Tuz koktu, hatta çürüyor…

  • 26.02.2020 00:00

 Bazı “olmadık” şeyler sık sık ve üst üste yaşanınca kanıksanıyor. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın son birkaç yılda oldukça sıklaşan sürmekte olan bazı davalarla ilgili açıklamaları, söylemleri mesela. TCK’de “Yargıyı etkilemeye teşebbüs etmek” diye bir “suç” tarif edilmiş, oysa. Ne var ki sayın cumhurbaşkanı kendinde bu yetki ve kudreti görüyor.

Hukuk, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve bağımsız yargı kavramları, devleti yöneten etki ve yetkileri yasayla tarif edilmiş kişileri ve kurumları belirli bir anlayış içerisinde hareket etmeye yükümlü kılan normlardır.

Hukukun üstünlüğünü benimsemiş bir demokratik hukuk devletinde kuvvetler ayrılığı ve beraberinde bağımsız yargı, toplumu bir arada tutan temel değer yargılarına hayatiyet kazandırır ve bunların başında da “adalet” gelir.

Sadece yürürlükteki yasalara ve vicdanına karşı taşıdığı sorumlulukla hareket eden bir bağımsız yargı, kurumları ve her düzeyde yöneticileriyle birlikte devletin yurttaşlara karşı adil, eşit ve sorumlu davranmasının -teorik olarak- en büyük güvencesidir.

Malum; her yurttaş yasalara uymakla yükümlüdür, yasaların “suç” olarak tanımladığı fiillerinden dolayı yargılanır, cezalandırılır veyahut aklanır. Bu, devleti yönetenler için çok daha fazla geçerli bir kuraldır. Devleti yönetenlerin yasayı, hukuku deyim yerindeyse “takmadığı” bir ülkede, yurttaşların en temel hak ve özgürlükleri dahi tehlikeye girer; çünkü keyfi bir yönetim biçimi hâkim olur.

Başta belirttiğim gibi, adil yargılamayı etkilemeye yönelik tutumlar Türk Ceza Kanunu’nda “suç” olarak tanımlanmıştır. Altı aydan iki yıla kadar cezası vardır.

Ne demektir yargıyı etkilemeye teşebbüs etmek? 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 277. Maddesinde şöyle tanımlanmış:

“(1) Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır. (2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.”

Yargıyı etkileme imkanları en çok olanlar, malum, devleti yönetme yetki ve kudretini elinde bulunduranlardır. Dolayısıyla bütün yasalarla ilgili olduğu gibi bu konuda da en çok hassas davranması gerekenler de. Ki, yurttaşların aynı hassasiyetle davranmasını isteyebilsin, bekleyebilsinler…

Örnekler maalesef çok ama konuyla ilgili üç örnek vereceğim.

-Kamuoyunda “Barış Bildirisi” olarak bilinen “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriyi (11 Ocak 2016) imzalayan akademisyenler için Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Ocak 2016’da şöyle demişti:

“Bunlar zalimdir, alçaktır, çünkü zalimlerle beraber olanlar zalimdir. Katliam yapanlarla beraber olanlar katliam içerisinde oldukları için onlar da aynı suçu işlemişlerdir. Bütün yargı makamlarını, üniversitelerin senatolarını Anayasamız ve yasalara ters bu hareketleri sebebiyle, dün yaptığım konuşmada göreve davet ettim, atılması gereken adımların süratle atılması gerektiğini...”

O akademisyenler görev yaptıkları üniversitelerden uzaklaştırıldılar. Haklarında “terör” davaları açıldı. Ve sonuçta hepsi de beraat etti…

-Sayın Erdoğan, HDP eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş için yurtdışında katıldığı bir toplantıda gazetecilerin sorusu üzerine yaptığı açıklamada (8 Temmuz 2017), sözlerine “Bu söylediğiniz kişi bir teröristtir” diyerek başladı ve devam etti:

“Ve öyle bir terörist ki, bütün benim Kürt kardeşlerimi sokağa döküp, ondan sonra sokağa döktüğü Kürt kardeşlerimi de, 53 Kürt kardeşimi, yine Kürtlere öldürten bir teröristtir. Bu sadece suçlarından bir tanesidir. Şu anda zaten yargıdadır. Yargı onlarla ilgili ne karar verirse, o karar bizim başımızın gözümüz üstündedir” dedi.

Selahattin Demirtaş hala tutuklu. Mahkemeler serbest bırakmaya cesaret edemiyor.

-Ve bu da Erdoğan’ın Osman Kavala’nın beraat etmesiyle ilgili açıklaması (18 Şubat 2020): “(Soros’un) Türkiye ayağı içerideydi bir manevrayla dün onu beraat ettirmeye kalktılar.”

Ve Osman Kavala tekrar tutuklandı.

Belirtmemek eksiklik olur: Yeni bir şey değil; ülkemizde yargı-siyaset ilişkisi her zaman sorunluydu. Yargı kurumu denilebilir ki hiçbir dönemde yukarıda özetle belirttiğim rolü layıkıyla yerine getiremedi. Devlete hâkim olan ideolojik tercihlere göre hareket etti. Şu veya bu gücün çıkarlarına göre, sipariş ve beklentilerine göre pozisyon aldı.

Ve “yeni” denilen Türkiye’de yargı, neredeyse eskisine rahmet okutacak derecede iktidar gücünün elinde sağa sola sallanan bir sopa haline geldi.

Sokaktaki memleket meseleleriyle ilgili herhangi bir vatandaş, Osman Kavala örneğinde yaşanan türden gelişmeler olduğunda, “Reis bırakmaz bunu” şeklinde tepki veriyor ve genellikle de haklı çıkıyor.

Yargıya güven yerlerde sürünüyor.

Varlık gerekçelerini oluşturan değerleri korumaktan aciz bir yargıya kim, neden güvensin ki zaten?

Türkiye’nin düşe kalka ve çok ağır bedeller ödeyerek edindiği demokrasi deneyimi ve birikimi, heba oluyor.

Sayın “Reis”in danışmanlar ordusu, bakanları, parti kurmayları ve iktidar beslemesi medya “Ne güzel buyurdunuz efendim” dedikçe, Reis de bazen avukat, bazen savcı, bazen de mahkeme olmakta bir beis görmüyor.  

Halk arasında bu tür durumlar için “Et kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa?” denir.

Tuz koktu ve çürüyor…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar