22 Temmuz hangi davanın operasyonu

  • 31.07.2014 00:00

Yandaş medya işi “bitirmiş” görünüyor; “inlerine” girildi ve “paralel çete” çökertildi bile... “Yandaşlık” artık bu “havuz” medyasının durumunu izah etmekte yetersiz kalıyor. İktidara, daha yerinde bir deyişle Başbakan ve cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’a “militanca” bir bağlılık sergiliyorlar. Olabilir. İnsan inandığı davanın “militanı” da olabilir; bunu garipseyenlerden değilim. Buradaki problem şu: Bu “militanca” bağlılığın güttüğü “dava” nedir? Gazetecilik, habercilik ilke ve ahlakının bütün normlarını yerle bir etmeyi dahi göze alan “davası” nedir bu medyanın?

 

Örnek olsun diye söylüyorum, naçizane, geçmişimde bir “militan gazetecilik” dönemi vardır mesela. Sözcüğün en geniş manasında özveriyle yapardık işimizi ve para-pul, çıkar, ikbal gibi şeylerin lafı bile olmazdı. Bir davamız vardı. Devrim, sosyalizm, özgürlük davası. Bir de Erdoğan’ın “davası” var, zaman zaman konuşmalarında üstüne basarak söylüyor bunu; ama nedir bu “dava”? Erdoğan’a biat etmiş medyanın “davası” nedir? Sözü ne kadar ve neresinden eşeleyip dursanız karşınıza katılmasanız bile saygı duyacağınız bir “dava” çıkmıyor.

 

AKP, tepesinde Erdoğan ve ailesi ile yakın çevresinin oturduğu oligarşik bir düzen kurmuş ve bu düzenden “nasiplenen” herkes, değişik düzeylerde bu düzenin sürüp gitmesi için mücadele ediyor. Demokrasi, hukuk, adalet kavramlarından haberli olup da bu “davaya” saygı duymanın mümkün olmadığını düşünüyorum...

 

22 Temmuz operasyonu, 17 Aralık 2013 gününün hemen ertesinde başlayan bir “hazırlık” sürecinin ilk somut sonucu oldu. Erdoğan aylardır meydanlarda kampanya yürütüyor. Kamuoyunun gözleri önünde Cemaat yargısız infazdan farksız bir tasfiyenin hedefi hâline getirildi. Özel birimler oluşturuldu, yargı ve emniyet “dizayn” edildi, deliller hazırlandı ve düğmeye basıldı.

 

Darbe” lafı edildiği gün, bunun ciddi bir itham olduğunu yazdım; dolayısıyla ortaya atılan bu iddianın sağlam delillerle bir yargı konusu hâline getirilmesi gerektiğini de. 22 Temmuz soruşturmasının kamuoyuna yansıyan ilk bulgularına baktığımızda, “darbe” iddiasının ciddiyetinin daha da tartışılır hâle geldiğini görüyoruz. Bir grup polis şefi insanları dinleyerek nasıl darbe yapacaklarmış, anlayan var mı? Üstelik savunmalarında dinlemelerin tamamının da “yasal” olduğunu ileri sürüyorlar.

 

Bu operasyon, iktidar partisinin meselesinin rüşvet ve yolsuzluk iddialarını karartmaktan başka bir “davası” bulunmadığının son kanıtı olmuştur...

 

Tutuklanan polis şefleri avukatlarının açıklamalarından öğreniyoruz ki, “darbe, paralel devlet” iddialarıyla ilgili herhangi bir soruya muhatap olmamışlardır. “Evrakta sahtecilik, yasa dışı dinleme, casusluk” gibi iddialar sözkonusu. Bu iddialardan en önemli, ağır ve kuşkusuz onur kırıcı olanı “casusluk” iddiası. Casusluğun ne demek olduğunu herkes biliyor. Bu polisler kamuoyunda yaratılan algıya göre insanları dinleyerek elde ettikleri bilgileri maddi çıkar karşılığı başka devletlere, örneğin İsrail’e mi servis etmişlerdir? Bu iddianın kanıtlanmamasının, iddia sahipleri açısından mutlaka hukuki sonuçları olacaktır...

 

Konunun bir de ilkesel ve ahlaki boyutu var. Operasyon Gülen Cemaati’ni hedefliyor diye bayram edenlerden değilseniz, hukuk ve adalet değerlerini yerle bir eden haksızlıklara karşı çıkmanız, itiraz etmeniz gerekir. Bunun için “Cemaatçi” olmak gerekmiyor. Haksızlığa karşı çıkmak için önce haksızlığa uğrayanın kim olduğuna bakmak, ilkeli ve ahlaki bir tutum olmadığı gibi, başka haksızlıkların önünü açan bir anlam da ifade eder. Bazı kavramlarla ilgili çifte standartları olmanın izahı yoktur ve hukuk, adalet bunların başında gelir...

 

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar