• 16.05.2017 00:00
  • (2074)

 Kendini yüz yıldır "Ermenilerin öldüklerini, Kürtlerin yaşadıklarını" kanıtlamaya çalıştığı bir ülkenin "asıl sahibi" sananlara "Ermeni soykırımı" deyince, hışımla ayağa kalkıyorlar:

"Sen benim ecdadıma 'katil' mi diyorsun?"

O zaman bir karar ver ecdadının kim olduğuna.

Ermeni katliamının kapısını açan, planlayan ve uygulamayı organize eden İttihat ve Terakki'nin şefleri Talat ya da Enver'dir belki.

Cezaevlerinden özel emirlerle salıverilen kana susamış caniler arasından "özenle" seçip çeteler kuran, sürgüne gönderilen Ermenileri eşine az rastlanan bir vahşilikle katlettiren İttihat ve Terakki'nin Merkez Komitesi üyesi Dr. Nazım ya da Bahaddin Şeker olmasın senin ecdadın?

Önce Ermeni zenginlerini Kürt aşiret reislerine öldürtüp malını yağmalayan, kent merkezindeki 120 bin Ermeni'yi yok eden, bir yılda 200'den fazla Ermeni din adamını kestiren Diyarbakır Valisi Dr. Mehmet Reşit'tir belki de ecdadın.

Adı "Sopalı Mutasarrıf"a çıkan Trabzon Valisi Cemal Azmi, teşkilatın tetikçisi Yakup cemil ya da Giresunlu Topal Osman Ağa ile Trabzonlu Yahya Kahya gibi eşraftan bozma eşkıyalar mı ecdadın yoksa?

Eğer "ecdadının" bir üyesi olarak; örneğin Ermeni "tehciri" sırasında Halep ve Konya Valiliği yapan Celal Bey'i görüyorsan...

Hani "tehcir"e karşı çıkınca kendisine "milli mefkure" diyen İttihatçılara "Hangi milli mefkure? Böyle ölümlere milli mefkure demek, millet için en büyük iftira ve hakarettir" diyen, görevden alınıncaya kadar çevre illerden gelen pek çok kişinin Suriye çöllerine gönderilmesini engelleyen Vali Celal Bey'se senin "ecdadın..."

Sadece kendi bölgesindeki Ermenileri sürgüne göndermeyi reddetmekle kalmayan, çevre şehirlerden gelen Ermenilere de her türlü yardımı yapan, göçertilenleri meslek ve sanatlarına göre çevre ilçelere ve köylere gönderen Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali (Ozansoy)'yi ecdadın olarak görüyorsan...

Eğer senin "ecdadın" Ermenileri imha emirlerini uygulayamayan Kastamonu Valisi Reşit Bey, Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey ve Erzurum Valisi Tahsin Bey'se...

Tehcir emirlerini uygulamayı reddettikleri için Diyarbakır'ın İttihatçı Valisi Mehmet Reşit tarafından öldürülen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi Bey, Beşiri Kaymakam Muavini Sabit Bey ise senin "ecdadın..."

Yüzlerce misyoneri evinde saklayan Savur Kaymakamı Sıtkı Bey, Midyat Kaymakamı Nuri Bey ve daha nice onurlu insansa senin "ecdadın..."

Korkma, "Ermeni soykırımı" deyince kimse senin "ecdadının" katil olduğunu söylemiyordur.

Onun için önce bir karar ver "ecdadının" kim olduğuna.

Bir vicdansızlar sürüsü müdür senin "ecdadın", yoksa hayatları pahasına vicdanlarının sesini dinleyen namuslu insanlar mıdır?

‘CEMAL AZMİ BEY BÜYÜKBABAMIN BABASI’

Yukarıdaki satırlar 21 Kasım 2014’te o zaman yazarı olduğum T24.com.tr sitesinde yayınlanmıştı.

Ertesi gün bir mail geldi. Gönderen Aydın Selcen’di. Kendisiyle hiç tanışmamıştık.

Ben onu Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu olarak biliyordum. Bir süre önce de dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile anlaşamayarak istifa etmişti.

Mesajında Selcen, yazıda “Ermeni soykırımında başrolü oynayan devlet görevlileri” arasında adını geçirdim Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey’le ilgili olarak “O benim büyükbabamın babası” diyordu.

Anlattığına göre ilk kez 45 yaşına girdiği yıl Berlin’e yaptığı bir iş ziyareti sırasında Cemal Azmi Bey’in mezarını ziyaret etmişti.

“Ama” diyordu Aydın Selcen “Eğer barışa katkısı olacaksa Ermeni Soykırım Anıtı’na da çiçek koymaya hazırım”.

Telefonlaşıp buluştuk. O günden bu yana da arkadaşlığımız, dostluğumuz hala sürer. Hatta şimdilerde Artı TV’nin ekranını paylaşıyoruz.

Geçtiğimiz 24 Nisan’da Ermeni Soykırımı’nın 102. yılı nedeniyle yaptığım Meselenin Aslı programına Aris Nalcı konuk olmuştu.

Aydın Selcen’i arayıp programa telefonla konuk olup olmayacağını sordum.

“Elbette genel olarak bir şeyler söyleyebilirim. Ama Cemal Azmi Bey’le ilgili bağlantıyı gizleyerek bunu yapmak da istemem. Ancak henüz ne zaman açıklayacağım konusunda kesin karar vermedim. O yüzden katılmasam daha iyi olur” demişti.

İki gün önce, 14 Mayıs’ta yazarı olduğu gazeteduvar.com sitesindeki yazısına “Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey” başlığını atmıştı Aydın Selcen.

“Tamam işte” dedim kendi kendime “Demek ki Aydın Selcen için zamanı gelmiş.”

Yazısında sondan başa doğru sıralıyordu Aydın Selcen “Cemal Azmi Bey benim büyükbabamın babasıdır” deme ilhamını veren insanları, olayları.

HOLLANDE, BRANDT, HASAN CEMAL

Fransa’da önceki gün görevini halefi Macron’a devreden cumhurbaşkanı Hollande, son resmi konuşmasını 10 Mayıs kölelik, köle ticaretinin ve bunların kaldırılmasının ulusal anma gününe ayırmıştı.

Konuşmasında Fransa’nın sömürgecilik, köle ticareti ve Cezayir Bağımsızlık Savaşı gibi günahlarını sıralamıştı.

Bu güne değindikten sonra şöyle yazmıştı Aydın Selcen:

“Hollande, bazılarının tarihi kurcalamamak, unutmak ve geleceğe bakmak gerektiğini söylediğini ancak tarihin orada ısrarlı, talepkar, aceleci biçimde yerinde durduğunu hatırlattı, ‘nereden geldiğimizi bilmek zorundayız’ dedi. Hollande, anıların yarıştırılmaması gerektiğini, acıların hiyerarşisinin olamayacağını, zira bunların tamamının günün birinde gelip bizi sorguladıklarını vurguladı. Fransa’nın büyük hikayelere, kahramanlara gereksinimi olduğu denli gerçeğe de ihtiyacı olduğunun altını çizdi. Tarih bilmenin, geleceği olanaklı kıldığını belirtti.”

Aydın Selcen  Hollande’ın sözlerinden etkilendiğini aktardıktan sonra “Hasbelkader canlı denk geldiğim bu tören beni yine bizi, bizim dolaptaki iskeletlerimizi düşünmeye götürdü” diyordu.

Belli ki Aydın Selcen’in bu yüzleşmesinin yolunu açan iki kişi daha var.

