Biraz Mısır, biraz Türkiye: Demokrasi dersi...

  • 9.07.2013 00:00

 Mısır’daki darbeye en net tutumu Türkiye aldı. Batı darbeyi “eh, olacağı buydu” havasında karşıladı. Arap monarşileri ise gayet hoşnut oldular. Ama bizzat Başbakan Erdoğan’ın ağzından Batı’ya tepki veren Türkiye, darbeden hoşnut bu ülkeleri görmezden gelmeyi tercih etti. Bunda, kuşkusuz bu ülkelerle Suriye konusunda “kol kola” olunmasının payı büyük. Bu tablo, en azından taktik olarak Suriye’de Esad’ın ve Ortadoğu’da İran’ın manevra sahasını genişletti; Türkiye’yi ise, bölgenin “ağabeyi” olma hesaplarıyla bir kez daha baş başa bıraktı.

Gündelik politik ve ekonomik çıkarlar (“reelpolitik”), bu tip durumlarda hâlâ devletlerin “ilkeli” davranmasına cevaz vermiyor. İlkesel olarak demokrasiden yana olmak ile “ülke çıkarlarımız” karşı karşıya geldiğinde, dümen kırılan yön “çıkarlarımız” oluyor. Bu, Türkiye açısından da böyle. Hatırlıyorum, Pakistan’da Zülfikar Ali Butto dönemi de “dost ve kardeş Pakistan” idi, onu idam edenlerin yönetimi de. Sonrası da kendini tekrar etti; Benazir Butto’nun Pakistan’ı da, darbecilerin Pakistan’ı da “dost” olmaya devam etti...

Bir süre öncesine kadar dünyada darbe dönemleri kapandı derken, bu saptamanın dayanaklarından biri, ABD ve Batı’nın artık dünyada darbe istemediği idi; ve ABD’nin istemediği bir darbe de olamazdı... Mısır’daki darbe bir “istisna” mı yoksa bu tesbitin ortaya çıkan yeni durum ışığında yeniden değerlendirilmesi mi gerekmektedir? Tartışmaya değer bir soru. Fakat bu tartışmayı ABD veya Batı politikalarını anlamaya çalışırken, asıl kendi demokrasi anlayış ve pratiğimiz açısından yürütmemiz önemli. Çünkü “ABD istemezse darbe olmaz” ama oturmuş, işleyen bir demokrasiye de kimse darbe yapamaz, yapmaya niyetlense de boşa çıkar.

Mısır’daki Sisi darbesi, Gezi’nin ardından, “kendi” durumumuzun muhasebesini yapmamızın vesilelerinden biri olarak gündemimize girmiştir. Bu bağlamda çok yönlü bir tartışmanın konusu olacak değerde sorularımızdan biri de şudur mesela: İdeolojik yapısı itibarıyla beğenmediğimiz bir iktidarın yönetimi altında demokrasi, demokratikleşme olur mu, olmaz mı? Sorunun cevabı, aslında kendisinde saklı. Çünkü iddianız demokrat olmak ise, demokrasinin en ayırt edici özelliğinin bu olduğunu da bilmek durumundasınız; yani düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, çoğulculuk, katılımcılık.

Demokrasi anlayışınız Süleyman Demirel gibi sözcüğün en geniş manasında “devlet adamı” ölçüleri içine hapsolmuş ise ve demokratlık iddianız sizin iktidarda olup olmama durumunuza göre değişkenlik arz ediyorsa, orada bir problem vardır. Hatırlatmadan edemeyeceğim; Demirel’in siyasi yaşamının en “demokrat” dönemi, 1987’de siyasi yasakların kaldırılması için düzenlenen referandumda yürüttüğü kampanya dönemidir. Aziz Nesin gibi solcu aydınlar bile, “Demirel darbelerden ders çıkardı, demokrat oldu galiba” diye düşünmeye başlamışlardı. İzleyen yıllarda Demirel “yine ve yeniden” başbakan oldu ve anlaşıldı ki o aslında bildiğimiz, tanıdığımız Demirel idi...


Demokrasi, ideolojik yapısını beğenmediğimiz bir siyasi partiyi de iktidara taşıyabilir. Bunu kabul edecek, demokratik meşruiyet içinde kalarak muhalefet edecek, alternatif olmaya çalışacaksınız.
 Ama iktidar partisi de iktidarı sadece kendi ideolojik hassasiyetlerini örgütlemek olarak anlamayacak, kendisini sadece yandaşlarının iktidarı sanmayacak, “demokrasi ben varsam var” demeyecek, asgari müşterekleri itibarıyla demokrasiyi geliştirmeyi temel önceliklerinden biri görecek... Çünkü o demokrasidir, her siyasi seçeneği ülke ve halk adına birer iktidar adayı hâline getiren, siz de dâhil herkese siyaset yapma hakkı ve imkânı tanıyan.

Bunu böyle görmezseniz, orada toplumsal ve siyasi dengeler şaşar, bozulur, “birileri” de ortaya çıkan durumu kendi hareketi için (bu da genellikle “darbe” oluyor), “fırsat” görür, üstüne üstlük destek de bulur...


Mısır, yeniden ve belki de asıl şimdi sahici bir demokratikleşme şansı elde etmiştir.
Maalesef demek gerekir, demokratikleşme, hâlâ bedel ödemeyi gerektiren bir süreç. Bir şey oluyor ve “demokrasi” olmuyorsunuz; olduğunu varsaydığınız durumu sağlamlaştırmak, pekiştirmek, geliştirmek sorumluluklarınız var. Mısır, bizim daha önce geçtiğimiz yollardan geçiyor şimdi; bu yol, demokrasiye varacak. Ne Mısır ne de bir başka yeryüzü ülkesi için öngörülebilir başka bir “gelecek” yok çünkü.

Tabii ki darbe “kaçınılmaz” değildi; keşke Mursi kendini örgütlemekten çok demokrasiyi oturtmanın daha “hayırlı” ve hayati bir önemi bulunduğunu devrilmeden önce kavrayabilseydi... Ama “keşke” diyerek hayıflanmanın yararı yok. Mesele, iktidar hastalığının çaresinin ancak demokrasiyi içselleştirmek olduğunu idrak etmekte...



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar