‘Ah ulan Rıza’ adaleti...

  • 6.03.2014 00:00

 Sayın Başbakan “tanırım, hayırsever bir işadamıdır” dediği gün değilse bile bu açıklamayı takip eden günler içinde “hayırsever” işadamı Reza Zerrab (Neden “Rıza Sarraf” demiyoruz bu vatandaşa? Çocuk TC vatandaşı olmak için o kadar para dökmüş, Rıza olmuş...) “içeriden” çıkar diye düşünmüştüm, ama ilgili mahkemenin harekete geçmesinin sağlanması ve bakan evladı kankileriyle birlikte salıverilmesi tam 70 günde mümkün olabildi.


Oldum olası “ağır” işlediği eleştirilerine muhatap olan yargı süreci hiç değilse bu vatandaşlar nezdinde gayet hızlı işleyecek gibi görünüyor. Bir de uzun tutukluluk süresinin uzunluğuna dair eleştiriler var. Bu vatandaşları yargılayan mahkeme bu konuda da “emsal” teşkil edecek bir tutum gösterdi. Maşallah. Gerçi tahliye kararı veren nöbetçi yargıcın Erdoğan hayranı olduğu kafalarda soru işaretlerine yol açmadı değil. O kadar da “kusur” olmadan olmuyor işte...


Memleketimizin bu seçkin ve “hayırlı” evlatları “içeriden” çıktı ve “yahu bu Sarraf konuşur monuşur” ihtimali bertaraf edildi. Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in, ara sıra yaptığı işten endişelendiği, “aman abi bir şey olmasın, ben içeride yatamam yani” diye düşündüğü anlaşılan Sarraf’a “merak etme Rıza, bir şey olursa önüne yatarım” dediği ortaya çıktığında millet dalgasını geçmişti sosyal medyada. Oysa Sayın Güler’in çok da boş konuşmadığını gördük. Utandık, mahcup olduk.


Utandık” deyince aklıma geldi, nedense... Tıklım tıklım dolu cezaevlerinde insan hakları kuruluşlarının tespitlerine göre yaklaşık 500 hasta tutuklu ve hükümlü var. Bunların çoğu ölümcül hastalıkların pençesinde bulunuyorlar. Ancak hükümetten ve bazı mahkemeleri yakından takip ettiği anlaşılan Başbakan Erdoğan’dan “tık” yok. Yeni Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da, belli ki, kendisine bağlanan HSYK’ya şekil vermekten başka mevzulara ayıracak zaman bulamıyor. Ergenekon, Balyoz davalarının sanıkları için “yeniden yargılama” ve mümkünse tez elden salıverme yönündeki formül arayışlarını saymazsak tabii.


Bu arada her yeri geldiğinde “sürüyor” denen bir Çözüm Süreci var gündemimizde. Bu sürecin karşılıklı güven ve iyi niyet bağlamında atılması en mümkün adımı hasta tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması. Ve beraberinde özellikle Kürt kamuoyunda “paralel devlet işi” diye propaganda edilen KCK sanıklarının durumu. Ancak bu konuların hükümetin gündeminde olduğuna dair en ufak bir emare yok.


Sürüyor” denen Çözüm Süreci’nin gereklerini yerine getirmede herhangi bir çaba içerisinde olduğunu göremediğimiz iktidarın yaşadığı çürümenin en çarpıcı boyutu, “adalet” deyince karşımıza çıkmaktadır.


Adalet, bir toplumu birarada tutan temel değerlerin başında gelir. İnsanların birbirlerine ve devlete, yargıya karşı adalet temelli güven duygusu zedelenmişse, o ülkede ciddi ve düşündürücü, kaygı duymak gereken bir gidişat var demektir.


Tam da bu gidişatı yaşamaktayız. Yargı bağımsızlığının yerle bir edilmesi ve memleketi bugüne değin aslında “paralel devletin” yönettiğine dair sistematik bir kampanyayla yaratılan algının böyle bir “yan tesiri” var işte...


Adalet duygusunun zedelenmesi birçok bakımdan düşündürücü gerçekleri akla getiriyor. Mesela devletin rutin bir faaliyet olarak yürüttüğü “dikkat, Alevidir” fişlemeleri konusu var.


Bir zamanlar kimdi “vatandaşını fişlemek alçaklıktır” diyen? Şimdilik “aynen öyledir” demekle yetiniyorum...



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar