• 11.04.2021 09:50

Basının hali pür melalini en iyi gösteren örneklerden birisi geçen hafta yaşanan ve AB-Türkiye ilişkilerinde “ehem” süreci başlıklarıyla Avrupa’da medyanın geniş yer verdiği koltuk kriziydi. Türkiye’de kısmen basın özgürlüğüne sahip ve az sayıdaki alternatif medya organı dışında Ursula von der Leyen’e yapılan saygısızlığın yol açtığı diplomatik skandal duyurulmadı bile. Taa ki İtalya başbakanı 'diktatör' diyene kadar. Yani üç gün sonra ve kısmen ve sadece Türkiye tarafının savunması dile getirilerek duyuruldu 'ana akım' tabirini hiç hak etmeyen medyada. Türkiye-AB ilişkileri açısından büyük önem taşıyan üst düzey görüşmenin, mizojen/kadın düşmanı protokol düzeniyle gerçekleşmesi, İstanbul Sözleşmesi kararının gerekçesini de açıkça ortaya koydu. ‘Eşcinselliği meşrulaştırıyor’ iddialarını bahane olarak kullanan iktidarın, eşitlik karşıtı kadın düşmanlığı görünür oldu böylece. Kimlere görünür olduğu sorusu ise iktidara tam bağımlı medyanın gazetecilik açısından içler acısı durumu izah edilerek cevaplanabilir ancak. AB protokolünde eşit statüde yer alan AB Konseyi ve AB Komisyonu başkanları, birisi kadın olduğunda Türkiye’de eşitsiz statüde konumlandırıldı. Türkiye halkının büyük kısmı ise bu cinsiyetçi protokol düzenini ancak üç gün sonra eksik bilgiyle duydu. İtalya Başbakanı Mario Draghi kolaylıkla ‘Türkiye ve Erdoğan düşmanlığı’ ile etiketlenerek, medya sayesinde iktidarın kadın düşmanlığı halkın genelinin görüş alanından çıkarılıverdi.

İstanbul Sözleşmesi hakkındaki yok hükmünde olan tek taraflı fesih kararının bir gece yarısı operasyonuyla gerçekleştirilmesi Erdoğan’ın, koltuk krizi örneğinde açıkça görülen medya üzerindeki kontrolü ile mümkün oldu. İnsan hakları müzakere edilemez ilkesi hilafına olduğu için İstanbul Sözleşmesi hakkında kamuoyu araştırmaları yapılması başlı başına can yakıcı ama ister istemez dönüp bakıyoruz bu anketlere. Kadınların insan hakları, kadınların eşit yurttaşlık hakları, kadınların şiddetsiz ve güven içinde yaşama hakları, kadınların ‘öldürülmek istemiyorum’ çığlıkları, araştırma şirketlerince oya sunuluyor. Kimden ne kadar oy aldığı merak ediliyor. Dikkatle inceleyip değerlendirmekten geri kalmıyoruz. İnsan hakları açısından ne denli acınası durumda olduğumuza ibretlik örneklerden sayılan İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin bir araştırma da geçen hafta yayınlandı. Yöneylem Araştırma, eşitlik mücadelesi veren kadınlara armağan ettiği bilgisiyle örgütlere iletti raporunu.

“Türkiye siyasetinin aşırı kutuplaşmış yapısı nedeniyle seçmenlerin genel olarak parti liderlerinin belirli bir konudaki görüşlerini tekrar etme eğiliminde olduğu görülmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı söz konusu olduğunda bu durumun çok da geçerli olmadığı söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında AKP seçmeni içinde yüzde 13, MHP seçmeni içinde yüzde 32’lik bir kesimin bu kararı yanlış buluyor olması, yüzde 46’lık genel olumsuz görüşle birlikte ele alındığında, iktidarın toplum nezdinde çekilme kararıyla ilgili gerekli meşruiyeti sağlayamadığı şeklinde yorumlanabilir.” Değerlendirmesiyle sunulan çalışmada kadın seçmenlerin yaş ve eğitim düzeyine ilişkin analiz ayrıca önemli:

Kadın seçmenlerin 18-24 yaş kümesinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını yanlış bulanların oranı yüzde 68’e çıkarken, kararı onaylayanlar yalnızca yüzde 8,7 seviyesinde kalmış. Eğitim seviyesi, kadın seçmenlerin bu konudaki kararını belirleyen önemli bir etken olarak değerlendirilmiş analizde. Herhangi bir eğitim görmemiş kadınların yalnızca yüzde 7’si sözleşmeden çekilmeyi yanlış bulduğunu ifade etmiş. Yükseköğretim mezunlarında ise bu oran yüzde 68’e ulaşıyor. 

Araştırmalar medyanın bu tek yanlı fesih kararını Erdoğan’ın bunca kolay şekilde alabilmesini sağlayan etkisini görmemize imkan sunuyor. Metropol Araştırma tarafından yine Mart 2021 Türkiye'nin Nabzı sonucu olarak açıklanan bilgi de Yöneylem Araştırmanın sonucundan çok uzak değil. Metropol’e göre Sözleşme’den çekilme kararını onaylayanların oranı yüzde 26.7. Karara itiraz edenlerin oranı ise 52.3 olarak tespit edilmiş. Hatırlanacağı üzere Metropol’ün Temmuz 2020 anketinde İstanbul Sözleşmesi'ne karşı olanların oranı sadece yüzde 17 idi. KONDA Ağustos Barometresi'nde ise "Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeli" diyenlerin oranı yüzde 7’ye gerilemiş görünüyordu. Araştırma şirketleri farklı olsa da sonuçlar aşağı yukarı birbirine yakın görünüyor. Geçen yıl Temmuz ve Ağustos arasındaki fark ise doğrudan doğruya medyanın rolünü ortaya koymaktadır. Temmuz ortalarından Ağustos ortalarına kadar gazete ve televizyon kanalları nispeten haber alma özgürlüğüne uyumlu olarak her iki görüşten kişilerin sözüne sesine yer vermiş ve toplumun sözleşme hakkında bilgilenmesine katkı sunarak sözleşme karşıtlarının oranında anlamlı farkla gerileme sağlanmasında rol oynamıştı. Kadın hareketinden temsilcilere ve kadın eylemlerine geniş yer ayrılmıştı bu süreçte. Fakat Erdoğan’ın ‘bu tartışmalara nokta koymak gerektiğini düşünüyorum’ sözleri sonrası kadınlara ve sözleşme yanlılarına yer verilmedi iktidar medyasında.