Yeniden başlamak...

  • 10.03.2014 00:00

 Uzun tutukluluk sürelerinin peşin peşin çektirilen bir “ceza” olduğu yıllardır dile getirilen bir sorundu. Ama sorunun mağduru Kürtler, Aleviler, solcular, genel olarak “muhalif” ve itiraz eden kesimler olunca kulak veren yoktu. Ne zaman ki darbe davalarının mağdurlarını ne yapıp edip serbest bırakmak iktidarın gündemi hâline geldi, o zaman tutukluluk süresinin beş yılla sınırlandırılması formülü bulundu ve gereği yapıldı.


Veli Küçükgibi en namlı olanları da dâhil Ergenekon sanıklarının çoğu bu imkândan yararlanıp aramıza geri dönecekler. Malatya Zirve Yayınevi katliamının failleri çıktı bile. Oysa “suçüstü” yakalanmışlardı ve işledikleri suç düpedüz bir insanlık suçu idi...


DGM’ler, sıkıyönetim mahkemeleri, ağır ceza mahkemeleri ve sonuçta Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM) devletin “kırmızıçizgileri” icabı muhalif kesimler için birer “ceza makinesi” gibi işletilirken, bu mahkemelerin işledikleri hukuk cinayetlerine dönüp bakan olmadı. Ne zaman ki iktidar partisi kurmaylarının aklına “milli ordumuza kumpas kurulduğu” fikri geldi, o zaman ÖYM’leri kaldırmak ihtiyacı hâsıl oldu...


Ve bunlar, “bir anda” denebilecek bir süratle oldu ve oluyor.


İtirazı olanların tepesinde yıllardır Demokles’in kılıcı gibi sallandırılan Terörle Mücadele Kanunu (TMK) henüz olduğu yerde duruyor. Belki de Kürtler başta olmak üzere muhalif kesimler için icat edilen bu faşizan yasanın kalkması için “derin” çevrelerin şikâyetçi olmasını ya da iktidar çevrelerinden birilerinin TMK mağduru olmasını beklememiz gerek...


Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da devlet kademeleri harekete geçince serbest bırakıldı. Cezaevi kapısında bir “vefa” örneği göstererek henüz içerideki arkadaşlarını hatırlattı ve onlar da çıkana değin “mücadeleye devam” kararlılığı içinde olduklarını vurguladı. “Bu daha başlangıç” dedi.


Elinde lav silahıyla “bu bir borudur” açıklaması yapan, elindeki “irtica ile mücadele” planını sallayarak “bu bir kâğıt parçasıdır” diyen, en sert edasıyla bütün topluma parmak sallayıp “safınızı doğru belirleyin, doğru yerde durun” tehditleri savuran hâlleriyle aklımızda kalan bu emekli paşanın sözlerini tabii ki ciddiye almak durumundayız.


Darbe planlarına karşı sokaklara döküldüğümüz insanların bir kısmı bu gelişmeler karşısında ne tür duygular içindedir acaba, bilemiyorum. Devir devran değişti ve Ergenekon, darbe filan bazılarının nazarında “işte bunlar hep kumpas” oluverdi; dolayısıyla biz de “kumpasçılar” tarafından “kullanılmış” oluyoruz. Yapacakları izahatların kalabalığı içerisinde sırıtan zihniyetin özeti bundan başka ne anlama gelebilir ki?


İkbal, istikbal ve dahi “istiklal” mücadelesinden anladıkları, demek ki bu imiş. “İktidar” olmak, “egemen” olmak yani. Bu uğurda kendi devranlarına biat ettikten sonra darbecilerle de kol kola girmek “mubah”. Kitabına uydururlar bir şekilde. Gerekli ise “fetva” bile çıkartırlar; Diyanet ne güne duruyor orada? Biz not düşmüş olalım tarihe. Bu “başlangıçlar” hayra alamet değil. Hiç kimse için değil.


Unuttukları şu: Darbecilere “dur” diyenlerin “kendileri” dışında kalanlarının “asıl” niyetleri iktidara genişlemesine ve derinlemesine intibak etmek, devleti ele geçirmek filan değildi; gerçekten de darbeye, darbeciliğe karşı olmak ve gerçekten de herkes için demokrasiyi savunmak idi.


Halen de öyledir. “Biz” buradayız; barış, demokrasi ve özgürlük değerlerini savunduğumuz yerde. Acılı bir tarihin içerisinden geliyoruz ve savunduğumuz değerlerin sahibiyiz. Bunun ne demek olduğunu gözlerini ikbal ve iktidar bürümüş olanlar bilmez, ama “bu daha başlangıç” diyenler iyi bilir.


Bu devlet zihniyetinin mağdurlarının da yeniden başlamaya cesaretleri vardır.



[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar