• 13.10.2021 06:28
  • (240)

HDP’nin içerisine girdiğimiz ve kaçınılmaz olarak seçim endeksli sürece ilişkin açıkladığı “tutum belgesi”, asgari bir demokratik yapılanmanın çerçeve metni niteliğinde. Türkiye’nin mevcut demokrasi sorun ve açmazlarının demokraside ısrar ile çözülebileceği iddiasını ortaya koyan bir tutum aldı HDP. İddiası herkes için demokrasi olanın itiraz edebileceği kayda değer hiçbir “faulü” yok.
Açıklanan deklarasyonda güncel “muhatap” tartışmalarına cevap da vardı: Kürt sorununda çözüm adresi parlamentodur, demokratik siyasettir. Herkesi kapsayan bir demokratik çözüm ve bunun için de silah, çatışma, şiddet değil diyalog ve müzakere…
Bu tutum ve duruş, iktidar koalisyonu cenahında pek hoş karşılanmadı. Zira son yıllarda yürüttükleri HDP’yi PKK ile özdeşleştiren dayatma ve manipülasyonun boşa düşmesinden ve Kürt seçmenin başka alternatiflere (mümkünse AKP’ye) yönelmesi ihtimalinin hükmünü tümden yitirmesinden çekiniyorlar. Kendileri açısından haksız da sayılmazlar.
Aslında iktidar koalisyonu Kürt seçmenin tercihlerini etkileme çabasında tam bir “çaresizlik” siyasetinden medet umuyor. HDP’nin 6 milyonu aşkın seçmeninin kafasını karıştırmak istiyorlar ama bu insanların oy verdikleri partinin adeta “terör partisi” muamelesi görmesinden hoşnut olduğunu mu sanıyorlar? Oy verdikleri belediye başkanlarının “içeri” atılması, belediyelere kayyumlar atanması için “ne iyi oldu, bizim belediye başkanı seçmemize de gerek yok aslında, böyle gayet iyi” diye düşündüklerini mi sanıyorlar? Oy verdikleri partinin egemen medyada hemen her akşam siyaseten linç edilmesini, HDP temsilcilerine medya ambargosu uygulanmasını memnuniyetle karşıladıklarını mı sanıyorlar?
Tabii ki yanılıyorlar. Anketlerde HDP’nin oy oranını koruması, hattâ yükseltmesi tam da özetlediğim bu tutumlarının sonucu. Normal şartlarda tercihlerini özgürce belirleme imkanına sahip seçmenlerin farklı seçeneklere yönelmesi elbette ki mümkündür. Ama bir devlet dayatması, zorlaması söz konusu ise o zorlamaya muhatap olanların durdukları yerde durmakta kararlı olmalarında şaşacak bir şey yok. Bunu bilmek için biraz siyaset sosyolojisi ve psikolojisinden haberdar olmak gerek ama…
Yeri gelmişken vurgulamak isterim: HDP’nin siyaseten birçok yanlışı, yetersizliği, yüzeyselliği, çapsızlığı ve seçmenlerinin iradesiyle üstlendiği misyonu layıkıyla taşımada yetmezlikleri olabilir ve vardır da. Ne var ki bunlar ancak nispeten “normal” denilebilecek bir ortamda gündem oluşturabilir; bu parti siyaseten linç edilmek istenirken değil… En azından benim yaklaşımım bu.
Ancak egemen medya kanallarının her konunun uzmanı daimi tartışmacılarının HDP söz konusu olunca ahlaki, vicdani, hakkaniyetli, adil olmak gibi bir sorumlulukları yok!
HDP deklarasyonunun açıklandığı günün akşamı haber kanallarının hiçbirinde bu açıklama ve içerdiği hususlar dile getirilmeden HDP tartışıldı. Bunlardan birinde uzun süre KJ olarak ekranda çakılı kalan başlık şuydu: HDP meşru bir parti midir?
Demokrasi çağrısı yapan bir partinin meşruiyetinin tartışma konusu edilmesi, bize mahsus bir acayiplik olsa gerek…
***
Millet ittifakı” partileri ise, HDP’nin tutumundan memnun görünüyorlar. Memnuniyetlerinin temelinde ise, maalesef, demokrasi konusunda aynı veya benzer hassasiyetlere sahip olmak değil, “HDP ile aynı ittifak içinde olmak” olasılığının gündemden düşmesi var.
Öngörüleri şu: HDP kendi başına ve kendi cumhurbaşkanı adayıyla seçime girer. Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa HDP seçmeni “bizim” adaya oy verir ve işi bitiririz…
Mümkündür. Ne var ki HDP yöneticilerini bilmem ama Kürt seçmende kendi hassasiyetlerini gözetmeyen alternatiflere karşı temkinli bir dikkat var.
İzmir’de Vanlı bir arkadaşım, “Heval” diye sordu bana, “Sen bu CHP’nin HDP’yi muhatap alacağız demesini samimi buluyor musun?”
“Valla ne diyeyim, Sayın Kılıçdaroğlu CHP’yi biraz değiştirdi, bunu görmek lazım” gibi yuvarlak bir yanıt verdim.
“Bana öyle geliyor ki bunlar köprüyü geçene kadar siyaseti güdüyorlar” dedi ve ben “ne alakası var” diyemedim…