• 30.04.2021 08:03

ABD Başkanı Biden'ın sözde "soykırım" açıklamasının yankıları devam ediyor. Muhalefet verilen tepkiyi yeterli bulmayarak "ezik siyaset" ve "telefonu yüzüne kapatamama acziyeti" polemiklerine girdi. Kılıçdaroğlu ve Akşener, Biden'a söylediklerinin beş katını büyük bir iştahla iktidara yönelttiler. Asıl sorumluyu yine Türkiye'nin son dönemdeki dış politikası olarak ilan ettiler. Muhalefette Türkiye'nin milli meselelerinde dışarı yerine kendi ülkesini sert şekilde suçlamak bir hastalık haline geldi. Dış politikadaki her sorunu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı suçlamak için kullanmayı muhalefet liderleri öylesine içselleştirdi ki, söylediklerinin milli kimliğimize ve ortak menfaatlerimize verdikleri zararı önemsemiyorlar. Kılıçdaroğlu sözde soykırım açıklamasının yapılacağı belli olunca 24 Nisan'dan bir-iki gün önce Biden'a seslenerek sağduyu çağrısında bulundu. Ancak açıklama yapıldıktan hemen sonra ise "suçlu Biden değil, Erdoğan" noktasına geldi. İlk çağrısı, daha sonra iktidara yönelteceği suçlamaların ön hazırlığıydı sanki.
Erdoğan'a en ağır cümleleri kuran Kılıçdaroğlu ve Akşener'in 'nin "Soykırım suçuyla yüzleşin" açıklamasına sessizliği de gözden kaçmadı. Bu kurnazlıklar, sessiz kalmalar ve üst perdeden "Neden bir şey yapmıyorsun" kışkırtmaları Erdoğan'ı duygusal tepki vermeye itmedi. İktidar, dış politika krizlerinde muhalefetin sorumsuz tavrını uzun süredir biliyor. Kılıçdaroğlu'na kalsaydı "YPG ülkemize tehdit değildi." Onun önerisine kulak verilse 'e girilemezdi, 'da denklemi değiştiren askeri iş birliği yapılamazdı. Böylece 'deki milli çıkarların korunması sağlanamazdı. O durumda da muhalefetin işi kolay: İktidar başarısız. Muhalefetin iktidarı dış politika krizlerinde "kaybet-kaybet denklemine çekme" hamlesi çok açık görünüyor. Son yıllardaki dış politika hamleleriyle elde edilen kazanımların tahkim edilmesi için normalleşme arayışına devam edilmeli. Bütün aktörlerin yeniden konumlandığı bir dönemde duygusallığa değil rasyonel, sabırlı ve uzun vadeli yaklaşıma ihtiyaç var.

STRATEJİK ÖNEMİMİZ AZALDI MI?
"ABD Başkanı 40 yıldır söylenmeyen bir kelimeyi şimdi neden kullandı" sorusunun cevabı için çok şey söylenebilir. Başkan Biden'ın, yardımcısı 'in ve  Başkanı Pelosi'nin sözde "soykırımı" tanıma için adanmışlık içerisinde olduğu ortada. Biden'ın "Sözümü tutmazsam bana karaktersiz derler" kaygısı taşıdığı anlaşılıyor.  zaferinin ardından Ermeni lobisine ve Ermenistan'a destek çıkma güdüsü olduğu açık. 2013'ten bu yana bozulan ikili ilişkilerde çok sayıda gerilim var: FETÖ, YPG, Halkbank, S-400 ve diğerleri. Kuşkusuz bu gerilimler müttefiklik ilişkisinin içini boşalttı. Neden şimdi sorusunun bir cevabı da "ABD'nin Türkiye'yi artık eskisi gibi stratejik önemde görmemesi." Elbette, Soğuk Savaş'ın jeopolitik kamplarında değiliz. Son üç ABD başkanının ana ilgisi Pasifik-Hint bölgesine, Çin ile rekabete yöneldi. Ortadoğu ikincil hatta üçüncül konumda görülüyor. Ancak son yıllarda Türkiye'nin Avrupa- Kuzey Afrika-Doğu Akdeniz-Karadeniz- Ortadoğu denkleminde güçlenen bir aktör olduğu net. Suriye, Irak, Libya, Doğu Akdeniz, Dağlık Karabağ ve hatta Ukrayna krizlerinde Türkiye'nin aktif hamleleri ve stratejik değeri ortada. Biden yönetiminin yeni yayımladığı "ABD İstihbarat Topluluğu Yıllık Tehdit Değerlendirmesi" raporunda Rusya'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da ABD aleyhine nüfuzunu artırmasına dikkat çekiliyor. Olası nükleer anlaşma ile İran'ın bölgede güçlenme ihtimali Körfez ve İsrail'i Türkiye ile ilişkileri toparlamaya itiyor. Sorun, stratejik önemin azalması değil; Washington'ın Ankara ile çıkarlarını ortaklaştırma yerine tek taraflı dayatmaları tercih etmesi. Hazirandaki Erdoğan-Biden görüşmesi ile NATO bağlamında "yeni bir dönemin kapıları aralanmalı."