Hıdır’ı da ‘şehit’ sayacak mısınız

  • 8.09.2014 00:00

Mecidiyeköy’de Torunlar Holding’in “sicilli” inşaatında meydana gelen “kaza” sonucu 10 işçi hayatını kaybetti. Aynı inşaatta geçen nisan ayında da bir işçi ölmüş, “işçi güvenliğine dikkat” uyarıları yapılmış, geçen hafta da yangın çıkmıştı. İşçiler “kaza” yapan asansörlerin sürekli arızalandığını fakat şirket yetkililerinin şikâyetlerini dikkate almadığını söyledi kendilerine uzanan mikrofonlara. Tabii işlerini kaybetmek korkusuyla isimlerinin “saklı” kalmasını isteyerek.

 

Önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik sonra da Başbakan Ahmet Davutoğlu “mutad” görevlerini yerine getirerek “ihmal varsa üzerine gidilecek” dediler. Davutoğlu ayrıca hayatını kaybeden işçiler için “bizim için şehittirler” dedi ve aileleri için de “gerekli tedbirleri” alacaklarını söyledi.

 

Burada duralım. İktidar partisi son yıllarda tüyler ürpertici boyutta artış gösteren “iş kazaları” konusunda ve özellikle de kamuoyunda tepki yaratan olaylar karşısında hep aynı tavrı almaya başladı: “Onlar şehit oldu. Aileleri için gerekli tedbirleri alacağız”... Soma’da hayatını kaybeden 301 maden işçisi de “şehit” mertebesine yükseltilmişti, tabii ki hatırlıyoruz.

 

Bir de “fıtrat” meselesi var. Ölümlerin “kader” olduğunu düşünmemiz için söyleniyor. Bu sefer “fıtrat” açıklaması iktidar partisi yetkililerinden önce Torunlar GYO Yönetim Kurulu BaşkanıAziz Torun’dan geldi. “Her türlü önlemi almıştık” diyen Torun, “işçilere eğitim veriyoruz, onlar hassasiyet göstermiyor” sözleriyle ölen işçileri suçlamayı da ihmal etmedi. Ama Torun’un Davutoğlu’nun sözlerini tamamladığı asıl çıkışı, olayın “sektörel bir vaka” olduğunu ifşa etmesiydi. Olur böyle vakalar, ne bu gürültü?

 

Şehit” söylemi bu iktidarın istismar etmeyi alışkanlık hâline getirdiği bir kavram. Açık söyleyeyim, hayatını kaybeden insanlarımız için bunun hiçbir anlamı yok. Bu sözcüğün arkasına saklanarak siyaseten taşıdıkları sorumluluğu unutturmaya çalışıyorlar. İşçi Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili kendilerini destekleyen sermaye grupları lehine ne denli pervasız olduklarının anlaşılmasından tedirginlik duyuyorlar. “Yeni Türkiye” devletinin emekçiler açısından hiçbir kıymet-i harbiyesi bulunmadığının anlaşılmasından yani... “Onlar şehit oldular” lafı Türkiye’nin iş kazalarında Avrupa birincisi olduğu gerçeğini değiştirir mi?

 

Bu vahşi müteahhit “havuz” düzenini daha ne kadar “şehit” diyerek, “fıtrat” diyerek ve “yeni Türkiye” diyerek koruyacaklar?

 

Çok hoyrat oldukları bir başka konu da “aileleri için gerekli tedbirleri alacağız” sözlerinde kendisini ele veriyor. Bu sözlerin tercümesi, ailelere “kan parası” kabilinden paralar vereceğiz, aylık bağlayacağız, belki ev bile vereceğiz Soma’daki gibi... Oturdukları yerden insanları “satın alınabilir” canlılar görüyorlar. Onların hesap sormasından korkuyorlar. Her şeyin ama her şeyin “satın alınabilir” olduğuna inanan bir dünya görüşünün uzantıları hâline geldiklerini “şehit” deyince, “rahmet” deyince, “fatiha” deyince, “dava” deyince kimseler görmüyor, anlamıyor sanıyorlar...

 

Ölen işçilerden biri Hıdır Ali Genç idi. 20 yaşındaydı. Dersim’de okuyordu. Kürt’tü. Alevi’ydi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın kampanyasına destek vermişti. Staj için gelmişti İstanbul’a. Babasının çalıştığı inşaatta harçlığını çıkarmak için saati dört buçuk liraya “ucuz işçi” olarak ter döküyordu. Dersim’in bir dağ köyünde, Gülbari’de başlayan tertemiz hayat hikâyesi yere çakılarak son buldu.

 

Onu da “şehit” sayar mısınız efendiler, bilmiyorum. Ama o ve mesai arkadaşları bizim hafızamıza göz göre göre “cinayete kurban gittiler” olarak kazındı.

 

Mekânları cennet olsun...

 

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar