• 1.02.2017 00:00

 Ben yazdım oldu türünden bir anayasa değişiklik paketi sunulduğu gibi değil ama. Gerçekten evrensel demokrasi ölçütlerine dayalı bir siyasi partiler kanunu hazırlanmalı. Lider sultasından ve diğer anti-demokratik hükümlerden arındırılmış olan siyasi partiler kanunuyla yeniden teşkilatlanmalı, yenilenmeli mevcut partiler.

Gündemi hızlı tüketen toplumuz. Sosyal, siyasal sorunlar elimizde birer sarf malzemesi adeta. Harcıyoruz habire. Çöpe atmıyoruz ama. Belli aralıklarla yeni tartışma konularına malzeme edebilmek için biriktiriyoruz kenarda.

Anayasa birikenlerden biriydi. Kırk yıllık temcit pilavımız adeta. Kahve sohbetlerinden entelektüel tartışmalara, akademi kürsülerinden parlamento kürsüsüne kadar yeni anayasa ihtiyacı herkesin dilindeki gündem demirbaşı…

Hatta bir keresinde gündemi değiştiremeyip anayasa değişikliğini gündeme almıştık, biliyorsunuz. Anayasa değişikliği ihtiyacı lafta kalmasın diye miydi yoksa laf olsun diye mi ondan pek emin değilim. Ama olsun hop oturup hop kalktığımız günlerdi. Keyifliydi. Nasıl da inanmıştık, özgürlükçü, demokratik anayasa yazma iradesine sahip bir meclisimiz olduğuna. Hep beraber yaşadık gördük o günleri. Meclisimizin iradesinin, liderlerin iki dudağı arasında olduğunu zaten biliyorduk. Liderlerin de anayasa değişikliği ihtiyacını, toplumsal ihtiyaçları öncelediğini sanmıştık. Hüsran oldu. Ama olsun o zaman inanmak da güzeldi. Yeni ve eşsiz bir toplumsal tecrübe biriktirdik. Hem hatıralarımız hem tarihimiz için bir kereliğine kendimizi toplumsal sözleşme iradesine hazırlamış olmak demokratik olgunluk göstergesi. Toplumda var olan bu demokratik olgunluk yazık ki Meclis’te tecelli edemedi. Milli iradenin tecelli ettiği parlamento, milli iradenin beklentisini gerçekleştiremedi.

Neden? Bütün partilerin birbirlerini suçladığını biliyoruz ama bu kolaycılıkla yetinemeyiz. Sadece siyasi rekabete odaklanarak bulamayız bu sorunun cevabını. Ve bu sorunun ayrıntılı tatmin edici cevabını bulamadan günümüz siyasi krizlerine derman da bulamayız. Anayasa değişiklik paketinden söz ediyorum. Bu paket siyasi sorunlarımızı aşmak için üretilmiş bir çare değil tam tersine üretilmiş yeni bir siyasi kriz. Aşılması gereken ve aşılacak olan bu siyasi krizden sonra nasıl yol alacağımızı bilmek için bu sorunun cevabına odaklanmalıyız. “Hayır” çıktıktan sonra ne yapacağımızı bilmek için.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun başarısızlığı biriktirilen diğer gündemlerle ilişkili. Birisi Siyasi Partiler Kanunu diğeri Seçim Kanunu. Anayasa kadar dilimize pelesenk olmuş bu iki kanun çerçevesinde şekillenmiş parlamentonun anayasa yazamadığını gördük. Öyleyse 16 Nisan’da “hayır” çıktıktan sonra ilk iş bu iki kanunu değiştirmek olmalı.

Ben yazdım oldu türünden bir anayasa değişiklik paketi sunulduğu gibi değil ama. Gerçekten evrensel demokrasi ölçütlerine dayalı bir siyasi partiler kanunu hazırlanmalı. Lider sultasından ve diğer anti-demokratik hükümlerden arındırılmış olan siyasi partiler kanunuyla yeniden teşkilatlanmalı, yenilenmeli mevcut partiler.

Yenilenen seçim kanunuyla ve yenilenen siyasi partiler kanunuyla ilk seçimlerden sonra teşekkül edecek yeni parlamento da yeni anayasa yazma işine girişmeli. Biriktirmekten de sürekli gündeme alıp sürekli tartışmaktan da bıktığımız bu temel sorunları aştıktan sonra hayatın gerçek sorunlarına yönelmek mümkün.