• 30.06.2018 00:00
  • (1446)

 Sanki bir yerden düğmeye basılmış, bir el hepsine aynı başlığı attırmış.

Yeni Şafak’ından Star’ına, Türkiye’sinden Aydınlık’ına kadar gazete taklidi yapan “Saray tellalları”nın başlıklarında manşet de aynı.

“PKK’dan vahşi Katliam / CHP’nin eli kana bulaştı”

“PKK’yı Meclis’e siz taşıdınız / Hesap ver CHP”

“7 Haziran CHP’ye ders olmadı / Barajı aşan katliam”

“PKK’yı Meclis’e sokanlar / Bu cinayete ortak oldunuz”

“CHP desteğinin eseri / PKK terörü hortladı”

“PKK, AK Parti müşahidini katletti / Bu vahşetten CHP de sorumlu”

Bütün bu manşetlerdeki çarpık mantığın ortak bir paydası var; HDP’nin barajı aşarak Meclis’e girmesini CHP sağladı, PKK de HDP’nin barajı aşmasından aldığı cesaretle cinayetlere başladı.

AKP-MHP devletinin böyle bir kurguyu geliştirmesine iten ciddi nedenler var.

Çünkü seçim süreci ve sonuçlarından özellikle iki noktada çok rahatsızlar.

Birincisi, bütün devlet gücüyle üzerine gidilmesine karşın HDP’nin barajı aşarak parlamentoya girmesi… Böylece AKP avantadan gelecek 60’dan fazla milletvekilinden oluyor. Yani Meclis’te tek başına çoğunluğu ele geçiremiyor ve MHP gibi tehlikeli bir koltuk değneğine muhtaç oluyor.

İkincisi de seçim kampanyası sürecinde gerek CHP’nin parti olarak, gerekse Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanı adayı olarak Kürt sorununun çözümünde somut önerilerde bulunması… Anadil öğrenimi ve AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile ilgili CHP önermelerinin, Kürtler tarafından da sorunun çözümünde başlangıç için makul dayanaklar olarak kabul görmesi…

Aslında öyle kuşkulu saptamalar var ki bu mantıkta…

Birincisi HDP’nin barajı aşmasını CHP’nin sağladığı sadece bir sanı. Kesin bir veri yok.

İkincisi de Doğubayazıt’taki söz konusu cinayeti PKK’nin işlediği de sadece bir kuşku. Onda da kesin bir kanıt yok.

Ama tezgah kurulmuş bir kere.  “Saray tellalları”na söyletiyorlar hep birlikte:

“PKK eşittir HDP,  HDP eşittir CHP.”

Elbette gazete taklidi yapan “Saray tellalları” bu algı operasyonun bir parçası.

Diğer tamamlayıcı unsuru da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu.

Bakan Soylu  24 Haziran seçimlerinde altı milyon oy alarak TBMM’nin üçüncü büyük partisi olan HDP’nin Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ı arayarak , Doğubayazıt’ta işlenen cinayetle ilgili olarak partisini sorumlu tutuyor:

“Size haddinizi bildireceğiz, size artık yaşama hakkı yok, nereye gidiyorsanız gidin. O köyde taş taş üstünde bırakmayacağım. O teröristleri yakalayacağım. Sizi CHP bile kurtaramayacak.”

Oysa işin arka planına bakınca işlenen bir cinayetten, yapılan bir yargısız infazdan; PKK’den HDP’ye oradan CHP’ye uzanan bir dizi tehdit ve suçlama çıkaran İçişleri Bakanı Soylu ve ona bağlı birimler katil ya da katillerin bulunması konusunda görevlerini yerine getirdiler mi?

Ne yazık ki bu sorunun yanıtı “Hayır”dır.

Başarılı bir gazetecilik örneği veren artigercek.com’un muhabiri Remzi Budancır Doğubayazıt’ta bir direğe bağlanarak infaz edilen Mevlüt Bengi’nin yakınlarına ulaşarak olayın arka planını önemli ölçüde aydınlattı.

PKK’nin infaz ettiği iddia edilen Bengi, Çiftlik Köyü, Türkmen Mezrası’nda yaşayan dokuz çocuk babası bir bakkal.

Hatta, 2015 Temmuzu’nda bölgede başlayan operasyonlar sırasında canlı kalkan eylemlerine katılmış. Operasyonların durdurulması için yapılan eylem esnasında gözaltına alınanlar arasında. İki gün jandarmada gözaltında tutulan Bengi, mahkeme tarafından denetimli serbestlikle salıverilmiş.

Öldürülen Mevlüt Bengi’nin akrabası olan Çiftlik Köyü Muhtarı Mehmet Bengi, “Saray tellalları”nın iddia ettiği “AKP müşahidi olduğu için öldürüldü” konusuna da açıklık getiriyor.

“Ben muhtarım, o da benim azamdı. Müşahit olduğundan haberim yoktu. Seçim günü öğrendim. O gün geç gelince yerine başkası müşahit oldu. Okulda karşılaştık. ‘Neredesin, niye geç kaldın’ diye sorduğumda, ‘Uykuda kaldım. Onun için geciktim’ dedi. Sonra oyunu kullanarak okuldan ayrıldı.”

Gece yanına gelen üç kişiyle dükkanından ayrılıyor Bengi ve ertesi gün bir direğe bağlı olan cesedi bulunuyor.

Ancak, bundan sonra anlatılanlar, bu cinayet üzerinden yaygara koparan Bakan Soylu’nun ve bağlı birimlerin görevlerini yapmadığının somut tanıklığı.

Haber gelince Mevlüt’ün cansız bedenini bağlı olduğu direkten çözüp indiren ağabeyi Musa’nın tanıklığı:

“Gittiğimde kardeşimin elleri arkadan direğe bağlanarak infaz edildiğini gördüm. Etrafta kardeşimin dükkanından alınan kola ve enerji içeceklerinin boş kutuları vardı.  Elektrik direğine de bir not yapıştırmışlardı. Notta 2015 yılından bu yana devlete ihbarda bulunduğu, iki arkadaşlarının ölümüne ve yurtsever insanların tutuklanmasına neden olduğu yazıyordu. Notu alarak cebime koydum. Kimseye bir şey demedim. Ardından jandarmayı arayarak durumu anlattım. Olay yerine gelmelerini istedim. Aksatmaya çalıştılar ve gelmediler. Ben de ‘Bakın hava sıcak, cenaze kokacak’ dedim. Baktım gelen yok, oğlumla birlikte ipleri çözdüm. Etrafta bulunan boş kola kutularını topladım. Cenazeyi arabama alarak jandarmaya götürdüm. Kola kutularını jandarmaya verdim. O notu da jandarmaya verdim.”

Cinayet yerine bile gitmeyen, olay yerinde araştırma yapmayan, delilleri toplamayan, Mevlüt’ün cenazesini bile öldürüldüğü yerden alıp getirmeyen Bakan Soylu’ya bağlı jandarma görevini yapmıyor.

İnsanlar kendi cenazelerini kendileri taşıyorlar, olay mahalli delillerini bile kendileri getiriyorlar.

Görevini yapmayan bir İçişleri Bakanı da bu cinayet üzerinden nefret tohumları saçıyor, toplumu kutuplaştırıyor.

Görevini yerine getirmediği bir cinayetten hareketle HDP’den CHP’ye kadar geniş bir toplumsal kesime dönük nefret suçu işliyor.

Olay bununla da kalmıyor. Sosyal medyada bir haber yayılıyor. Buna göre İçişleri Bakanı Soylu’nun, CHP İl Başkanlarının “şehit cenazeleri”nde protokole alınmamasıyla ilgili talimat verdiği iddia ediliyor.

Önce sosyal medya trollerinin yaydığı zannediliyor bu bilgiyi.

Meğer trollerin yalanı değil, gerçekmiş.

Bakan Soylu böyle bir talimat verdiğini kendi ağzıyla kabul ediyor dün;

“Valilere müsteşarım üzerinden talimat gönderdim. ‘CHP İl Başkanlarını bundan sonra şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin’ diye. Bu kadar basit. Onların gideceği bir adres var. O adresi de göstereceğiz. PKK mensuplarının cenazeleri var. Biz onları çok kısıtlı kaldırtıyoruz. Onlara bir kişilik kontenjan ayıracağız. Sandıkta beraberlerse cenazede de olacaklar.”

Dikkat buyurun, bu konuşmayı yapan, bu talimatı veren, bugün bu ülkenin İçişleri Bakanı.

Zaten hemen o gün, Bursa’da bir asker cenazesine gönderilen CHP çelengi Bakan Soylu’nun anlayışı doğrultusunda hareket eden çeteler tarafından parçalanarak atıldı.

Ancak sanmayın ki bu bir kişinin koltuk hırsından, yeniden bakanlığı kapma telaşından kaynaklanıyor.

Bu bakış, aslında AKP-MHP devletinin Türkiye’yi götüreceği daha ceberut yönetiminin habercisidir.

AKP-MHP iktidarının fütursuzluğuna karşı yapılacak tek şey demokratik direnişi hayatın her alanına yaymak, örgütlü bir mücadeleyle Türkiye’yi üçüncü sınıf bir Ortadoğu devletine dönüştürme hevesine engel olmaktır.