• 10.05.2022 06:17

Siyasi hayatımızın Demirel-Özal çekişmesi üzerin kurulu döneminden günümüze pek çok unutulmaz deyim kaldı. Siyasi literatüre yerleşen “komşu kızına mektup yazar gibi” eleştirisi bunlardan biri. Demirel’in, Özal’lı yıllardaki yasa yapım/yazım usulüne ilişkin müstehzi benzetmesi şimdi o günlerden bile daha çok önem kazanmış halde. Bir farkla ki bugün artık peçeteye çiziktirilirmiş notlardan ibaretmiş izlenimi yaratan teklifleri kabul ettirme işi, inada binmiş halde. Teravih namazı için ‘hoca işi inada bindirdi’ diyen Karadeniz fıkrası misali Meclis komisyonlarında verilen onca görüş dikkate alınmadan geçirildiği halde TCK ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Teklifinin bir ayı aşkın süredir Genel Kurul Gündeminde bekletilmesi iktidarın, ‘ben bilir, ben yaparım’ kibrinden kaynaklanıyor. Sivil toplumun görüşlerini almayan komisyon süreçleri, muhalefet milletvekillerinin değişiklik önerilerini de görmezden gelip, tartışmaları kısa sürede sonlandırmayı iktidar başarısı olarak görmekle malul. Ancak komisyonlarda tartışmaya fırsat tanımak istemeyen, önergeleri ve muhalefet şerhlerini dikkate almayan tavır safi kibir, muktedirin kibri. Burada ortaya çıkardıkları metin yasaları bozan, güya hedefledikleri iyileştirmeleri tersine çevirme potansiyeli taşıyan riskli bir teklifti. Ve Meclis Genel Kurul gündeminde olmasına rağmen görüşülmeden bekletildi uzun süre. Genel Kurul gündeminde ikinci sıraya düştüğünde ise Ramazan Bayramı tatili başlıyordu. 10 Mayıs Salı günü saat 15.00 için Meclis Başkanlığı milletvekillerine ‘genel kurul randevusu’ verdiğinde, kadınlara ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle mücadelede değişiklik öneren teklif, gündemin ikinci sırasındaydı.

22 Mart günü Kadın Erkek Fırsat Eşitliği (KEFEK), ertesi gün Sağlık ve 30 martta ise Adalet komisyonlarından noktasına, virgülüne dokundurulmadan geçirildiği halde bunca zaman genel kurul gündeminde hep geri sıralara atılarak bekletildi. Neden? Cevabı basit aslında hatalıydı. Hazırlanan teklif, iftar ve sahur sofrası konuşmalarında propaganda yapar gibi yazılmıştı. Amaca hizmet etmediği gibi, gerekçesinde de amacın ne olduğu sarih olarak belirtilmiyordu zaten. Göz boyama teklifiydi. Halkın gözünü boyamak isterken yasanın gözünü çıkarma riski barındırıyordu. Tam tamına üç ayrı Meclis komisyonunda onlarca vekil, iktidarıyla muhalefetiyle onca vekilin bu riskleri görmediği düşünülemez. Ancak milli iradeyi temsil etme sorumluluklarını görmezden gelerek iradesini ‘reise’ ipotek etmiş iktidar vekilleri, yukarıdan aldıkları talimat uyarınca Meclisin yasama yetkisini bürokrasiye havale etmekle meşguller. Bu teklifin serencamı bir kere daha açıkça ortaya koydu ki ucube sistemde yürütme, yasama yetkisini iktidar vekillerinin iradesini gasp ederek ele geçiriyor. İktidar vekillerinin gönüllü olarak iradelerini devretmesi ya da buna zorlanmaları bir diğer bahsi, isteyen tartışır. Önemli olan parlamento komisyonlarında, bürokratlar tarafından hazırlanan teklif metinlerinin, milletvekillerine karşı dokunulmaz kılındığını gösteren çalışma ortamı ve sürecinin ayan oluşu. Evet teklif metni vekil imzalarıyla sunuldu Meclis Başkanlığına fakat imza sahipleri bile tutarlı şekilde kendi tekliflerini komisyon sürecinde savunamadı çünkü teklif bürokrasiden gelip ellerine tutuşturulmuştu. Ve sadece itirazlara kulak tıkayarak el kaldırmayı siyasi başarı saydılar. Hal böyle olunca kamuoyundaki eleştiriler, EŞİK-Eşitlik için Kadın Platformu bilgi notuyla sunulan kapsamlı değerlendirme, muhalefet vekillerince sunulan karşı görüş açıklamalarındaki tutarlılık belki iktidarın gözünü açtı. Deyim yerindeyse genel kurulda görücüye çıkarılamayacak bir teklif olduğunu anladılar.

Kulis bilgilerine dayalı haberler, teklifin bekletildiği bir ayı aşkın süre boyunca bazı değişiklikler için çalışıldığı yönündeydi. Artık iyice biliyoruz ki haberler doğruysa çalışanlar vekil değil bürokrat. Değişiklik teklifinde yapılacak değişiklik için nasıl bir yöntem belirlenmiş olabilir, bu muamma. Belirsizlik, komisyonlardan geçirilip Genel Kurul görüşmeleriyle yasalaşmadan önceki aralıkta -ki bu sistemde var olmayan bir aralık- teklif metnindeki değişiklik teklifinin nasıl gerçekleşeceğinin bilinmeyişinden kaynaklanıyor. Demokratik yasa yapım yönteminde işler nispeten kolay ilerlerdi. Yasa teklifi sahipleri tarafından geri çekilir, yeni teklif hazırlanır, komisyon süreçleri yeniden yaşanır ve usulünce Genel Kurula gelirdi. Ancak ucube sistemin işleyişi, iktidarın kibri, somut gerçek olarak önümüzde durduğu için demokratik usul olmayacak iş olarak baştan eleniyor ihtimaller arasından. İktidarın her şeye rağmen olduğu gibi geçirme olasılığı da yok değil, aklımızda bulunsun. Bir diğer ihtimal kulis haberleri doğruysa, genel kurulda ve önergeler aracılığıyla değişiklik yapılması. En makul görünen yöntem ama aklımızda tutmakta fayda var iktidar vekillerince sunulacak olmasına rağmen o önerge metinleri de yürütme bürokratlarının kaleminden çıkmış olacaktır.

Asıl tehlike ise önergelerle mevcut teklifteki riskleri gideriyor görüntüsü verilirken başka tehditlerin ortaya çıkma ihtimali. Üstelik uzak bir ihtimal değil. Bürokratlarca tasarlanmış olmasına rağmen lokanta peçetesine yazılmış izlenimi veren teklifte değişiklik yapmak için de benzer sorunları taşıyan önergeler verilebilir. Yahut somut anlamıyla gerçekten acele çiziktirilecek önergeler de olabilir. 2016 Kasım'ında yapıldığı gibi fırsatı ganimet bilecek bazı vekiller tarafından gece yarısı önergesine benzer TCK 103 çocuk istismarı suçuna ilişkin değişiklik teklif edilmesi mümkün. Dikkatli olmak gerekir. Ayrıca 6284 sayılı şiddet yasasına yönelik değişiklik önergesi verilmesi de tümüyle ihtimal dışı değil. Çünkü görüşülecek yasa da ısrarlı takip suçu ile ilgili düzenleme var. Mevcut yasada tek taraflı ısrarlı takip kavramıyla tanımlanmış olan eril şiddet türü burada sadece ısrarlı takip olarak geçtiğinden yasaya uyumlaştırma gibi ‘masumane” görüntülü fırsatçılık ihtimali zayıf değil. Yani değişiklik teklifini hazırlayanlar tarafından sırf şiddet yasasında, surda gedik açma misali bir değişiklik için o tek taraflı ibaresini kullanmamak suretiyle bir mayın döşemiş olabilirler. Ki KEFEK görüşmeleri esnasında Öznur Çalık, bilerek veya bilmeyerek o mayına işaret etmişti.

Teklifin gerekçesinde cinsiyet temelli şiddetin tanımı yapılmadan “kadına karşı işlenen suçlar” ifadesiyle eril şiddetin, Bakan Yanık’ın iddiasının aksine “zımnen de olsa kategorik suç sayılması” anlamına gelmeyeceği açıktır. Tersine eril şiddet olgusunun cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığı gerçeğini görünmez kılacağı bilinmektedir. Tek sorun bu değil üstelik cinsiyet temelli olmayan suçlarda bile mağdur kadın olduğunda cezanın ağırlaştırılacak olması adaletsizliği derinleştirecektir. Ezcümle baştan bozuk olanın önergelerle düzeltilmesi ihtimali sıfıra yakın. Ve yazarken benim yorulduğum gibi okurken de sizlerin de bunca ihtimal kelimesinden sıkılacağınızı tahmin ediyorum ama bu defa kusur bende değil şu bozuk düzende ve el yordamıyla ilerlemek zorunda kalışımızı ancak bu şeklide görünür kılabildiğimi düşünüyorum.