütsel boyutunun ortaya çıkarılmasıdır.

Böyle yaptığında, yolsuzlukla ilgili iddialara, bu operasyonu kotaran gücün niyetinden bakmadan ciddiye alıp bizzat kendisi üstüne gittiğinde, bunu hem ülke hem de kendisi için avantaja dönüştürmeyi başarır; tezgâhsa ortaya çıkarır, değilse arınma için vesile olur. Çok muhtemeldir ki, bu ikisi aynı anda gerçekleşir. 

**
Cemaate gelince. 

Onları içinde bulundukları durum ve ruh haliyle ilgili olarak uyarmak da boynumuzun borcu.

Yolsuzluk iddialarının takipçisi olmak değil tabii ki kastettiğim; bundan ibaret olsa çok da değerli olurdu.

Yanlış olan, Fethullah Hoca’nın öfkesinde ifadesini bulan bir teyakkuz hali ve bariz bir sağduyu kaybı. 

Yolsuzluk meselesinin o medya tarafından adeta bir savaş olarak yürütülüyor olması, en alakasız insanlara bile, meselenin yolsuzluktan ibaret olmadığını açık biçimde gösteriyor. 

Kavganın yolsuzluktan ibaret olmayan boyutunun aşikar olması, Ak Parti tabanı dahil pek çok kişinin ilgisini, başka bir zaman olsa ciddiye alabileceği iddialara değil, kavgaya ve operasyonun arkaplanına ilişkin tartışmalara yöneltiyor.

Dahası, sosyal medyada Cemaatten olarak bilinen ve bazıları gerçekten öyle olan pek çok ismin aynı ruh haliyle yazıp çizdikleri de bu sağduyu kaybına işaret ediyor.

Yıllarca “tedbir ve “teenni” diyen bir çevre, acaba “Hükümetle cemaat savaşını cemaat kazanır” diyenlere inanmış olabilir mi? Kendisine böylesine büyük bir güç atfetme hatası yapabilir mi?

Eğer öyleyse, bu olağanüstü vahim bir hata olur.

Çünkü bu “savaşı” hükümet kaybetmez; o kaybetse bile cemaat kazanmaz.

Herkes gibi cemaat mensuplarının da kamu bürokrasisi içinde var olma hakkı elbette vardır; ama herkes için aynı anda geçerli olan somut hukuk normlarına uyarak. 

Ve kamu politikasını belirleme yetkisi seçilmiş siyasi iktidarındır.

**

Her halükarda yapılması gereken açık.

Operasyonu yürütenlere ilişkin kuşkulardan, hatta somut bazı bağlantılara ilişkin tespitlerden bağımsız olarak, iddiaların üstüne gidilmeli. Suça ilişkin güçlü delillerin olduğu durumlarda, söz konusu siyasiler istifa da ettirilmeli.

Kamu bürokrasisi içinde örgütsel veya cemaatsel aidiyeti uyması gereken normların önüne geçen ve ait olduğu çevrenin talimatıyla operasyon yapan bürokratların olduğu durumlarda, cemaatçi, liberal, solcu, sağcı, mason veya başkası, cadı avına dönüştürülmeden onlar da görevden alınmalı. 
Ve siyasete sahip çıkılmalı. Çözüm Süreci veya başka her konuda karar verme ve uygulama yetkisinin seçilmiş siyasi iktidarda olduğunu herkes kabul etmeli. Atilla Yayla’nın dediği gibi “yanlış olan bürokratik vesayetin kendisidir, bürokratik vesayet girişiminin üniformalı memurdan mı üniformasız memurdan mı geldiği teferruattır.”

**

İş bu noktaya gelmeyebilirdi. 

Ama geldi.

Bu noktada her kesimden makul insanlara düşen, hangi tarafta olurlarsa olsunlar, artık adil bir gözlemcilikten başkası değil.

http://www.ajanshaber.com/Article/berat-ozipek/bu-kavgada-ne-yapmali-/153

23 Arakık 2013