İktidar olmak, devlet olmak...

  • 24.02.2014 00:00

 Bir yandan Yargı ve Emniyet’te hâlâ hız kesmemiş operasyonlar düzenlerken diğer yandan da Meclis’e nefes aldırmıyor.


İnternet üzerinde keyfî ve gayet “hızlı” işleyecek bir sansür uygulaması getiren yasa Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. HSYK’yı Adalet Bakanlığı bünyesinde Adalet Bakanı’na bağlı bir “genel müdürlük” hâline getirecek yasa için “Cumhurbaşkanı onaylamaz herhalde” diye düşünen kaldı mı, bilmiyorum. Bu yasalarla ilgili tepki ve eleştiriler söylendiğiyle kaldı. Meclis’te çoğunluk olmanın avantajlarını ziyadesiyle değerlendiren iktidar partisinin “acelem var” diyerek yerel seçimlerden önce yürürlüğe koymak istediği bir başka “kritik” yasa da, yeni MİT yasası. Hukukçular bu yasayla birlikte MİT’in devletin resmî ve “milli” istihbarat örgütü olmaktan çıkıp siyasi iktidarın emrinde bir yapıya dönüşeceğine dikkat çekiyor. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş MİT’in denetlenebilir, hesap verebilir bir kurum olmaktan çıkartılacak olmasını eleştiriyor. Konunun öneminin farkında olan yorumcular iktidar partisinin “Baasçı” bir “muhaberat” rejimi oluşturmak istediğini söylüyor. Ama bütün bunların iktidar partisi nezdinde bir anlamı yok; “kim ne derse desin...” kararlılığıyla “durmak yok!” diyorlar, “yola devam”...


Yeni Türkiye” bu muydu, “ileri demokrasi” böyle bir şey miydi, vatandaş demokrasi adına ne biliyorsa, hepsi birbirine karıştı.


Devlet bir “AK Parti Devleti” olarak yeniden düzenlenirken, sırada orduda “temizlik” yapmanın olduğu söyleniyor. “Söyleniyor” dediğim, lafın gelişi, çünkü “paralel devlet orduya da sızmış” diyen, bizzat Başbakan Erdoğan. Orduyu da Ergenekonculardan değilse bile diğer “zararlı” unsurlardan arındırmaya hazırlandıklarını anlıyoruz bu sözlerden. Sayın Başbakan harekete geçmek için Yüksek Askerî Şûra’nın toplanacağı ağustos ayını bekler mi, bilmiyorum. Kurmaylarına “o kadar beklemek zorunda mıyız, derhal harekete geçmenin bir yolu vardır, yoksa eğer, bulun” demiş olması kuvvetle muhtemeldir gibime geliyor. Düne kadar ordudan herhangi bir hukuki prosedüre gerek duyulmaksızın atılan ve haklarındaki bu “yargısız infaz” kararlarına itiraz hakları da bulunmayan TSK mensuplarının duygu ve düşünce dünyaları biraz karışmış olmalı.


2011 seçimlerinden, hatta 12 Eylül 2010 referandumundan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi bir “iktidar partisi” hâline geldi. Devletleşti. En azından öyle düşündükleri anlaşılıyor. İktidarlarının üçüncü dönemine bu yüzden “ustalık dönemi” dediler. Askerî vesayet geriletilmiş, darbe ve askerî müdahale tehlikesi kamuoyunun büyük desteğiyle boşa çıkartılmıştı. İktidar partisinin önünde iki seçenek vardı. Ya gücünü demokratik reformlar için kullanacak, temposu düşmüş AB ile uyum yasalarını gündeme getirecek, Kürt sorunu ve Alevi sorununun çözümünü de kendi içinde sağlayan yeni anayasa yapmayı “yeni Türkiye” iddiasının temel gündemi olarak görecek ya da “güç bende artık” diyecek ve “Türkiye’yi kafamıza göre şekillendireceğiz işinize gelirse...” diyecekti.


İktidar önündeki ikinci seçeneğin çekimine kapıldı. Meselemiz budur.


***


Ali Özler... Dersim, eksikliğini her zaman hissedeceğimiz saygıdeğer bir ağabeyini, büyüğünü, bilgelerinden birini kaybetti. Özleyeceğiz. Unutmayacağız. Mekânı cennet olsun. Dersim halkının başı sağolsun...



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar