‘Ya Usenê Kerbelay...’

  • 17.11.2014 00:00

 Dersim 38, gerçekler olanca çıplaklığıyla gün ışığına çıktığı hâlde hâlâ “yüzleşme” adına, “adalet” adına gerekleri yerine getirilmek yerine siyasi polemiklerin “gözde” bir konusu olarak gündeme geliyor. Ve bu, artık gündelik siyasetin olağan kabul etmek gereken sabun köpüğü misali tartışmalarından biri muamelesi gördüğü için, meselenin aslını bilenlere, yüreklerinde hissedenlere acı veriyor...

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun geçen hafta Hacı Bektaş’ta Dersim 38 için “modern Kerbela” tabirini kullanmasıyla ilgili düşüncelerimi, bilgi ve tanıklığımı kayda geçirmek gereği duyuyorum. Zira bu tabir bazıları tarafından “ilginç” bulunurken malum çevrelerde de “o hâlde Yezit kim?” gibi bir hassasiyet ve rahatsızlık yarattı. Sayın Davutoğlu o tabiri tesadüfen veya belagat olsun diye mi kullandı yoksa bilerek mi, bilmiyorum. Bildiğim, 38’in ilk defa Kerbela’ya benzetilmediğidir. Dersim’in başına gelen felaket, 38’i yaşayanların dilinde ve ağıtlarında Kerbela ile özdeşleştirilmiştir. İlk baskısı 2010’da yapılan “Dersim... Dersim... Yüzleşmezsek Hiçbir Şey Geçmiş Olmuyor” (TİMAŞ, 2014) başlıklı kitabımda “Ya Usenê Kerbelay, ewro roza tu ya” (Ey Kerbela’nın Hüseyin’i, bugün, senin günündür) başlığı taşıyan bir bölüm de var.

Kerbela, Alevilerin acılı tarihinin kanlı özetidir ve başlarına gelen her felakette inançlarındaki, hafızalarındaki Kerbela, göğüslemeyi kader bildikleri bir bedel olarak hep yeniden canlanmıştır.

14 Kasım’ı 15 Kasım 1937’ye bağlayan bir gece vakti Elazığ Buğday Meydanı’nda kurulan idam sehpasına en son çıkan ve celladı bir kenara iterek infazı kendi elleriyle gerçekleştirenSeyit Rıza, karanlıklardan bugünlere “Ewlade Kerbelayme!” diye seslenmişti. “Bêxeta u bêgunayime! No ayivo! Zılmo! Cinayeto!

38’in neden Kerbela ile özdeşleştirildiğinin hikâyesini büyüklerimizin tanıklığıyla anlatmak bu saatten sonra bize zûldür. Buyurun katliama katılan askerlerin anlatımlarından bazı örnekler.

2007 Ocak ayında son nefesini vermeden önce kameralara konuşmak isteyen Urfalı Abdullah Çiftçi 1938-39 yılları arasında Dersim’de askerlik yaptı. “...Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makineli silahların önlerine verip öldürüyorduk. Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman’ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hâlâ o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.” (Akt. C.S.,Dersim... Dersim...)

Haydar Dedeanlatıyor: “...Şöyle kol kola taktılar beş yüz, altı yüz kişiyi ağır makineli tüfeklerle şöyle öldürdüler. Harçik ırmağına koydular, ırmak kıpkırmızı aktı... Bomba atıp (mağaradan)içeri girdiler. Yetmiş üç kişiyi içerden çıkardılar, yedisi erkekmiş. Gerisi kadın ve çocuk.”

Eskeri Akyol: “Bombaları atmak zorundaydık mağaralara. Sonra gidip baktığımızda öyle çoğu yaşlı benim gibi. Getirip üst üste yığıyordu askerler ve üzerlerine gazyağı döküp ateşliyorlardı... Öyle canlı canlı...” (Özgür FındıkKara Vagon belgeseli, 2011)

Mehmet Ali Çavuş: “...Ben gördüklerimi söylüyorum, görmediklerimi söylemem... Getirdiler dipçiklerle o kadınlara vuruyorlardı. ‘Ali, Ali, Ali, Xızır, Xızır, Xızır, Ali, Ali, Ali’ diyorlardı. ‘Vay mezhebini s...m, Ali’ye tapıyorlar, Xızır’a tapıyorlar’ deyip dipçiklerle kadınlara vuruyorlardı.” (Dersim 37-38 Sözlü Tarih Projesi röportajlarından.)

Ewro roza İmam Useniya, gonia ma tewerte kuyo” (Bugün İmam Hüseyin’in günüdür, kanlarımız birbirine karışsın) diyerek, salavat getirerek öldüler.

Dersim 38, “çağdaş” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kerbelasıdır...

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar