Dik olmak, ilkeli olmak...

  • 12.05.2014 00:00

Bu “dik” durma meselesi ilk defa 27 Nisan e-muhtırasıyla birlikte literatürümüze girdi. Ultra ulusalcı marjinal çevreler dışında toplumun büyük çoğunluğu Genelkurmay’ın cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle siyasete apaçık ayar verme girişimine karşı meşru hükümetin arkasında durdu, hükümete “dik dur” dedi. AKP’nin kapatılma girişimine de ciddi bir demokratik tepki gösterildi. Erken seçim kararı alan AKP seçimlerden başarıyla çıktı. 2010 referandumu ve 2011 seçimlerinde de vesayetçi, oligarşik statükoya karşı yeni anayasa, demokrasi ve özgürlükler temelinde beklentilerin muhatabı AKP idi. Sonrası malum; AKP ve Erdoğan, “dik” durmaktan çok hoşlandı, madem işe yarıyordu, “dimdik” durmak lazımdı...

 

AKP ve Erdoğan bu “dik” durma yaklaşımını dış politikaya da uyarladı; bölgesel ve dahi küresel bir “aktör” olmak için Türkiye’nin ve onun muzaffer liderinin neyi eksikti? Davos’taki “one minute” çıkışı Arapları nasıl da sokaklara dökmüştü. Yalakalıkta “senin için ölürüm” diyerek zirve yapan resmî ve gayriresmî “danışman” tabakası “yürü, kim tutar seni” diye tezahürat yapıyorken “ya, bir dakika, ne oluyoruz” diye düşünmek de kolay değildi tabii... Sonuçta Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta bu “dik” dış politika hamleleri çöktü. Bir zamanlar Turgut Özal’ın “uzun, ince bir yol” diyerek düştüğü AB yollarından sapıldı. Oysa o yola, bu iktidar döneminde “öncelikli” bir önem veriliyordu bir zamanlar. “Dimdik” durmaktan kaskatı kesilmezden evvel...

 

Dik” duruşun içerideki sonuçları daha kötü oldu. Tabii, bugünkü Türkiye tablosuna nereden baktığınıza bağlı. “Tek başına iktidar olmaya yetecek desteğimiz var, Erdoğan’ı cumhurbaşkanı da yapacağız” diye düşünenlerin görmediği demeyeceğim, görmek istemediği, toplumun geçmişteki kamplaşmalardan daha tehlikeli ve yıkıcı sonuçları olabilecek bir kutuplaşma durumunu yaşıyor olmasıdır.

 

AKP ve Erdoğan’dan gayet hoşnut olanlar kadar farklı nedenlerle hoşnut olmak bir yana bu iktidarı varlıkları ve gelecekleri için gün geçtikçe büyüyen bir endişe ile karşılayanlar var ve onlar da toplumun neresinden bakılsa yarısını oluşturuyorlar. Daha önce de yazdım: Sevenin “senin için ölürüm” dediği ve sevmeyenin nefret ettiği bir lider veya iktidar partisi olmak, “normal” değildir. Bu durum ve bu duruma yol açan nedenler üzerine herkes, ama özellikle de bu tablonun sorumluları ciddiyetle düşünmek mecburiyetindedir.

 

Erdoğan’ı sevmeyenler darbeci, Ergenekoncu” şeklindeki toptancı demagojik söylemlerle bu sorumluluktan kaçınıp iktidarını derinleştirme çabasının son halkası, malum, Ergenekonculuk ile “kumpasmış” denerek uzlaşmaya karar verildikten sonra, “paralel yapı” yaftalaması oldu. Kim ki Erdoğan’ı eleştiriyor, demokrasi, hukuk, özgürlük diyor ise, pervasızca bu yaftalamaya maruz kalıyor. Eskimiş “vatan haini” ağızları tutmayınca şimdilerde bundan medet umuluyor.

 

Dik” durulacak yer herkes için demokrasi, özgürlük, barış, hukuk ve adalet değerlerini savunmaktır. Buna “ilkeli olmak” deniyor. Kendini örgütlemeye dönük bir çaba içinde olmak ve bu uğurda ölçü, sınır tanımaz bir keyfiyetle hareket etmek, toplumu kutuplaştırmak, “ilkeli” olmak değil güç ve iktidara tapınan bir ihtirasın kollarında kendini kaybetmektir.

 

Danıştay törenindeki öfkenin sahibi memlekete cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor bir de. Yandaş korosunun “yargıya da one minute dedi” gürültüsü arasında duyulması zor, ama ben yine de söylemiş olayım: Bu “dik”lik hayra alamet değil...

 

Bu arada AKP’deki Sayın Kürtler biliyordur, “dik” Kürtçe “horoz” demektir ve sıfat olarak kullanıldığında pek olumlu manalar içermez. Kürtler bu “dik adam” söylemiyle biraz eğleniyorlar yani.

 

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar