‘Kızılbaş öldürmek hem farz hem de vacip’

  • 31.05.2013 00:00

 

‘Kızılbaş öldürmek hem farz hem de vacip’

Önceki gün Boğaziçi’ne yapılacak üçüncü köprünün temeli Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eşleriyle birlikte katıldıkları bir törenle atıldı. Her şeye ezberden karşı çıkmayı prensip edinenlerden değilim. Dileyelim her geçen gün İstanbullular için daha büyük bir eziyet hâline gelen şehrin müzmin trafik keşmekeşini bir nebze olsun rahatlatır. Ama tartışma, “bu köprü gerekli miydi değil miydi” konusunda değil, köprünün adıyla ilgili patlak verdi. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı köprünün adının “Yavuz Sultan Selim” olacağını duyurdu...

İktidarın “ecdat” hassasiyetini biliyoruz. Geçen yıl Erdoğan Muhteşem Yüzyıl adlı bir TV dizisini eleştirirken bunu yeterince açık bir şekilde ortaya koymuştu. Ama bu “ecdat” hassasiyeti, başkalarının başka hassasiyetlerini kanatıyordu. Üçüncü köprünün adı ile ilgili tercih, bu kanayan hassasiyetlerin çok da umursanmadığını ortaya koydu.

Nitekim daha çok Alevi kesimden tepkiler geldi. Kuşkusuz sağduyu sahibi başkaları da bu tercihin isabetsizliğine dikkat çekmeye çalıştılar. Durumu en iyi özetleyen ise, Taraf’ın manşetiydi: Bu köprü birleştirmez...

Eleştiri ve tepkiler üzerine köprünün adı belki de değiştirilir, en azından “bir daha düşünürüz, köprüye isim mi yok” denirdi (bu hâlâ mümkün), ama eleştiri ve tepkiler üzerine bazı “yeminli yandaş” arkadaşlarımız da hemen devreye girdiler ve işin rengi değişti...


“Yandaş” olmanın dayanılmaz ağırlığı

Alevilerin “Yavuz Sultan Selim 40 bin Alevi’yi katletti” hatırlatmaları hedef alındı ve sosyal medyada gözlerime inanamadığım mesajlar verilmeye başlandı: Tarihte böyle bir “katliam” yok... 40 bin Alevi’nin katledilmesi yalan... Aleviler (Kızılbaşlar) de Sünnileri katletmiş... Sabiha Gökçen’e alıştılar, buna da alışırlar... Ve daha neler neler...

Bununla kalsa iyi... Aynı akşam TV kanalarındaki tartışma programlarının “gözde” konusu da bu idi. Ve “yandaş medya” olarak adlandırılan gazetelerden bildiğimiz, bazısını tanıdığım kimi simaların aynı görüşleri yinelediklerini gördüm, duydum: Ben Osmanlı tarihini okudum, böyle bir katliam yok, bunlar dezenformasyon vb.


“Yandaş”
 olmak, “taraftar” olmak demek. Herkesin bir siyasi tercihi olması saygıyla karşılanmalıdır. Bu, yazar, akademisyen, hatta “aydın” sıfatıyla bildiğimiz insanlar için de geçerli elbette. Ne var ki“yazar” olmak her şeyi bilmek, her konuda “uzman” olmak anlamına gelmediği gibi, kendini“yandaşı” olduğu iktidarın her söylediğini, her yaptığını savunmak, aklamak zorunda hissetmek de düşündürücü bir tablo oluyor. Bu tablo, sahiplerini bilmem ama memleketin gidişatı açısından son derece rahatsız edici. Zira “yandaşlık”“yalakalık”“militanca yandaşlık” çoktandır içi içe geçen hâller oldu medyada. Tıpkı her hâlükârda “karşıt” olmaya yeminli diğer medya grupları gibi...

Gazetecilik, yazarlık, TV’de programcı olmak, bir bütün olarak medya mensubu olmak, sorumluluk gerektiriyor oysa. İnsanlar sizin yazılarınızı, görüşlerinizi okuyor, dinliyor ve kendilerini tartışmalı bir konuda “taraf” hâline getiriyorlar. Nitekim Yavuz Sultan Selim ile ilgili de böyle oldu; “sizin gibi vicdanlı bir adam böyle bir yalana nasıl inanır” diyen çok sayıda ileti aldım...

Bu tür bir “yandaşlık” türünün, güç, iktidar sahipleri için de “düşündürücü” olması gerektiği kanısındayım. Ağzından çıkan her sözü, attığı her adımı alkışlanan bir lider olmak, “Şeyh uçmaz, müritleri uçurur” sözünü akla getirmeli...


Kim “dezenformasyon” yapıyor?

Yavuz Sultan Selim’in Safevi devletinin çöküşüne yol açan Çaldıran Savaşı’ndan önce 1512 yılında 40 bin Alevi- Kızılbaş’ı katlettiği, Osmanlı tarihini lise ders kitapları dışında bilen herkesin haberdar olduğu bir gerçektir. Bu gerçeği tahrif etmek, “tartışılır” hâle getirmek ne bilimselliğe ne de vicdan ve izana sığar.


“Osmanlı tarihinde yok”
 veya “Osmanlı kaynaklarında böyle bir şey yok” diyenlerin dahi kolay kolay itiraz edemeyecekleri kaynaklarda bu gerçeklik çok açık bir şekilde yer almaktadır.

Bu kaynaklardan örnekler vereceğim, ama öncesinde bir Şeyhülislam fetvasını açıklayacağım. Bu fetvanın (ki başkaları da var) içerdiği anlamı muğlâklaştırmaya çalışanlar da çıkar mı, göreceğiz...


“Kızılbaş öldüren cennete gider”

Yavuz Selim’in Şeyhülislamı Müftü El Hamza’nın 1512 yılında, Alevi kırımına cevaz veren fetvası şöyle:


“Müslümanlar! Bilin ve öğrenin ki şu Kızılbaş toplumunun başkanları Erdebil-oğlu Şâh İsmail’dir. Peygamberimiz aleyhisselâmm şerîatini ve sünnetini ve İslâm dinini ve din bilgisini ve Kur’ân’ı küçümsedikleri ve de Allah Teâlâ’nın haram kıldığı günahlara helâldir dedikleri ve Kur’ân’ı ve Mushafları ve şerîat kitaplarını hor görüp ateşte yaktıkları ve de bilginlere ve dindarlara ihanet edip öldürüp mescitlerini yaktıkları ve de pis başkanlarını Tanrı sayıp secde ettikleri ve de Hazret-i Ebu Bekir’e ve Hazret-i Ömer’e sövüp halifelik halifeliklerini inkâr edip sövdükleri ve de peygamberimizin şeriatını ve İslâm’ı yok etmeye kast ettikleri, bu anılan ve de bunların Şeriata karşı söz ve davranışları bu fakire ve diğer İslâm âlimlerine göre tevatürle bilinip açıkça belli olduğundan biz dahi şeriatın hükmü ve kitaplarımızın nakli ile fetva verdik ki adı geçen toplum Kızılbaşlar-Kâfir ve dinsizdirler ve de her kimse ki onlara uyup o sapık dinlerine razı ve yardımcı olurlarsa onlar da kâfir ve dinsizlerdir. Bunları dahi öldürüp, toplumlarını darmadağın etmek tüm Müslümanlara vacip ve farzdır. Müslümanlardan ölen said ve şehid olup cennete girer ve onlardan ölen aşağılık cehennemin dibindedir, bunların hâli kâfirlerin hâlinden daha fena ve çirkindir. Zira bunların kestikleri ve avladıkları ister doğan ile ister ok ile ve av köpeği ile olsun murdardır ve nikâhları gerekse kendilerinden ve gerekse başkasından alsınlar bâtıldır ve de bunlara kimseden miras yoktur. Bir bucak halkı bunlardan olsa da. Allah yardımcısı olsun Osmanlı Padişahına gerekir ki bunların
(Kızılbaşların) ileri gelenlerini öldürüp mallarını ve kadınlarını dahi ve çocuklarını İslâm gazilerine taksim ede ve bunları ele geçirilince tövbeliklerine ve pişmanlıklarına inanmayıp öldürülmeli ve de bir kimse ki vilayette olup onlardan olduğu bilinirse ya da onlara giderken yakalanırsa öldürülmeli ve tüm bu toplum hem dinsizdir ve hem bozguncudur, iki yönden katledilmeleri vaciptir. Ey Allahım dine yardım edene sen de yardım et ve Müslümanları hor göreni sen de hor gör.” (Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi, İ.Ü.Ed.Fak. Tarih Dergisi, sayı 22 s.17. 1968. Akt. İslamiyet Türkler ve Alevilik, Gülağ Öz, s. 188, 1999 Ankara)

Çaldıran Savaşı’yla ilgili fetvalar da var, aynı insan olanın tüylerini diken diken eden içerikte.


YARIN: “40 bin Alevi öldürüldü” Alevilerin uydurması mı?



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

http://www.taraf.com.tr/cafer-solgun/makale-kizilbas-oldurmek-hem-farz-hem-de-vacip.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar