Çalışma hayatında 12 Eylül düzeni...

  • 11.09.2014 00:00

 12 Eylül darbesini yapan cuntanın yaşayan iki ferdi yargılanıp mahkûm edildi, ama senenin her eylülü 12 Eylül olmaya devam ediyor. Mesele 12 Eylül faşizminin sorumlusu olduğu acıların her birimizin ruhunda, hafızasında unutulmaz izler bırakmış olması değil sadece. 12 Eylül cuntasının yaşayan iki şefinin mahkûm edilmesi, onların “ayar” verdiği devlet zihniyetinin “güncellenmiş” şekliyle işbaşında olduğu gerçeğini değiştirmiyor çünkü.

Mevcut iktidar, her geçen gün 12 Eylül düzeninin sağladığı imkânlarla ülkeyi yönetmenin, aslında çok da “fena” olmadığı görüşünü keskinleştiriyor. 12 Eylül’ün kurumları, yasaları “kale” gibi yerli yerinde duruyor...

Hiç değilse Mecidiyeköy’de 10 işçinin hayatını kaybettiği “kaza değil cinayet” olayı vesilesiyle 12 Eylül’ün “yakından” ilgi gösterdiği çalışma hayatı ile ilgili düzenlemelerin halen yürürlükte olduğunu söylersem acaba “yeni Türkiye”yi ne kadar anlamaktan uzak olduğum bir kez daha deşifre olur mu?

12 Eylül emekçilerin sendikalarda “örgütlü” olmasından, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarından çok rahatsızdı. O yüzden de işçi haklarını yasaklarla kuşattı, kuşa çevirdi. Peki, öncesi bir yana 12 yıllık AKP iktidarları döneminde ne oldu? Ben ipuçlarını vereyim, meraklısı araştırsın...

SGK’ya kayıtlı yaklaşık 10 milyon işçi içerisinde sendikalı olanların sayısı bir milyon bile değil. AKP döneminde petrol, bankacılık, şehir içi ulaşım gibi alanlardaki grev yasakları genişletildi. Emeklilik yaşı kademeli olarak 65’e yükseltilirken prim gün sayısı 7.200’e çıkartıldı. 12 Eylül yönetimi ilaçta yüzde 20 katkı bedeli getirirken AKP muayene ve tedavi ücretlerini yüzde 30 ila yüzde 70 oranında artırdı. Taşeronlaşma ve kiralık işçilik yasalaştırıldı. Güvencesiz çalışma ve stajyer çalıştırma yaygınlaştırıldı. Fazla mesai ücretleri işçiler aleyhine değiştirildi. Cuntanın getirdiği hak grevi yasağı, işyeri ve işkolu barajları, memura grev yasağı, sendikacılık yaparken milletvekilli seçilememe yasağı gibi çeşitli yasaklar geçerliğini korudu. Hakkında kapatma davası açılan sendikaların çoğu kapatıldı.

Sendikalar etkisizleştirilince grev haberleri de gündemimizden çıkmış oldu. Ancak hükümet “milli güvenlik” gibi her yöne çekilebilecek bir “yetkisi” olduğunu ve rahatsız olacağı her grevi erteleme imkânı bulunduğunu gayet iyi biliyordu ve nitekim bu yetkisini geçen haziran ayında 8. günündeki Şişe-Cam fabrikasındaki grevi kırmak için kullandı.

Ve unutmuyoruz: “Ölümlü iş kazaları” sıralamasında dünya üçüncüsü ve Avrupa birincisi olmamız da geçmişten bugüne taşıdığımız gerçeklerden biri. Çünkü İşçi Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili uluslararası anlaşmalar ve standartlar bizden “uzak” olmalı ve “kader”e inanmalıyız...

Yeni” olan işte bu “fıtrat” ve “kader” üslubu. Bu üslubu 19 Mayıs 2010 günü Zonguldak’ta meydana gelen ve 30 işçinin hayatını kaybettiği grizu faciasında ilk defa kullanan “dönemin başbakanı” Recep Tayyip Erdoğan oldu. Protestoculara ise “İsrail dölü” değil ama “edepsiz” demişti...

Kader” üslubunu daha inandırıcı kılmak için “sivil şehit” (Soma) diye bir kategori getiren de bu iktidar oldu. Yalnız ölenlerin inançsal kimliklerinden hareketle hangisinin “şehit” hangisinin “zayiat” sayılacağı konusunun netleştirilmesi gerekiyor. Reyhanlı katliamında yapılan “53 Sünni vatandaşımız şehit oldu” açıklamasından biliyoruz ama yine de daha net bir ölçüye kavuşturulmasında yarar var zannımca.

Emekçiler için “Yeni Türkiye” devletinin ifade ettiği başka ne gibi yenilikler var? “Yeni Türkiye” amigoları yazdıklarında öğreniriz herhalde...

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar