• 5.02.2018 00:00
  • (1627)

 Haberin görseli olarak bir banknot kullanılmış.

Kağıt paranın üzerinde Arapça yazı var; bir de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın fotoğrafı.

Başlıkta ‘Esed’ demeyi tercih etmiş Anadolu Ajansı.

“Esed’li paralar Suriye ekonomisindeki çöküşün sembolü oldu”

AA’nın 4 Temmuz 2017’de servise koyduğu haberde ilginç birkaç cümle var.

Birincisi;

“Beşşar Esed rejiminin 2 binlik en yüksek değerli banknotu piyasaya sürmesi, Suriye lirasındaki değer kaybını ortaya koydu. Esed’in resminin kullanıldığı ilk banknot ‘yönetimi bırakmayacağı’ mesajı olarak yorumlanıyor.”

Demek ki neymiş, Suriye lirası değer kaybediyormuş, onun için iki binlik banknot piyasaya sürmüş.

Bu anlaşılabilir bir durum. Koskoca ülkede yedi yıldır süren çok kanlı bir iç savaş var.

Ama haberde yer alan bir sonraki cümle için “Esed”in değil, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının takkelerini önlerine koyup düşünmeleri gerekiyor.

“Esed rejiminin Merkez Bankası, önceki gün, ön yüzünde Beşşar Esed’in resminin bulunduğu 2 bin Suriye lirası (13,3 Türk lirası) değerindeki banknotu piyasaya sürdüğünü duyurdu.”

Bu cümlenin ortaya çıkardığı faciayı bilmiyorum fark ettiniz mi?

Yani neymiş, bundan tam 14 ay önce, 2017’nin Temmuzu’nda iki bin Suriye lirası 13,3 Türk lirası değerindeymiş.

Bugün kaç Türk lirası ediyor biliyor musunuz, iki bin Suriye lirası; tamı tamına 25,2 Türk lirası.

Yani neredeyse bir yıl içersinde Suriye lirası, Türk parası karşısında değerini iki kat arttırmış.

Bu tabloya bakınca insan sormadan edemiyor, hangi ülkede iç savaş var; Türk lirası karşısında yaklaşık bir yılda parası iki kat değer kazanan Suriye’de mi yoksa Suriye lirası karşısında iki kat değer yitiren Türkiye’de mi?

Şimdi gelelim Suriye’deki iç savaşın “zart” dediği yere.

Reuters’a göre Afrin’den Cerablus’a uzanan bölgede sağlık ve eğitim hizmeti verip yerel polisi eğiten ve silahlı gruplardan yeni bir ordu oluşturan Türkiye, bu bölgedeki ekonomik faaliyetleri kendi ekonomisiyle birleştirmiş.

Haber, Türkiye’nin güvenlik güçleri dahil, işe aldığı ve Türk lirasıyla maaş ödediği kişilerin lirada hızla gerçekleşen yüzde 40’lık değer kaybından yakındığını iddia ediyor.

Ajans, Azez’deki bir döviz bürosu sahibi olan Muhammed Hadi Hasano’nun görüşlerine de yer vermiş:

“Lira iki ay öncesine dek Suriye topraklarında güçlüydü ama sonra aşama aşama değer kaybetmeye başladı. 800 Türk lirası o zaman 100 bin Suriye poundu ediyordu. Şimdi sadece 40 bin pound.”

Reuters, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensubu Hasan Kinno ile de konuşmuş.

“Türk lirası Suriye poundu karşısında değer kaybetmeye başladığında maaşlarımız değersiz hale geldi. Savaşçı maaşını alıyor ve pazara gidiyor ve maaş bir hafta zor yetiyor. Şu an tanıklık ettiğimiz gerçeklik bu. Bizim maaşlarımızı Türk lirası üzerinden almamamız gerekiyor. Bizim için Suriye poundu almak daha iyi çünkü paramızı Suriye topraklarında harcıyoruz.”

Görüyorsunuz değil mi Türkiye’nin geldiği durumu.

Adam Esad’a karşı savaşıyor, maaşını Türkiye’den alıyor. Ama, ekonominin çökmesi, Türk parasının hızla değer yitirmesi nedeniyle üzerinde savaştığı adamın resmi olan parayla istiyor maaşını.

Ne Esad aşkıymış be!

Bu tablo aynı zamanda Türkiye’nin sürüklendiği bataklığın ve yaşadığı çöküşün çok net göstergesi.

Ekonomi çökmüş, enflasyon yüzde 20’lere doğru gidiyor.

Asgari ücret artık yoksulluk sınırıyla yarışamıyor.

İthalatı azalıyor, ihracatı düşüyor.

Sağlık ve eğitim sistemi çökmüş bir ülke.

En barışçıl demokratik gösteriye bile tahammül edemeyen bir devlet yönetme anlayışı…

Çökmüş, dışa bağımlı hale getirilmiş bir tarım ve hayvancılık düzeni…

Bütün bu sefil görüntünün içersinde Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Vahap Munyar çok başarılı bir gazetecilik örneği verdi; Saray’ın bahçesinde yapılan 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonundaki menüyü yazdı.

İçecekler müthiş:

Chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie… Liçi meyvesi eşliğinde efuli… Starex meyvesi eşliğinde aloe vera…. Orman meyveli special… Bahçe naneli limonata…

Hele bunları yeme de yanında yat.

Pataşur içerisinde Çerkes tavuğu… Zencefilli somonlu suşi… Tartalet içerisinde Antakya usulü humus… Susamlı levrek simidi…

Yoksa siz levreksiz, sadece susamlı simit mi yiyordunuz!

İşte yeteri kadar ”yerli ve milli” olmamanın sonucu bu…

Yoksa sizde starex meyvesi eşliğinde aloe vera içiyor olacaktınız.

Ama, Saray’daki menüye bakıp ‘Hayatta hiç chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie içmedim’ diye üzülmeyin. Eminim şarbonlu eti de ilk defa yiyorsunuzdur!

Bir durum tespiti yapmak gerekirse memleketin manzarayı umumiyesi vahim.

Kısaca ifade edersek…

Chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie'si yok içmeye, tahtırevanla gider pataşur içerisinde Çerkes tavuğu yemeye!