Taksim hareketinin ideolojisi

  • 3.06.2013 00:00

 Taksim Gezi Parkı direnişi üzerine çok konuşulacak. İktidar partisi başta olmak üzere memleket meseleleriyle ve tabii memleketin gidişatıyla ilgili herkesin bu olaydan çıkarması gereken önemli dersler, sonuçlar var. Öncelikle iktidar partisinin; çünkü ortaya çıkan tablo onun eseri. Kendilerini Başbakan Erdoğan’ın ağzından çıkan her lafı güzellemekle, gerekçelendirmekle, yenir yutulur hâle getirmekle mükellef sayan kişi ve çevrelerin de köklü bir muhasebe yapmaları gerekiyor.


“Domino”
 tesiri yaparak yurt sathına yayılan kitlesel protesto eylemleri buna “vesile” olmazsa, açıkçası, başka halk hareketlerine de davetiye çıkarılmış olacaktır. O zaman Cumhurbaşkanı Gül’ün yatıştırıcı açıklaması, Erdoğan’ın “ricası” ve polisin Taksim’i gaza boğduktan sonra geri çekilmesi bu kadar çabuk sonuç vermeye yetmeyebilir.

Evet, olay başlangıçta bir “çevre duyarlılığı” hareketi idi. Fakat sonuçları itibarıyla bunu aşan bir anlam ve karakter kazandı. Bunda Emniyet güçlerinin Başbakan’ın söylemlerini “emir” telakki edip uzun süreden beri her protesto gösterisini gaza boğarak bastırmaya alışmış tarzının etkisi büyük oldu. Bunu nihayet Başbakan Erdoğan’ın anlamış olması da bir şey. Ama meseleyi bu bağlamla sınırlı anlamak son derece yüzeysel bir tutum olur. Çünkü Gezi direnişi ile patlak veren, uzun süredir eleştirileri, tepkileri, kaygıları, endişeleri, korkuları hiçe sayılan halkın tepkisidir. Bunu böyle anlamayan yanılır ve yanılgısının da hepimiz adına sonuçları olur...

Başkalarını bilmem, ben hayatın, insanların içerisinde olan bir yazarım. Ve daha çok da mevcut statüko ve inkâr ideolojisinden çok çekmiş çevrelerin. 2010 referandumunun ardından, ama özellikle de 2011 seçimlerinden sonra aldığı destek nedeniyle özgüveni tavan yapmış, “askerî vesayet baskısından da kurtulduk, artık devlet biziz” havasına girmiş AKP’nin kendi ideolojik değerlerini yansıtan anlayış ve uygulamalarını doğrudan devreye sokan pratikler sergilemesi, toplumun önemli bir kesiminde “kaygı ve endişe” konusu oldu. Bu, sürekli rencide edilen Aleviler açısından gören her göz için son derece belirgin bir “kutuplaşma” potansiyelini harekete geçirdi. Naçizane katıldığım programlarda dile getirdim, yazılar yazdım, söyleşilerde vurguladım. Yani kendi adıma uyarıcı olmak için elimden, dilimden geleni yaptım. Kimi “derin” çevrelerin “durumdan vazife çıkaran”mesailerine de dikkat çekerek... Kuşkusuz bunu başka sorumlu yazarlar, STK’lar da yaptı, yapmaya çalıştı.

Fakat iktidar partisi bu görüş ve değerlendirmeleri dikkate almak şöyle dursun, neredeyse herkesle köprüleri attı. Ne de olsa oy potansiyeli birkaç kez daha iktidar olmasına yeter de artardı bile... Ne de olsa bu çapsız muhalefet var oldukça Türkiye kendisine mahkûmdu... Arkasında artık önemli bir medya gücü de vardı; egemen medyanın diğer kesimi teslim alınmış, “ulusalcı” medya etkisiz kılınmıştı... Toplum darbe ve askerî müdahalelere net şekilde karşıydı... Dolayısıyla varsın “endişeli liberaller”kendi kendilerine sayıklasındı... Varsın özgürlükçü solcular, demokratlar konuşsunlardı... İslamcı camiadan “çatlak” ses çıkartan var idiyse, ya Has Parti gibi “iç” edilirdi, olmuyorsa devletin gücü, imkânları ne güne duruyordu...


“Dindar bir nesil yetiştireceğiz”
 söylemi, alkol yasasını “dinimizin emri” şeklinde gerekçelendirmek, köprüye “Yavuz” adını koymak, Gezi Parkı protestosuna “kim ne derse desin...”diyerek kulaklarını tıkamak, çöken Suriye politikasının acısını anamuhalefet partisinden çıkarmak, yeni anayasa imkânını Erdoğan’ı “başkan” yapma hamlesine çevirmek, iktidarın ne tür bir anlayışla hareket ettiğinin hemen akla gelen somut örneklerinden sadece birkaçı... “Barış süreci” ile Kürtler nezdinde dibe vuran itibarını yeniden kazandığını düşünmesi de, bu “kendinden geçme” hâlinin arka planındaki bir başka faktör...

Bazı ulusalcı çevrelerin provoke etme, mecrasını değiştirme çabaları Taksim direnişinin bir halk hareketi olma özelliğini değiştirmez. O ulusalcı çevreleri işaret ederek “bu ideolojik bir eylem”tesbitleri yanlış ve yanılgılıdır. Bu olaydan çok önce Alevilerden, demokratik solcu, Kürt, liberal ve mütedeyyin çevrelerden “tedirginiz, endişeliyiz”, hatta “gidişattan korkuyoruz” mesajları alıyordum. Bu “endişeli” ruh hâli, zaten gündelik hayatın içinde elle tutulur, gözle görülür somutlukta idi.

Olayın “ideolojisi”, bu ruh hâlinde ve bunu ortaya çıkartan nedenlerde aranmalıdır. Yani iktidar partisinin ideolojisinde...



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

http://www.taraf.com.tr/cafer-solgun/makale-taksim-hareketinin-ideolojisi.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar