‘Gördünüz değil mi; Mısır’da darbe oldu!’

  • 5.07.2013 00:00

 “Arap Baharı” Mısır’da darbe yedi. Bu, kuşkusuz çok yönlü değerlendirmek gereken bir “rutin dışı” gelişme. Malum, Gezi nedeniyle gayet “hassas” bir süreçteyiz ve bu yönüyle de Mısır’daki darbe herhalde en fazla Türkiye’de hararetli tartışmaların konusu oluyor.

Gezi Parkı günlerinde olayı “Türk Baharı” şeklinde lanse etmek isteyenler olmuştu. Daha çok ulusalcı çevrelerin rağbet ettiği bir kıyaslamaydı. Çok da genelleşmedi, ilgi görmedi. Mısır ve Türkiye’nin gerçekleri ve her iki hareketi ortaya çıkartan nedenler, koşullar çok farklıydı çünkü. Ama bu “teşbih”, Gezi’deki gençlerden ziyade iktidar çevrelerini heyecanlandırdı ve uzun uzadıya bakış açılarına göreTaksim’in neden Tahrir olmadığını ve olamayacağını anlatıp durdular, bu benzetmeyi yapanlara kızdılar. Dayandırdıkları nedenler bir yana, Taksim elbette Tahrir değildi. Fakat darbenin ardından Tahrir benzetmesini bu kez “Türk Baharı” lafına kızanlar yapmaya başladı: “Gördünüz mü, bak, Mısır’da darbe oldu...

O günlerde de yazdım; Gezi’yi kendi gündemleri doğrultusunda manipüle etmek için “durumdan vazife çıkartan” çevreler tabii ki vardı, hâlâ da var. Ama Gezi ilk günden itibaren bu çevrelerle arasına mesafe koydu. Olmayacak olan olup da müdahaleye niyetlenenler olsaydı, Gezi, bu müdahaleye direnişin adı ve adresi olurdu... Bunu görmezden gelmek ve o marjinal çevreleri işaret ederek tutum belirlemek doğru değildi. İktidar partisinin yaptığı da bir “durumdan vazife çıkarmak” siyaseti idi.

Ergenekon zihniyetinin tümüyle tasfiye edildiği düşüncesinde olanlardan değilim. Bu düşüncenin çekimine kapılanlar daha çok “ustalık dönemi” AKP iktidarını “artık devletleştik” şeklinde değerlendirenler. Naçizane, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, onun kurucu ideolojisini iyi tanıdığımı söyleyebilirim. Hayat deneyimi diyelim... Tabii darbe ve darbecileri de. Ülkemizdeki darbecilerin işin “toplumsal meşruiyet” kısmına ne denli önem verdiklerini de. Bizimkileri mesela Latin Amerika’daki darbecilerden ayırt eden önemli hususiyetlerden biridir bu...

İşte köklü, işleyen, ilkeleri oturmuş, sahici bir demokrasiye duyduğumuz ihtiyacın en önemli gerekçelerinden biri de budur zaten. Askerî bir müdahalenin, darbenin, bir ihtimal olarak dahi aklımıza gelmemesi için demokrasiyi savunmak, geliştirmek yükümlülüğümüz var.

Herkesin etnik, dinî, kültürel kimlik ve değerleriyle barış içinde birarada yaşaması, kendini kimlik ve değerlerinden dolayı “öteki” ya da “dışlanmış” hissetmemesi bizim demokratikleşmenin neresinde olduğumuzun hem en önemli ölçüsüdür ve hem de darbesevicilerin en önemli arayışlarının boşa çıkartılmasıdır.

Sözü Mısır’a getireceğim. Mısır’daki darbeyle ilgili yorumlardan iki çeşidi oldukça “düşündürücü” bir nitelik taşıyor ve birbirine zıt görünmekle beraber “al birini vur ötekine” dedirtiyor.

Bunlardan biri, “Arap Baharı’ndan demokrasi çıkmadı” şeklinde... Buradaki Kemalist kibir hemen dikkat çekiyor tabii. Meseleyi buradan görenler, devamla, genellikle Türkiye’ye yönelik bir çıkarımda bulunuyor ve “siyasal İslamcılıktan demokrasi filan çıkmaz” diyorlar açık açık.

Diğer bazı yorumcular da, “Gezi romantikleri, gördünüz işte, Mısır’da darbe oldu” diyerek başlıyorlar söze. Bir tür darbeyi gösterip “sıtmaya” razı olma telkininde bulunuyorlar. Beraberinde “nasıl bir tehlikenin eşiğinden döndük” diyerek iktidarın özellikle ilk günlerdeki uzlaşmaz tutumuna göndermede bulunuyor, “aynı 28 Şubat gibi” teorilerine Mısır’daki darbeyi örnek gösteriyorlar. Buradan çıkarmamız gereken “ders”in, iktidarın uygun gördüğü kadar demokrasiye razı gelmemiz olduğu söyleniyor yani; madem işin içinde ya “darbeci” olmak ya da “darbecilere malzeme” olmak var...

Oysa asıl ders, farklılıklarıyla anlamlı, değerli bir ülkede yaşıyor olmamızdır ve toplumsal bütünlüğümüzü meydan getiren her kesimin eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamasının önündeki engelleri aşma duyarlılığını, sorumluluğunu taşımak ve paylaşmaktır. Demokrasiyi kendini iktidara getirme aracı, iktidarı da “kendine Müslüman” bir anlayışın uygulama alanı olarak görmemektir.

İktidarın rahatsızlık yaratan uygulamalarına her itiraz edeni “darbeci, “ulusalcı”, “Kemalist” vb. görmek ve göstermek gayreti, kendini uygulamada daha keyfî davranabilme istek ve arzusunun “payandası” hâline gelmiştir. Gezi sürecinde iyiden iyiye “cılkı” çıkartılan bu tutumdan vazgeçilmesi gerekir. Çünkü ne Türkiye Mısır’dır ve ne de Mısır, Türkiye.

***


Diyanet’in Dini: Devlet
 başlıklı yazı dizisine gelen okur görüş ve tepkilerini pazar günü derleyerek yayınlayacağım. Bu vesileyle Diyanet İşleri Başkanlığı’na sorularım da olacak...



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar