BU SİYASETE MAHKUM MUYUZ?

  • 10.04.2015 00:00

 Eğri oturup doğru konuşalım. Toplumda öteden beri ‘siyasetçi’ deyince çok da ‘hayırlı’ şeyler kastedilmez. Bu sözcüğe pek çok olumsuz anlam yüklenir; ama en yaygın olanı herhalde ‘yalancı’dır. Siyasetçinin yalan söylemesi yadırganmaz, ‘siyasetçi ne de olsa’ denildiği anda ‘yalan’ yenilir yutulur hale gelmiş olur.

Toplumdaki bu siyaset ve siyasetçiye dair hayli ‘manidar’ önkabullerin sorumlusu, öncelikle siyasetçilerin kendileri. Seçim zamanlarında bol keseden vaatlerde bulunup kapağı Ankara’ya atınca bırakalım vaatlerini yerine getirmeyi ne tür vaatlerde bulunduklarını bile unutan siyasetçiler yurdunda yaşıyoruz.

Maalesef benzer bir durum siyasi partiler için de geçerli. Seçim beyannamelerine seçmenin hoşuna gideceği düşünülen ne varsa yazılır ve o yazılanlar orada öylece kalır. Örnek olsun diye, AKP’yi 2002 yılında iktidara getiren seçim beyannamesindeki vaatleri hatırlatabilirim. 12 Eylül düzenine itiraz eden ‘yeni’ ve ‘yenilikçi’ bir parti olarak başladıkları yolda, tez zamanda o düzenin ‘koruyucu-kollayıcı’ partisi haline geldiler.

Velhasıl siyasetçinin desteksiz atışlarını ‘işinin gereği’ kabul eden bir anlayış, öteden beri bilincimizin altına da üstüne de yerleşmiş, yerleştirilmiş durumda.

17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının ardından bir kez daha olanca yaygınlığıyla kendisini gösteren ‘çalıyorlar ama çalışıyorlar abi’ görüşü de bu durumun bir parçası elbette. Siyasetçi nasıl ‘işi gereği’ yalan söyleyebilirse, yine ‘işi gereği’ çalıp çırpabilir de. Bir tür ‘siyasetçinin fıtratında var’ kabulü söz konusu yani.

Birileri ‘gördünüz mü!’ diye heyecanla ortaya atılmadan önce ben söylemiş olayım: Niyetim siyaseti ve siyasetçiyi aşağılamak, itibarsızlaştırmak filan değil. Aksine siyasetin ve siyasetçinin itibarını ‘sıfırlayan’ herkesin bildiği, gördüğü bazı gerçekleri yüksek sesle söylemek. Çünkü sorunlarımızın çözümü, sonuçta siyasi zeminde ve siyasetle mümkün olacak. Dolayısıyla siyasetin ve siyasetçinin durumuyla yakından ilgili olmak zorundayız. Sosyal, siyasi hallerimizi analiz ederken ne bir siyasi hesap içinde olmak ne de dalkavukluk, aklımın ucundan dahi geçmez. Bu nedenle düşüncelerimi, şükür, kim kızar, bozulur, ne der diye derin kaygılar gütmeden ifade edebiliyorum.

"Birileri ‘gördünüz mü!’ diye heyecanla ortaya atılmadan önce ben söylemiş olayım: Niyetim siyaseti ve siyasetçiyi aşağılamak, itibarsızlaştırmak filan değil. Aksine siyasetin ve siyasetçinin itibarını ‘sıfırlayan’ herkesin bildiği, gördüğü bazı gerçekleri yüksek sesle söylemek."

Bilinen sözdür, ‘Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir’ denir. Öyledir. Biraz da bu nedenle siyaset ve siyasetçilerin zaaf ve düşkünlüklerinden yakınırken hiç değilse iğneyi de kendimize batırmak mecburiyetimiz var.

Kötü siyaset ve siyasetçilere alıştırıldık. Ancak yalan söyleyen, aldatan, hırsızlık, yolsuzluk, arsızlık yapan siyaset ve siyasetçilere mahkum ve mecbur değiliz. Öncelikle anlamamız gereken bu. Bu siyasetin ciddi bir demokrasi terbiyesine ihtiyacı var. Bunun da gereği, ‘bizim’ üzerimizden yürütülen komplocu, kumpasçı, ‘dediğim dedik öttürdüğüm düdük’ tarzı siyasetçilere ‘one minute!’ diyecek fırsatları iyi değerlendirmek.

Ben bu toplumun vicdan ve adalet değerlerini hala koruduğuna, kaybetmediğine inanıyorum. Sadece vicdanlarımız ve adalet duygumuz üzerinde koyu gölgeler, lekeler var. O gölgelerden, lekelerden arınmak elimizde.

http://www.meydangazetesi.com.tr/bu-siyasete-mahkum-muyuz-makale,43.html

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar