• 25.01.2015 00:00

 İnsan-ı Kamil olmak için bu dünyada beden kazandınız diyen yeni dinler,insanın olgun olmasını hoşgörü,tevazu içinde kin,nefret ve egodan ari olması gerektiğini söylüyor.

Ruhsal olarak tekamül etmek ile doğru orantılı buluyor.

Hinduizm örneğin,insan olabilmenin eşik atlamakla mümkün olduğunu her yürüyen iki ayaklı varlığa insan denemeyeceğini söylüyor. Mevlananın hamdım,oldum,piştim yandım diyerek ruhsal olgunluğun insanı insan yaptığını, amacın insan-ı kamil olmak yolunda yaşam yolculuğu adı verildiğini söylerken, Ekşi sözlük  Alevi inancında,İnsan-ı  kamil'i şöyle tanımlıyor;insan merkezdedir her şey insanın huzuru ve mutluluğu içindir, ibadet bir araçtır amaç "İnsan-ı kamil" olmaktır, kamil insan olmanın yolu ise 4 kapı ve bu kapılardan geçebilmek  için de 40 makamdan  edep-erkan, ilim-irfan ile yoğrulup Hak’kın sırlarına agah olmaktan geçer.

Alevilerde çok aşırı bir ibadet, yoktur ama,okumak, çalışmak,irfan sahibi olmak, insanlığın yararına hizmet etmek, doğrudan yana olup haklının hakkını gözetmek,kul hakkı yememek, görünen, bilinen cümle varlığa şefkatli olmak ve her an gönlümüzde mekan tutanı unutmamak büyük ibadettir. İnanca göre Hak insandadır, gaye kendinde "o"nu bulmaktır bundan ötürü Biçimsellikten, şekilcilikten ziyade özü esas alınır. kişisel ibadetlerde, yer, zaman ve mekan aranmaz, bütün yeryüzü ibadethanedir, bütün yönler kıbledir.

Tasavvufta ise İnsan-ı kamil; tasavvufun önemli kavramlarından biridir. İdeal insan olarak tanımlanabilecek bu kavramı mutasavvıfar şöyle açıklamaya çalışır:

Allah'ı zatı ile bilemeyiz. Onu bilmenin yolu, onun tecellileri üzerindendir. Yani görünür her şey, bütün fenomenler Allah'ın tecellisidir. Ancak o tecellileri bakarak Allah'ın zatını bilebiliriz. Örneğin ağaç bir tecellidir; insan da bir tecellidir. Fakat Allah'ıh tecellileri arasında insan çok özel bir konumdadır, insan tecellinin en yükseğidir. Bunu nereden anlıyoruz, diğer tecelliler insana hizmet eder. Yani ağaç meyve verir, verdiği meyve ile insana hizmet eder.

İnsanın üstünlüğü şuradan gelir, ağaç kendinin bilincinde değildir, kendinin farkında değildir. Ancak insan hem ağacın hem de kendinin, beden olarak, bilincindedir. Ağaç ile insanı ayıran şey budur.

En yüksek tecelli olan insanın da bir yüksek tecellisi vardır. İnsanın en yüksek tecellisine de insan-ı kamil denir.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi yoldaşlığın yol arkadaşlığının bir kültür olduğunu ve   "insan-ı kamil" tanımında ve başlığında hakikat yoldaşlığı olarak açıyor.

Her şeyin en iyisini yoldaşı için isteme, görevlerin en zorunu kendisi üstlenerek yoldaşlığı yüceltme, fedakârlık olgusunun yeni anlamını da ortaya koymaktadır. Yaratılacak yenide, kendisinin yaratacağı değerlerin olması, her bireyin katacağı emekle yaratılan yenide kendini bulması ve bu yolla kendini yaratması gerçeği vardır. Yoldaşlık gerçeğinde birbirine destek olma, birbirini tamamlama vardır. Birbirine acıma, zavallı görme ya da benzer nesneleştiren ikilemlerin tuzağına düşmek yoktur. Eksik, zayıf ve yanlış olanı red, yeniyi yaratmanın temeline yerleşir. Çünkü yanlış olan düzeltilmezse yeni yapılamaz. Zayıf insandan nefreti, zayıflık durumun insana yakıştırmamasından kaynağını almaktadır. Bizde kimi zaman açığa çıkan ise acıma duygusudur. Yoldaşlar zavallı olamayacağı gibi yol arkadaşını da zavallı göremez. Bir insana acımak, bir devrimcinin devrimciliğinin bitmesidir.

Yine yoldaşının yanlışına öfke duyabilmek de kültürle birlikte gelişen bir ölçüdür. Düşmandaki yanlışlıklara öfke duymak düşmana yönelim getirebilir, onu değiştirmeye ya da alt etmeye yöneltir.

Yoldaşın yanlışına öfke duymak ise yoldaşın yanlışını ortadan kaldırmaya, yanlışın yerine ise doğru olanı koymaya yönelimi getirir. Bu anlamda yoldaşının yanlışına öfke duymayanın, geri, eski ölçülerle korumacılık adında kayırma yaklaşımlarının yoldaşlar topluluğunu büyütmeyeceği, kesinlikle düşman anlayışların yaşamasına müsamaha göstermek olacağını bilmek gerekir.

Yoldaşlık kültürünü oluşturan temel bir özellik de adanma gerçeğidir. Bu salt kendinden vazgeçiş anlamındaki bir çilecilik değildir.

Adanma, kendini varetmek için sistemin dışına çıkma kararlılığını verme, bunun bedellerini göze alma ve kendini yeniyi yaratmaya adama olarak algılamalıdır. Bir lokma bir hırka felsefeci de salt çilecilik olarak algılandığından yeni toplumsal kültürümüz bazında üzerinde durulmayı gerektirmektedir.

 Ortaçağlardaki bilgelere atfedilen bu ilke ve çağımız itibariyle kişinin kendisinden uzaklaştırdığı, kaçındığı bir konu olmaktadır. Oysa bu düşüncenin kökeninde salt çilecilik yoktur. İnsan ve madde ilişkisini doğru ortaya koymak vardır. İnsanın kendisi dışındaki her şeyle ilişkisi aslında insanın yaşam anlayışını oluşturur. İnsan dinledikleri, duydukları, giydikleri, düşündükleri, düşledikleri, duyumsadıkları, gördükleri, dokundukları ve kokladıklarıyla, yedikleri ve içtikleriyle kendini oluşturmaktadır.

Bir lokma bir hırka felsefesinin kökeninde bilgelerin, kendilerini oluşturan gerçeğin içinden maddenin oranını en aza indirme çabası vardır. İnsanı insan yapan olguların maddeye oranının daha fazla olması, insanlaşma düzeyinin yüceliğiyle ilgilidir. Ayrıca insan emeğiyle üretilen maddeye doğru yaklaşım geliştirmek de bir amaç olmaktadır. Güncel anlamda dile getirirsek kapitalist modernitenin tüketim kültüründen kopmak anlamında bir ilkeye işaret etmektir. Çağın insanı düşürdüğü durum, insan madde ilişkisinde maddeyi özneleştirerek insanı nesneleştirerek, metalaştırarak insanı maddeden ibaret bir yığın haline getirmekle sonuçlanmıştır.

Kapitalist modernitenin bugün ulaştığı düzey, metanın tanrılaşmasıdır. Reklamlar kutsal bir dine çağırır gibi insanları meta kulluğuna çağırır. Marks’ın dile getirdiği“Her şeyi eritip yok eden, aslında eritip kendine katan” kapitalist sistemden kopmak, maddelere de bir evren değeri olduğu anlayışıyla yaklaşmaktır. Kapitalizm hastalığı olan obezite bunun çarpıcı örneğidir. Maddeyle ilişkisinde maddeyi insanların, düşüncelerin, düşlerin ve diğer insanı insanlaştıran her şeyin önüne koymak, insanı maddeleştirir, bir madde yığınına çevirir.

İnsanın bir değer olması, yarattıklarıyla ve kendinde yarattıklarıyladır.

...

 Aslında bu tanımları artırmak mümkün bunlar benim seçkilerim.

Gördüğünüz gibi dünyada varoluşumuz insan-ı kamil olmak ve bizler bunun bilinci içinde yaşarken çevremizle uyum skalamız artıyor ve ne kadar da çoğalıyoruz farkındamısınız ?