Montaj, dublaj değil, yüzde yüz Erdoğan

  • 26.05.2014 00:00

 Belli. Erdoğan “başbakan” sıfatıyla ve sadece lideri olduğu partinin değil devletin de bütün imkânlarını kullanarak cumhurbaşkanı olmak istiyor. Karşısına çıkacak aday veya adayların devletin imkânlarını kullanmak gibi bir şansı olmayacak. Şimdiden söylemekte fayda var. Sırf bu eşitsizlik bile cumhurbaşkanlığı seçimini şaibeli kılar. Buna rağmen seçimleri kazanması bir “ihtimal” ama “cepte keklik” değil.

30 Mart seçimlerinde aldığı oy oranının bunun için yeterli olmaması bir yana, o oranın durduğu yerde durduğu kanısında da değilim. Bunun nedenleri tümüyle kendi tarz ve anlayışını artık “olduğu gibi” sergilemesiyle ilgili. Kimse “montaj, dublaj” da diyemiyor. Yüzde yüz orijinal. Tamamen Recep Tayyip Erdoğan...

Katıldığı toplantılarda “olay” çıkarıyor. Ne zaman kime ne şekilde patlayacağı belli değil. Yanında cumhurbaşkanı olsa da fark etmiyor. Soma’da toplu katliamdan farksız bir facia meydana geliyor, “fıtrat” deyip geçmemizi istiyor. Protestocu bir maden işçisini tokatlıyor “yuh” çekti diye, dahası, adamın kimyası bozuluyor korkudan. Okmeydanı’nda Berkin Elvaniçin anma yapanlara polis kurşunla müdahale ediyor. Cemevi avlusundaki bir yurttaş, Uğur Kurt, ensesinden vurularak hayatını kaybediyor. Bir gün sonra aynı yerde Ayhan Yılmaz adlı bir başka yurttaş ölüyor. Ve bu olaylar üzerine Başbakan Erdoğan, adını duymaya bile tahammül edemediği Berkin Elvan için anma yapılmasına öfkeleniyor, “Ölmüştür, geçmiştir” diyor, “Her ölen için tören mi düzenleyeceğiz” diyor ve devamla da “Polis bunlara nasıl sabrediyor anlayamıyorum” diyor...

Hatırlıyoruz, Gezi protestolarında “orantısız güç” kullanmakla eleştirilen polisi “kahraman polis destan yazdı” diye övmüş, “polise emri ben verdim” diye de sorumluluğunu üstlenmişti. Şimdi de iki yurttaşın hayatını kaybettiği bir olay için polisin “sabrına” hayret ettiğini söyleyerek, maalesef, yeni olaylara davetiye çıkarıyor.

Erdoğan’ın bizzat “motive” ettiği polis, Alevi mahallelerindeki gösterilere “memleketi düşman işgalinden kurtarmaya” gider gibi gidiyor, ateşin üzerine benzin döküyor. Gözlerini, vicdanlarını karartmış bazı yazar erbabı da polisin nefret taşan tahrikine söyleyecek bir çift söz bulamıyor ve “ne yani polis molotof atanlara gül mü atacaktı” diye yazıyor, yazabiliyor...

Köln seferine çıkmadan sağcısından solcusuna değin bütün Alman siyasi partileri, Erdoğan’a “itidal” çağrısı yaptılar. Olay çıkartmasından korktukları için. Bu da Başbakan Erdoğan’ın “dışarıdan” nasıl göründüğünün kısa özeti.

Bu “Erdoğan hâlleri”, destekçileri de dâhil kamuoyunda Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olma isteğini düpedüz bir kaygı ve endişe konusu hâline getiriyor. Ben, Erdoğan’ın 30 Mart seçimlerinde elde ettiği oy oranını artırmak şöyle dursun, bu tutumlarıyla eritmekte olduğu kanısındayım.

Gerekli şartlara sahip her yurttaş gibi Erdoğan da cumhurbaşkanlığına aday olabilir tabii ki. Ama mesele yaşının tutması ve hangi üniversiteden diploma aldığı filan değil sadece. Mesele cumhurbaşkanlığının bütün Türkiye’yi temsil etmekle yükümlü bir makam olması. Bir cumhurbaşkanı olmanın bu temel sorumluluğuna bakın bir de dönüp Başbakan Erdoğan’ın sadece küçük bir kesitini özetlediğim başbakanlık performansına...

Erdoğan’ın ipine tutunmuş olanlar bu performansa “montaj” da diyemiyorlar. Aksine, övüyorlar. Ve Erdoğan’ın artık kontrol edemediği hırçın, öfkeli hâllerine takılan kulplar sadece bunu yapanların kişiliklerini yoksullaştırmıyor, aynı zamanda Erdoğan’a en büyük kötülük oluyor. Zira adam bunların vıcık vıcık yağcılıklarına bakıp sahiden de “uçtuğunu” düşünmeye başladı...

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar