Demagoji yapmayın mecburi zulme son verin

  • 2.10.2014 00:00

 İnsanın moral ve manevi değerlerini, ahlakını sadece onun “dindarlığı” ile ölçen bir kafa yapısına sahip olanlar “zorunlu” din dersleriyle ilgili açıklamalarında, bu zorbalığı savunmak için son derece kaba demagojiler yapmakta bir beis görmediler. Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve gerekse de Başbakan Davutoğlu’nun savunma argümanlarına göre çocuklarımız bu dersi almazlarsa birer uyuşturucu madde bağımlısı olacaklar, moral-manevi değerlerden yoksun, ahlakı düşük insanlar olarak yetişecekler... AİHM’in “zorunlu” din dersleriyle ilgili kararından sonra yaptıkları açıklamaların tamamında bu mesajı verdiler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son olarak Uyuşturucu Politikaları ve Halk Sağlığı Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada meseleye bir de “terörist” olma ihtimalini ekledi ve “Din dersi tartışılıyorsa uyuşturucudan, terörden neden şikâyet ediliyor” dedi.

Böylece 12 Eylül darbesine bir de bu açıdan bakmamız gerektiğini öğrenmiş olduk!

İzninizle kişisel deneyimimi paylaşmak istiyorum. Bundan pek hazzetmesem de.

Ortaokulu sağ-sol kutuplaşmasının en sıcak boyutlarda yaşandığı illerimizden biri olan Elazığ’da okudum. Devrim Ortaokulu’nda. Okulumuz “arada” bir yerdeydi. Dersimli, Kürt, Alevi çocuklar da vardı, Sünni ailelerin çocukları ve hatta yakındaki Subay Lojmanları’nda okuyan ailelerin çocukları da. Biz “azınlıkta” idik. Din dersinin “zorunlu” olmadığından haberimiz yoktu. Ailelerimizin haberi vardı belki, ama onlar da bizi “bu derslere girmeseniz de olur” diyerek uyarmamışlardı. Öğretmenlerimiz de uyarmamıştı. Uyarmak ne kelime, bize İslam’ı öğretmek için büyük bir istek duyuyorlardı.

Din dersi öğretmenimiz aynı zamanda müdür yardımcısı idi ve bu derslere ilgisizliğimize yönelik en büyük “ikna” yöntemi elinden eksik etmediği sopaydı. Her ders bizim için küçük çaplı birer işkence seansına dönüşmüştü. Sadece dayak yediğimiz için değil, diğer öğrenci arkadaşlarımızın aşağılayan bakışları altında inancımıza küfredildiği, hakaret edildiği için...

Evde de annem bana “ne olmuş namaz öğrensen” diye hücum ediyor ve her seferinde ben odanın bir köşesinde o da diğer köşesinde ağlıyorduk. Okulun ikinci senesinde oturduğum sırada bir de “yasadışı” yayınlar bulununca, din dersi öğretmeninin bana “ilgisi” müdür odasına çağırıp orada dövmesi ile devam etti. Babamı okula çağırdılar ve “oğlunu atacağız” dediler. Babamın bu duruma nasıl kahrolduğunu sözcüklerle ifade edebilmem mümkün değil. Çünkü bizim için öngörebildiği yegâne gelecek okuyup “adam” olmamız, ezilmemek için “bir yerlere gelmemiz” idi...

Yeğenlerimden biri geçen sene girdiği SBS sınavlarında bütün soruları bilmiş, din dersinden dört soru dışında... Ve bu yüzden de hedeflediği fen lisesine giremedi. Annesi babası asla onu din dersine karşı yönlendirmedikleri hâlde “ama biz Aleviyiz?” duygusu içinde ve bu derse girmek zorunda olmasını “zulüm” görüyor. Onu dinleyince babamın çaresizliğine benzer bir duygu yaşadım. “Buna da şükür” mü diyelim, öğretmeninden dayak yemiyor...

Söylemeden geçmeyeyim, ben o din derslerinden hiçbir şey öğrenmedim.

AİHM kararı bir “fırsat”tır. Hükümet bu fırsatı da değerlendiremezse “zorunlu” din dersleri Aleviler için bir “sivil direnişe” konu olacaktır. Ve sadece Aleviler de değil, birarada yaşama duyarlılığını kaybetmemiş herkes bu direnişe destek vermelidir...

***

Bu bayramı kutlamak gelmiyor içimden. Şengal’de, Kobanê’de sınırlı imkânları, sınırsız inançlarıyla direnen Kürtler ve dünyanın mazlumları için dua edelim. Ya Xwede... Tu hêz û qewetê bidî wan kesên ku li hember zilmê berxwedidin. Rêya zaliman qut bikî. Mîzginîya serkeftinê bidi mazluman...

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar