Muktedir, muzaffer ama hastalar...

  • 7.04.2014 00:00

 Gizlemeye çalışmadıkları bir kibirle “kazananlar” diyorlar ve karşısına “Başbakan Erdoğan ve AKP” yazıyorlar. “Acaba” sorusunda düğümlenmiş kaygı ve endişelerini yatıştırmış olmanın keyfiyle “kaybedenler”in karşısına ise uzunca bir liste yazıyorlar. “Kazananlar ve kaybedenler” sıralamasını çerçeveletip duvarlarına da asmışlarsa, doğrusu şaşırmam.

Yıllardır çiğnenmiş olmaktan ağızlarında çürüttükleri sakız misali cümlelerle “kaybedenler” dediklerini aşağılamaktan keyif alıyorlar. “Çok” ve “çoğunluk” olmanın her zaman doğru ve haklı olmak demek olmadığını bilmediklerinden değil, “sözkonusu iktidar olmaksa...” diye çalışıyor kafaları nicedir, “gerisi teferruat”...

Kurdukları tumturaklı cümlelerin arkasında aslında “iktidar” etrafında kümelenmiş bir avuç aklı, vicdanı bağlanmış biçare olduklarının görünmediğini sanıyorlar. Çıkardıkları gürültünün yaşadıkları endişenin büyüklüğüne delalet bir arızalı ruh hâlini yansıttığını kimselerin anlamadığını sanıyorlar. Yanılıyorlar.

Çok yaşa ulu önderimiz” diye bağırmamak için coşkularını zor zapt ettikleri liderleri o tabiri seviyor diye “milli irade” olarak adlandırdıkları halkı çok seviyor görünüyorlar. Yaşam standartları ve yaşadıkları muhitlerin statüsü yükseldikçe uzaklaştıkları “halk” ile en önemli temasları liderlerinin mitinglerinde büyülenmiş gözlerle izledikleri insan kalabalığından ibaret olduğu hâlde, dillerinden, kalemlerinden “halkçılık” damlıyor. Ellerinden gelse “halk” olmanın karşılığını sözlüklere “Erdoğan için ölürüm diyen insan topluluğu” filan yazacaklar. Çünkü onların nezdinde diğerleri “halk” değil, başka bir şey, mesela Alevi, mesela Kürt, mesela solcu, liberal, demokrat, “Gezi’ci” vesaire. Bu listeye malum gelişmeler nedeniyle son zamanlarda adını “haşhaşi” koydukları bazı Müslümanlar da eklendi.

Liderlerinin sesi kısılıncaya kadar bağırmasından, önüne geleni tehdit etmesinden çok etkilendikleri için, imam-cemaat misali, bazısı aslında gazeteci, yazar diye bilindiklerini de unutup savcı, sorgucu edalarında “hepinizden hesap soracağız, hepiniz tutuklanacaksınız” demeye başlamıştı. Şimdilerde gözlerine kestirdikleri kişileri gözaltına alıp sorgulamak, suçlarını itiraf ettirdikten sonra içeriye atmak için teyakkuz hâlinde bekliyorlar.

Sürekli iktidarı korumaya koşullanmış gergin, tetikte bir ruh hâlini taşımak zorunda olmak, ister istemez başka komplikasyonlara yol açabiliyor. Bu ruh hâli, paranoid şizofreni belirtilerine neden olur diyor uzmanlar. Haklılar.

Bunun son örneği, İstanbul’da geçen cuma günü kaybolan ve cumartesi günü maalesef komşu villanın havuzunda cansız bedeni bulunan 3,5 yaşındaki minik Pamir Dikdik olayında kendisini gösterdi. Minik Pamir’in babası çocuğunun kaybolduğunu sosyal medyada duyurdu, Pamir’in kaybolduğu mahalleye ulaşabilen insanlar kolluk kuvvetleriyle birlikte arama çalışmalarına katıldılar. Ve bazı hasta ruhlu kişiler bu olayı “provokasyon olabilir, acaba gerçekten bu çocuk kayıp mı” gibi bir “derin” endişe ile karşıladılar. Çünkü çocuğun annesi “komünist”, babası da “Alevi” imiş... Pamir’in cesedi bulununca rahatlamışlar mıdır, utanmışlar mıdır; bilemeyeceğim...

Naçizane dileğim, bu hasta ruhlu kişileri “akıllı” diye okuyup, izleyip “irşat” olduğunu zannedenlerin bir parça sorgulayıcı ve akıllarına, vicdanlarına mukayyet olabilmeleridir.

Kürtçede bu tip kişiliklere “qeşmer” deniyor, “qeşmer ê begê”. Kürtlerin siyasal jargonundaki adlandırmalar ise daha çeşitli ve genellikle bazı hayvanlarla özdeşleştiriliyor. Onları yazmayacağım; hem yanlış anlaşılır ve hem de hayvanları karıştırmayalım kendi meselelerimize diye...

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Çok Okunanlar

Rant değil belediye yararı

Rant değil belediye yararı

  • 16.11.2022

Resmi İlanlar