Milliyetçi provokasyon

  • 12.06.2014 00:00

 Lice’deki bayrak indirme olayı siyasi gündemin merkezine oturdu. Erdoğan ve muhalefet partisi liderlerinin açıklamaları birbirinden sert. Muhalefet hükümeti suçlarken Başbakan Erdoğan da “Ne çözüm süreci ya... İndireni indireceksin” diyerek faturayı askere kesti. Askerî cenahtan gelen açıklamalar “vursak bir türlü vurmasak başka” havasında. Kürt tarafından ise “provokasyon” açıklamaları geldi. Öcalan olayın iki tarafça da soruşturulması gerektiğini söyledi.

Hafızası yerinde herkes Lice’de bir askerî üssün direğinde sallanan bayrağın indirilmesiyle, yakın geçmişimizdeki benzer bayrak provokasyonlarını hatırladı tabii.

1996 yılında Ankara’da düzenlenen HADEP kongresinde salondaki Türk bayrağı indirilmiş ve yer yerinden oynamıştı. Olay, tetikte bekleyen milliyetçi-şoven güçleri harekete geçirmiş ve günlerce yurt sathında cadı avına çıkmışlardı. (O bayrağı indiren gençler yakalanmış ve hatırladığım kadarıyla müebbet hapis cezası almışlardı.)

2005 yılında da Mersin’de Newroz kutlamaları sırasında bir Türk bayrağını yere atma ve yakma girişimi olmuştu. Bunu yapan çocuklar “ele geçirilmişler” ve ifadelerinde takım elbiseli birinin ellerine bayrağı tutuşturduğunu söylemişlerdi. O “takım elbiseli” kişi bulunamadı, peşine düşen de olmadı ama olay derhal dönemin medyası tarafından “büyütüldü” ve yine yurt sathında sokaklarda Kürt avına çıkan gruplar çıktı ortaya. Gazeteler “evine bayrak as” kampanyaları düzenledi.

Her iki olay da provokasyondu ve bugünden bakıldığında çok daha net anlaşılıyor ki, ortalığın daha da “karıştırılması” amaçlıydı.

Biliyoruz, bu ortalığın “karışık” olma hâlinin “malum” çevreler tarafından “yeterli” görülmediği durumlarda, “karışıklık” beklentisi içinde olanlar bizzat “sahaya” inmekten de çekinmemektedirler. 2005’te Şemdinli’de dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın “iyi çocuklar” diye sahiplendiği JİTEM mensupları tarafından Umut Kitabevi’nin bombalanması olayında olduğu gibi. O ekip Şemdinli’de halk tarafından ele geçirilmeden önce bölgede başka eylemler de gerçekleştirmişti.

Lice’deki bayrak indirme olayının en düşündürücü boyutu, barışçıl çözüm imkân ve ihtimalinin önündeki en büyük engelin milliyetçilik olduğunu gözler önüne sermesidir. İktidar partisi ve diğerleri “kim ne kadar bayrak seviyor” çekişmesi içinde “Lice’ye bayrak dikmeye gidiyoruz” kampanyası düzenleyenler ile sokaklarda Kürtlere yönelik linç eylemlerine amade olanların ilkel milliyetçi çizgisinde buluşmuşlardır.

Hükümet “Çözüm Süreci” ile birlikte yapımına hız verdiği “kalekol” hamlesini sürdüreceğini açıkladı. Lice’de öldürülen gençlerin hesabını vermeyeceği de anlaşıldı. “İkinci aşama” ve “yol haritanız nedir” üzerine de konuşamayacağız. Bunların hepsi bayrak provokasyonunun arkasına itilen gündemler hâline geldi bir anda...

Süreç üzerine çoktandır sloganlaştırılmış “sürüyor, sürecek” tutumunun barış imkân ve ihtimaline bir hayrı yoktu ve artık anlamını tümüyle kaybetti. Aklı ve vicdanı “bağlı” kalemler şimdiden “hep sizin yüzünüzden” demeye hazır. “Milliyetçilik yarıştırarak çözüm olur mu” diyecek hâlleri yok ya...

Bir çift söz de “bayrağa saygı” için söylemezsek olmaz tabii. Ortak sembollere elbette ki tapınmak değil ama saygılı olmak gerekir. Ve benim gözümde katillerin eline bayrak tutuşturulması, rüşvetçi dolandırıcıların “vatansever” pozlar takınmak için bayrağı kullanması ve o bayrağın darbelerin, cinayetlerin, katliamların, işkencelerin fon malzemesi hâline getirilmesi, bayrağı direğinden indirmekten daha az hakaretamiz hareketler değildir.

Kızmaca yok; gelecek yazımda Kürtlerin “bayrak” deyince hissiyatlarının ne olduğunu yazacağım.

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar