Türkiye çok değişti, çok...

  • 12.07.2013 00:00

 Türkiye’nin son 10 yılında, öncesiyle kıyaslandığında görmezden gelinmesi mümkün olmayan çok şey değişti. Bunları son zamanlarda özellikle Gezi Parkı vesilesiyle farklı anlamlar yüklenerek de olsa bazen hatırlatmak, bazen de düpedüz “nankörler” dercesine kafalara çakmak maksadıyla yazanlar çok oldu. Bir de ben yazmayacağım. Yeri geldiğinde söylemek konusunda herhangi bir kompleks taşımıyorum çünkü.

Bu değişimi “nankörler” dercesine yazanların yol açtığı atmosfer, haylidir bir tür “mahalle baskısı” hâlini aldı. İktidarın herhangi bir tasarrufunu eleştirecekseniz, önce o konuyla ilgili konuşma imkân ve şansını bahşettiği için AKP’ye teşekkür etmek durumundasınız gibi bir mecburiyet hissetmeniz lazım adeta... Muhtemelen iktidar partisi kurmaylarının şekillendirdiği bir konsept sözkonusu. Bu mecburiyet algısını Başbakan Erdoğan da canlı tutmak gayretinde, tabii kalemleri iktidarı övmeye yazgılı çalışan diğerleri de tam mesai hâlinde bunun için.

Evet, Türkiye’nin son 10 yılında çok şey değişti ve iktidar partisi de AKP idi. Ne var ki, bu “son 10 yıla” gelinceye değin dünyada da çok şey değişti. Türkiye bu “değişen dünya” durumunun ister istemez bir parçası idi. Daha da önemlisi, kendi süreci içinde bu değişimi ziyadesiyle ertelemiş, geciktirmişti. 2002 yılına gelindiğinde köhnemiş resmî ideoloji zihniyeti ile, “Milli Güvenlik Kurulu” devleti ile, soğuk savaş dönemlerinden kalma “tehdit ve tehlike” konseptleri ile bir arpa boyu daha ileri gitmesi, “değişen dünya” durumu ile uyumlu olması mümkün değildi. AKP, böylesi bir tarihî momentte iktidar oldu. Çünkü “yeni” bir seçenek idi, “yenilikçi” idi ve siyasi muarızlarının tamamı, artık hayata ve kendisini dayatan değişim ihtiyacına dair söyleyeceği hiçbir şey bulunmayan, “aşılmış” devlet partileri idi. Öncelikle bunun tesbit edilmesi gereği var...

Günümüz dünyasında “değişim”, demokrasi ve özgürlükler temelinde bir yenilenmeyi ifade eder. “Değişim” sözcüğünü slogan olarak benimseyen hiçbir yeryüzü partisi yoktur ki, bunu söylerken daha fazla demokrasi ve özgürlük değil de, mesela “nerede eski günler” nostaljisini kastediyor olsun. Bizde CHP de son yıllardaki seçimlerde bu sloganı kullanmaya niyetleniyor, ama inandırıcı olamıyor. Çünkü “değişim”, ne kadar yenilenmeyi, demokratikleşmeyi, hayatın her alanında özgürleşmeyi ifade eden bir anlayışla örtüşüyorsa, o kadar inandırıcı, etkileyici olabiliyor insanlar üzerinde.

Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla sembolize edilen tarihin içinde bulunduğumuz yeni döneminde, demokratik değişim ve yeniden yapılanma süreçleri, genellikle sosyal demokrat veya liberal demokrat iddialı partilerin öncülüğünde yaşandı. Bizde “yeni” bir durum olmasına bakmayın, mesela 80’li yılların sonunda ve 90’lı yılların ilk yarısında Latin Amerika’daki gerilla hareketlerinin tamamıyla “barış” yapıldı. Gerilla örgütleri legal siyasi partiler olarak bu “yeni” sürece adapte oldular, bazı ülkelerde iktidar bile oldular. Tek istisna Kolombiya’dır ve orada bile devletle örgüt (FARC) arasındaki barış görüşmelerinin evveliyatı bizdekinden çok eskiye gitmektedir.

Bizim “özgünlüğümüz”, değişimi adeta daha fazla ertelenemez hâle getiren şartlarda ortada AKP’den daha “sivil” ve demokrasiye ihtiyaç duyan bir seçenek bulunmamasıydı ve AKP de, son zamanlarda “muhafazakâr” yönüne sıkça vurgu yapıldığı gibi, “muhafazakâr demokrat” bir parti idi. Bu, Alevi meselesi, mütedeyyin yurttaşlarımızın oluşturduğu çoğunluğun desteği gibi “özgün” nedenlerle bir “şans” da olabilirdi, “şanssızlık” da... Bence tam da bunu test eden bir sürece gelip dayanmış bulunuyoruz.

Aklını ve vicdanını baskıların hiçbir türüne teslim etmeden konuşmak yükümlülüğümüz var. Çünkü vicdanlarımız, insanlığımızın direnen kaleleridir...

Devam edeceğim.



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar