• 23.08.2019 00:00

 Kayyım politikasının yeniden başlatılmasıyla ülke bir kere daha Kürt ve Türk bölgeleri olarak iktidar tarafından bölündü.

Güya “siyasi değil hukuk çerçevesinde idari tedbir” imiş. İç İşleri Bakanının uzun televizyon programında gazetecilerin soru(!)larını cevaplarken dile getirdiği “savunma”lardan birisi.

Suçlananlara, anayasal seçme ve seçilme hakkı gasp edilenlere kendisini anlatma hakkı tanınmazken idarenin, iktidarın hem icraatıyla konuşup hem de her an medyada görünme şansı olmasına rağmen özel program tahsis edilmesi, hayli manidar.

Ülkede kayyım politikasının tekrarlanışı öyle inandırıcılıktan uzak gerekçelerle icra ediliyor ki “halkı ikna etmek için ne kadar konuşsalar az” dedirtecek ekstra söz hakkı sunulmuş.

Gerçi İçişleri Bakanlığının icra ettiği işlem sonrası içişleri bakanına soru sorulması son derece normal ancak anormal olan görevden alınmış belediye başkanlarına ekranlar kapalıyken, partileri HDP’nin sesi devlet, meclis ve ana akım medya aracılığıyla kısılırken verilen fazladan söz hakları en hafifinden incitici. Onur kırıcı.

Üstelik insanların ciğeri yanarken, ülkenin günü ve geleceği, barış umutları karartılmışken “utanmasalar kalkıp şıkır şıkır oynayacaklar” izlenimi veren, esprilerin havalarda uçuştuğu bol gülüşmeli bir programla. Yazık oluyor bu ülkeye cümlesiyle bitirmiştim son yazımı ve evet ısrarla inatla yazık etmeye devam edildiğini, hakları gasp edilen seçmen ve seçilmişle zerre duygudaşlık geliştirmeye ihtiyaç duyulmadığı bir kere daha göze sokuldu. En az ölü bedenlerin teşhiri kadar, bir halkın haysiyetiyle oynanan programla.

Bir şey daha gördük programda ki o da aslında idarenin acziyetini itirafıydı. Kendince en haklı gerekçe olarak kullandığı bir iddia acziyet itirafı niteliğindeydi bence. Bakan, “adam terörün dibine batmış, biz önceki yönetimde (ilk kayyım zamanı) görevden almışız, şimdi gelir gelmez belediyede çalıştırmaya başlamışlar, kadro veremiyorlar tabi ama gayri resmi yetki vermişler, yönetici konumunda çalışıyor” demez mi gayet rahat.

E, ben de sormaz mıyım şimdi “Paşam, sen içişleri bakanı olarak napıyodun o sıra? Terörün dibine batmış dediğin adam bunca yıldır ortalıkta dolaşırken polisin, jandarman napıyodu?

Neden yakalayıp devletin savcısına götürmediler madem terörle ilişkisini biliyordunuz? Neden iddianamesi, yargılanması, hukuken verilmiş bir hükmü yok bu kişinin? Neden hapiste değil, sokakta?

Gücünüz mü yetmedi? İdare bunca mı aciz?”

İkinci ihtimal de acziyet değil keyfiyet olması. Keyfi yönetim bahanesi olarak cepte tutulan kartlardan birisi demektir. Gönlünüzce, halkı topyekûn cezalandırma bahaneniz demektir.

Ki bu takdirde asıl sebebin terör olmadığı, hukuk çerçevesinde alınmış bir karar olmadığı, idari tedbir değil keyfi ve siyasi tercih olduğu, tarafınızca itiraf edilmiş bulunuyor.

Terörle ilişkisinden emin olduğunuz kişinin hapiste değil yönetimde olmasının acziyetinizden mi siyasi keyfiyetinizden mi kaynaklandığı sorusuna da buyurun cevap verin bi zahmet.