• 5.02.2017 00:00
  • (1984)

 16 Nisan referandumundan çıkan sonuçlara Evet’çiler sevinemedi, Hayır’cılar üzülemedi.

Her türlü eşitsizliğe, adaletsizliğe, hileye rağmen kazanan aslında kaybettiğini, kaybeden de aslında kazandığını gayet iyi biliyor.

Ancak, Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandum tartışmalarını unutturup “milli irade böyle istiyor” havasında amacına yürümek için acele ediyor.

Buna karşı farklı bileşenlerden oluşan muhalifler ise kendilerine bir yol belirleme derdinde.

Yani, referandum sonucu kabul edilse de, reddedilse de 16 Nisan’ın artçı sarsıntıları iktidarda da, muhalefette de kendini kaçınılmaz biçimde hissettirmeye başladı. 

Erdoğan hem kabinede hem de parti içinde yeni operasyona hazırlanıyor. İktidar cephesi gergin, huzursuz, hatta tedirgin.

Yandaş kalemler birbirlerinin gözünü daha şiddetle oymaya başladı.

Ancak referandum sonrasının artçı depremleri muhalefette de başladı.

MHP kanadında yargı kararı beklendiği için şimdilik fırtına öncesi sessizlik var.

Eğer muhalifler mahkeme kararıyla geriye dönebilirlerse başka bir çalkantı başlayacak MHP’de.

Yok dönemezlerse merkez sağda muhalif MHP’lilerin başını çekeceği yeni bir parti oluşumu gündeme gelecek. Bu gelişme AKP’yi etkileyecek bir potansiyele de sahip.

Ancak görünür, duyulur en şiddetli artçı sarsıntı CHP’de başladı.

Deniz Baykal’ın çağrıları ve önermeleri parti içinde pek tartışma alanı bulmazken, Fikri Sağlar’ın çıkışı beklenenden fazla çalkalanmaya yol açtı.

Sağlar’ın böyle bir çıkış için neden “yandaş” Akşam gazetesini seçtiği tartışıldı en çok.

Kılıçdaroğlu da “kapının önüne koyarım” diyerek MYK kararıyla Parti Meclisi’ne sevk etti Sağlar’ı.

“Bu çok ağır bir yaptırım değil mi?” diye soranlara, “Her gün partimize, liderimize ağza alınmayacak hakaretler yağdıran bir gazeteye böyle demeç vermek daha mı az ağır” karşılığını veriyor CHP’deki Kılıçdaroğlu yanlıları.

Şimdi Pazar günü olağanüstü toplanacak PM’de Sağlar’ın kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevki tartışılacak.

PM’deki Kılıçdaroğlu yanlılarının bir bölümü “asalım, keselim” görüşünde. Ancak böyle davranmalarının nedeni Sağlar’a kızgınlıktan çok Kılıçdaroğlu’nun gözüne girerek olası bir değişiklikte MYK’de yer tutmak.

Sağlar’la birlikte hareket etmeyen, açıklama yaptığı mecrayı doğru bulmayan, ancak şimdiki yönetim anlayışına “sol”dan karşı gelen PM üyeleri ise “kolayca çözülecek bir sorun krize dönüştürüldü” görüşünde. Bu krizin de baş sorumlusu olarak Kılıçdaroğlu’nu görüyorlar.

“Sağlar’ın yaptığına karşıyız ama” diyorlar, “PM’de Sağlar’ı savunmak, partiden atılmasını engellemek gerek” görüşündeler.

Ancak burada ciddi bir açmaz var. PM eğer Sağlar’ı disipline gönderirse, partiden atılmasına kadar gidecek bir süreci başlatmış olacak. Yok eğer PM, Kılıçdaroğlu’nun kararına “Hayır” derse bu kez genel başkanın “güven oyuna” ihtiyacı olacak.

Bazı PM üyeleri ise, “Biz daha büyük bir kesimi kucaklamaya hazırlanırken kendi içimizden tek bir milletvekili, tek bir kişi kaybedecek halimiz yok. Üçüncü bir yolu seçelim, makul bir formülle bu krizi aşalım, ne Sağlar partiden atılsın ne de Kılıçdaroğlu’nun parti içi iktidarı sarsılsın” eğilimindeler.

Evet, konuştuğu mecra tartışma konusu oldu ama Sağlar’ın ne söylediği doğru dürüst gündeme bile gelmedi.

Ne demişti Sağlar…

“2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde partinin hiçbir organına danışılmadan karar vermeden bir çatı adayı belirlendi… Çatı aday bize zorla dayatıldığı için de örgüt sokakta zorunlu olarak destek verdi. Ekmeleddin İhsanoğlu ismini kimin çıkardığını partinin PM üyesi olmama rağmen bilmiyorum…”

“CHP lider partisi değil, kadro partisidir… Partide tek adamlığı değiştirmemiz gerekiyor… Kılıçdaroğlu referandum kampanyasında ‘tek adama karşıyız’ propagandası yaptı ama kendisi tek adam oldu.”

Sağlar’ın bu sözlerine “Kapıya koyarım” tepkisi veren Kılıçdaroğlu’na genel başkan adaylıklarında adları geçen Deniz Baykal ve Muharrem İnce karşı çıktı.

Baykal “CHP tehditle, öfkeyle, sopa sallayarak yönetilemez” diyordu.

Muharrem İnce’nin söyledikleri ise daha “manidar”dı:

“Önemli olan farklı düşüneni, muhalefet edeni kapının önüne koymak değil, seçim akşamları kapının önünü bayram yeri haline getirebilmektir.”

Referandum sonucu kabul edilse de, edilmese de artık herkes kendini 2019’daki “partili cumhurbaşkanlığı” seçimine göre konumlandırıyor.

AKP’nin tek adam yönetimine dayalı, parlamentoyu dışlayan, yargıyı tahakkümü altına alan yönetim anlayışına karşı, daha doğrusu bu güdük demokrasinin son kırıntılarını da ortadan kaldırıp Türkiye’yi bir Ortadoğu diktatörlüğüne çevirme anlayışına karşı muhalefetin vaat edebileceği tek bir şey var; parlamenter demokrasi, daha çok özgürlük.

Bu nedenle önümüzdeki süreçte vaat ettiklerinde daha inandırıcı olabilmesi için CHP’nin demokrasiye daha çok ihtiyacı var; öncelikle de kendi içinde!