"Dönemin Almanya Şansölyesi Willy Brandt, 1970'de Varşova'yı ziyaretinde kentin Yahudi gettosundaki Nazi işgaline direniş anıtı önünde beklenmedik biçimde diz çökmüş ve yarım dakikalık bu kendiliğinden saygı duruşu tarihe geçmişti. O tarihte yapılan kamuoyu yoklamaları, Almanların yüzde 48'inin bu davranışı abartılı ve yüzde 41'i de aşırı bulduğunu gösteriyor. Tarih Brandt'ın yaptığı siyasi liderliği haklı çıkardı. Bizde seçkin gazeteci Hasan Cemal, 2008 yılı Eylül ayında Erivan'daki Ermeni Soykırımı Anıtı'nı ziyaret edip bir karanfil bırakmıştı. Bununla yetinmedi, büyük cesaret göstererek '1915 Ermeni Soykırımı' adlı bir de kitap yazdı. Hasan Cemal'in dedesi Cemal Paşa'nın kim olduğunu ve Tiflis'te 22 Temmuz 1922'de öldürüldüğünü belirtmeye gerek yok."

2013 yılında Dışişleri Bakanlığı'ndan istifa etmesinin ardından Hrant Dink Anma Günü'ne ilk kez 19 Ocak 2014'te katıldığını, o gün bir tarafı Türkçe, diğer tarafı Ermenice yazılmış "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" yazılı yuvarlak bir döviz taşıyarak fotoğraf çektirdiğini anlatıyor Aydın Selcen yazısında. Sonra sözü Cemal Azmi Bey'e getiriyor.

"Osmanlı'nın son (1914-18) Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey, soykırım suçundan 1920 yılında İstanbul'da kurulan mahkemede idama mahkum olan az sayıdaki üst düzey yetkiliden biri. Cemal Azmi, Taşnaklar Nemesis Harekatı'nı başlatınca, 15 Mart 1921'de Berlin'de Talat Paşa ve 5 Aralık 1921'de Roma'da Sait Halim Paşa'nın ardından Bahaeddin Şakir'le birlikte Berlin'de ilk öldürülenlerden. Son üçünün katili Arşavir Şıracıyan. Görev yaptığı dönemde 'Sopalı Vali' olarak da tanınan Cemal Azmi, ulusal kaynaklarda bir kahraman, Ermeni ve uluslararası kaynaklarda ise kuzeydoğu bölgesinde çoluk çocuk tüm Ermeni nüfusu katleden bir cani olarak anılıyor. Kendi babası Hacı Osman Nuri de Arapgir mutasarrıfı olan ve dolayısıyla oralı olduğu varsayılan Cemal Azmi Bey, benim büyükbabamın babası."

Kişisel öyküsünü anlatmasının Ermeni Soykırımı konusunda  bir katkı sağlamayacağını biliyor Aydın Selcen. Bugün Türkiye'de "Ermeni Soykırımı'nı tanıyorum" diyecek bir yurttaşın yargılanmayacağının güvencesi olmadığının da farkında. Ama yine de "Soykırım" diyor:

"Ama bildiğim, ister ABD'deki gibi diplomatik bir sözcük oyunuyla 'soykırım' sözcüğünü devreden çıkaralım, ister konuyu Ermenistan'la sınır kapılarının yeniden açılmasına bağlayalım, bugün ülkemiz olarak toprak parçasında yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Ermeni nüfusunun yok edilmesiyle yüzleşmemizin bize ortak geleceğimizin kapısını açacak anahtarlardan biri hatta başlıcası olduğu. İhtiyaç duyduğumuz ise Brandt gibi, o değilse Hollande kadar tarih bilinci ve siyasi sorumluluk sahibi, Hasan Cemal'in uzgörü ve medeni cesaretini benimseyebilecek bir lider. Bir diğer Cemal'in torunu olan ben de, Hasan Cemal büyüğüm gibi, kendi adıma Ermenilerin soykırım acısını paylaşıyorum."

Aydın Selcen'i bu yürekli davranışından dolayı kutlamak gerek; hem bu ceberrut devletin hem de toplumun çok geniş bir kesiminin  illeti olan "geçmişle bir türlü yüzleşememe" surlarında koskocaman bir gedik açtığı için...