• 20.04.2018 00:00
  • (1810)

 İkisi de Sicilya’da doğup büyümüşlerdi. İkisi de doktor olmuştu. İkisi de ortopedistti. Evlenmişlerdi.

Atalarından gelen denizcilik ruhu ayaklanınca biri emekli olduktan, diğeri daha olmadan bırakmışlar işlerini atlamışlar bir tekneye ve Akdeniz’e, Ege’ye açılmışlar.

İzledikleri yolu “göçebe rotalarımız” diye adlandırıyorlar.

30 yılı aşkın süredir Ege’de yaşıyorlar.

Önce 12 yıl Tunus, Yunanistan ve Türkiye kıyılarında dolaşmışlar. En çok da Anadolu limanlarını sevmişler.

Böyle başlamış Enzo ve Cettina Bonanno çiftinin İtalya’dan Leros’a yolculuğu.

İstanbul’da kışlamışlar, Kuşadası’ndan Antalya’ya, Göcek’e, oradan İskenderun’a kadar uzanmışlar.

Gerisini Enzo Bonanno anlatıyor:

“Antalya’da İtalyan bir çiftle tanıştık. Onlar ticaret yapıyorlardı. ‘Leros diye bir ada var oraya gidin’ dediler. Biz de kalktık Leros’a doğru yola çıktık. Adayla karşılaşınca büyülü bir yer bulduğumuzu düşündük. Bir sürü ada görmüştük Mikanos’tan Santorini’ye kadar. Hiç biri bizi Leros gibi çekmemişti. Bu sene Eylül ayında tam 20 yılımızı doldurmuş olacağız Leros’ta. Ama artık buralıyız biz. Teknemizi satıp burada bir ev aldık.”

Bonannolar Leros’a gelinceye kadar buranın 1912’den 1943’e kadar İtalyan işgalinde kaldığını bilmiyorlarmış. Kıyıya indiklerinde İtalyanca konuşan yaşlı Yunanlılarla karşılaşınca çok şaşırmışlar.

“İtalyanların bir süre burayı yönettiğini adaya inince öğrendik. Çünkü bizim tarihimizde bu ada hiç anlatılmaz.”

Bir süre İtalya hakimiyetinde kalan Lerosluların kendilerine tepki gösterip göstermediğini sorunca ilginç bir yanıt veriyor Enzo Bonanno:

“Bütün tecrübelerim bana gösterdi ki insanlara ne sunuyorsan karşındaki de ona göre sana geri veriyor. Biz açık kalpli insanlarız. Onları kucaklayınca onlar da bizi kucakladı. Burada insanların kuralları vardı. Hayatın bir ritmi vardı. Onu yakalamak lazım. Mesela kimsenin şort giymediği yerde biz de şort giymedik. Böyle yapınca da bizi çok benimsediler.”

Sekiz bin kişilik Leros Adası'nda bine yakın İtalyan yaşıyor Bonanno’nun verdiği bilgiye göre. 500 kadar da adaya yerleşmiş Türkiyeli, Kanadalı, Fransız, İngiliz varmış.

Adada yerleşik üç İtalyan çift ile birlikte 2009 yılında Yunan-İtalyan Dostluk Derneği’ni kurmuş Bonannolar. Cettina derneğin başkanlığını, Enzo da genel sekreterliğini yürütüyor.

Cettina dernek olarak yaptıkları çalışmaları anlatıyor:

“Biz İtalyan kültürüyle büyüdük. Amacımız İtalyan kültürünü, Leros kültürünü yaşatmak. Bir İtalyan ile bir Yunanın birlikte ürettikleri, iki kültürün yarattığı ortak ürünleri sergileyen çalışmalar yapıyoruz. Sinema, fotoğraf, kısa film festivalleri, tarih çalışmaları, sergiler, kitap tanıtımları da gerçekleştirdiğimiz etkinlikler arasında.”

Bonannolar, ilk yerleştiklerinde adanın turistik bir ada olmadığını, ama giderek turistik bir adaya dönüşmesine karşın hakikiliğini koruduğunu söylüyorlar.

Adayı gezerken edindiğimiz bilgiler zaman zaman şaşırtıyor bizi.

Mussolini Leros’a dev bir “tımarhane” kurmuş. Zengin ailelerin sorunlu çocukları tedaviye gönderiliyormuş buraya. Hatta bir dönem Leros’un tek geçim kapısı bu hastane olmuş.

Adalar Yunanistan’a geçtikten sonra iç savaşta, diktatörlükler döneminde muhalifleri, komünistleri sürgüne gönderip kapattığı bir cezaevine dönüşmüş hastane. Eski “tımarhane”ye sürgüne gönderilenler arasında ünlü şair Yannis Ritsos da var.

İşin ilginci şu anda ne olarak kullanılıyor bu “eski tımarhane” biliyor musunuz; Anadolu kıyılarından Leros’a kaçan Suriyeliler için mülteci kampı...

TL DEĞER YİTİRDİKÇE YUNANLILARIN ENDİŞESİ ARTIYOR

Leros’ta kaldığımız apart oteli Evdokia Zarifi Zervou işletiyor. Eşinin de adanın merkezi Lakki’de büyük bir züccaciyeci dükkanı var.

Zervou’nun aile köklerinin bir ucu İstanbullu ünlü aristokrat ailesi Zarifilere uzanıyor.

Anne tarafı ise Didimli. Mübadelede Samos üzerinden Leros’a gelmiş. Zaten Leros’taki pek çok ailenin kökleri Didim’e dayanıyor.

“Didim’le aramızda çok etkinlik yapıldı. Çok gidildi Didim’e, oradan da çok gelindi. Annemin çok derin duyguları vardı Didim’e karşı. Annem Didim türküleri söylerdi. Beş kız kardeşlerdi. Babaları özellikle öğretmiş beş kız kardeşe. Orayı kesip atmamışlar. Orada rahat yaşarlarmış. Çok zengin değillermiş ama huzur içerisinde ve mutluymuşlar. Buraya gelince sıfırdan başlamışlar. Bütün Küçük Asya’dan gelenler sıfırdan başlamışlar zaten ama hepsi başarmışlar.”

Adanın tarihsel sürecini, İtalyanlardan bugüne kalanları keyifle anıyor Zervou:

“Burada olanlar içerisinde en sevilen yabancı İtalyanlar. Burada kalmışlar, kültürlerini bırakmışlar. Güzel şeyler öğretmişler adalılara. Mesela benim annem İtalyan okuluna gitmiş. İtalyan kültürüne bir hayranlığı vardır. Bizi de öyle büyüttü. Mesela biz hani böyle dostlarla oturduğumuzda sofrada keyifli olduğumuzda şarkılar söyleriz. Annem hep İtalyanca şarkılar söylerdi. Annem de zaten adadaki İtalyan okulunda rahibelerle okumuş. Şimdi kızım Sofya da annemin okuduğu okulda İngilizce öğretmeni. Mesela annem hem Didimli, mübadil, hem de burada İtalyan kültürüyle büyümüş. Burada böyle çok kültürlü bir adalı dokusu var.”

Zervou’nun anlattığına göre İtalyanlardan kalan bir adet varmış; her pazar günü makarna yemek. Yani adalılara kalan İtalyan adetine göre her pazar makarna günüymüş.

Hafta içi bir gün Zervou işten dönünce akşam yemeği telaşıyla makarna pişirmiş. Kocası sofrada makarnayı görünce “Allah Allah ya bugün pazar değil, biz niye makarna yiyoruz” demiş.

Leroslular bugün de çocuklarını Yunanistan yerine hala İtalya’ya eğitime gönderiyorlarmış.

“Adadaki birçok Leroslu İtalya’da eğitim almıştır, hala daha alıyor. Bir önceki belediye başkanı üniversiteyi İtalya’da okumuş. Benim iki kuzenim de doktordur. Onlar da tıp eğitimini İtalya’da aldılar, şimdi adaya döndüler, doktorluk yapıyorlar. Yani demem o ki Leros ile İtalya’nın bağları hala sürüyor.”

Yirmi yıl önce ilk kez Bodrum’a gitmiş Zervou.

“Orada gördüğüm, yaşadığım, okulda söylenenlerle, bize öğretilenlerle hiç ilgisi yoktu. Yani bize öğretilenlerin gerçek hayatla alakası yokmuş. Orada bir hayli Yunanca konuşan Türkiyeli tanıdık. Çoğu Girit’ten mübadeleyle gelmiş Bodrum’a. Orada o kadar büyük sevgi gördük ki aramızda ‘Hiçbir farkımız yok. Biz kardeşiz. Bizi ayıran kötü politikalardır’ dedik.”

“Sonuç olarak” diyor Zervou “Biz Leros olarak savaştan barışa dönmüş bir adayız. Geçmişte bu adaya savaş için gelenler, bugün barış için geliyorlar. Özellikle karşı kıyıyla iyi ilişkilerde olmak, barış içinde olmak hem ticari hem de kültürel anlamda hepimiz için çok önemli. Dilerim bu barış hiç bozulmaz, hep sürer...”

Leros adası Türkiye’nin neredeyse hemen dibinde. Bodrum’dan yaz aylarında direkt deniz ulaşımı mümkün. Yaz kış Bodrum’un karşısındaki Kos Adası’ndan aktarmalı bir deniz yolculuğuyla birkaç saatte varılabilir.

Leros’a yılda yaklaşık 50 bin turist geliyormuş. Bunun en az yarısı da Türkiye’den.

Ancak bu seneki turizm sezonu için bir endişesi var Zervou’nun:

“Benim kuzenim de adada turizmci. Bu sene de rezervasyonlar iyi gidiyormuş. Ancak bu yıl çok fazla Türk yokmuş. Çünkü Türk Lirası, Euro paritesi hızla değişiyor. Euro, TL karşısında çok yükseliyor. Bakalım Türkler bunu kaldırabilecekler mi? Avrupa giderek Türkler için çok pahalı oluyor. Bu da bizi endişelendiriyor. Çünkü biz turizmden para kazanıyoruz.”

Aynı endişeyi daha önce röportaj yaptığım Mihalis Koubaros da dile getirmişti.

Leros’ta özellikle Türkiye’den gelen turistlere villalarını kiraya veren Koubaros, Agia Marina koyundaki restoranının üst katını gösterip şöyle demişti:

“Şimdi şu restoranın üzerine üç oda yaptırıyorum. Pansiyon olarak kiraya vereceğim. Çünkü Euro, beş TL oldu. Artık Türkiye’den gelen herkes villaları kiralayamaz. Pahalı gelir. Hiç değilse oda kiralarlar.”

Herhalde anlaşılmıştır şimdi Türkiye’yi erken değil, acil seçime götüren Erdoğan iktidarının Türkiye’yi nasıl “yoksul komşu” durumuna düşürdüğü değil mi?

Leros’ta buluşmaları Paskalya yortusuna rastlayan Defne/Dafni’ler adadan ayrılırken Türk-Yunan Defne Derneği Genel Sekreteri Nilüfer Tarıkahya, “Baharın gelişini, doğanın yeniden doğuşunu, yaşamın tekrar renklenişini sembolize eden bu bahar bayramı Ege’nin iki kıyısında barışın da canlanmasına vesile olsun, barış daim olsun” diyor.

 

Bir zamanların savaşlarıyla ünlü, bugün hala dört savaş müzesi bulunan Leros Adası, Anadolu kıyılarına bir taş atımı asla değil, bir barış güvercini uçumu.

Türkiye-Yunanistan arasında bugünlerde giderek artan bütün gerginliklere karşın, tarihteki savaşlarını küçücük adalarındaki müzelere kaldırarak barışa dönüştüren Leroslular aynen Zervou’nun söylediği gibi iki ülke insanını ayrıştıranın kötü politikalar olduğuna inanıyorlar.

Gerçekten de Leroslular savaşı barışa dönüştürmüşler.

Ancak adayı yeni yeni pek sevmeye başlayan Türkiyeliler için TL’yi Euro’ya çevirmek pek o kadar kolay değil.

(BİTTİ)