• 16.11.2018 00:00
  • (1539)

 Türkiye kapsamlı bir anaya değişikliği için referanduma gidiyor…

Yıl 2010. Tarihin bir cilvesi olsa gerek, referandum tarihi 12 Eylül olarak belirlenmiş.

Referanduma yaklaşık bir hafta kala Erdoğan “Evet” kampanyası için Diyarbakır’a gidiyor.

Hani en büyük destekçisi Fetullah Gülen’in “İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak referandumda ‘Evet’ oyu kullandırmak lazım” dediği günler…

Meydanda toplananlara 12 Eylül 1980’den 12 Eylül 2010’a bir hat çiziyor konuşmasında.

“Diyarbakır Cezaevi’ni kapatıyoruz. İlk işimiz yeni cezaevini yapıyoruz. Bitireceğiz ve o biter bitmez o malum cezaevini yıkacağız. Orası artık varlığı ile sürekli bize 12 Eylül’ü hatırlatmasın istiyoruz. İnşallah bu da bize nasip olacak. 12 Eylül’ü yapanlar ‘İşkence yok’ derken Diyarbakır Cezaevi’nden göğe feryatlar yükseliyordu. Tek kişilik hücrelerde 20 kişiyi nasıl istiflediklerini kitaplar yazıyor. Ölmek için Allah’a yalvardılar. Şimdi biz bu ayıplara son verdik, son veriyoruz. Allah’ın izniyle bu 12 Eylül bunlara son vermenin adı olacak.”

Erdoğan’ın Diyarbakırlılara bu sözü vermesinin üzerinden tam sekiz yıl geçmiş.

O tarihten sonra da yeni biri cezaevi yapılmış. Yani Erdoğan “Diyarbakır’a yeni bir cezaevi yapma” vaadini yerine getirmiş.

Ancak, “O malum cezaevini yıkacağız” sözünü bunca zamandır tutamamış Erdoğan. O malum cezaevi dimdik ayakta duruyor hâlâ.

Çünkü AKP’nin iktidar olma anlayışı bırakın var olan cezaevini yıkmayı, yeni cezaevleri yapmayı zorunlu kılıyor.

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun önceki gün cezaevlerinde hak ihlalleri gündemiyle yaptığı toplantıda Adalet Bakanlığı yetkilileri bilgi verirken sadece bu yıl 17 cezaevi yapmakla övünüyorlar neredeyse.

Türkiye’de toplam 385 cezaevi var. AKP iktidarının “2023 vaatlerine” göre gelecek beş yılda Türkiye’de 228 cezaevi daha yapılacak.

Var olan cezaevlerinin kapasitesi 210 binden az. Ancak şu anda bütün cezaevlerinde yatan tutuklu ve hükümlülerin sayısı 260 bin. Yani bu ülkede her gece 50 bin tutuklu ve hükümlü olmayan cezaevi yataklarında yatıyor.

Ülkede kurulu fabrikalar birer birer kapanırken, iktidar cezaevlerini “bacasız fabrika” diye sunuyor. İllerin, ilçelerin belediye başkanları, valileri, kaymakamları “Bizim oraya da bir cezaevi yapın” diye Adalet Bakanlığı’nın önünde kuyruğa giriyor. Artık AKP’li milletvekillerinin, il ve ilçe başkanlarının yapabileceği tek vaat kalmış; “Beni seçerseniz kentimize cezaevi getireceğim.”

Komisyona yapılan bini aşkın başvuru arasında cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri açık ara birinci sırada. Yakınılan ihlaller arasında keyfi tutum ve işlemler, fiziki koşullar, nakil talepleri, kötü muamele, işkence ve sağlık sorunları var.

“Cezaevleri bir ülkenin demokrasi alanındaki gelişmişliğini gösteren aynadır” denilir.

Ancak, Türkiye’nin bu aynadaki görüntüsü gerçekten berbat.

Cezaevlerindeki 260 bin kişiden 199 bini hükümlü. 58 bini tutuklu. Bunlardan 10 bini kadın.

18 yaşından küçük tam üç bin çocuk var cezaevlerinde. Bunlardan 743’ü 0-6 yaş arasında. Bunlardan 37’si altı aylıktan daha küçük.

Cezaevlerinde şu anda toplam hamile kadın sayısı 35.

Bu sayılara bakıp “suç işlemeye eğimli Suriyeliler memlekete doldu. Sonuç olarak da cezaevlerinde yer kalmadı” diye düşünmeyin. Cezaevlerindeki yabancı uyruklu sayısı sekiz bine yakın. Bunlardan üç bini Suriye uyruklu.

Bir veriye göre cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü 70 bin dolayında üniversite öğrencisi var.

Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin cezaevinde yatan insan sayısı açısından rekorunu AKP iktidarı kırıyor.

1970’de 12 Mart askerî darbesiyle cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 61 bine yaklaşmıştı.

12 Eylül askerî darbesi öncesinde cezaevlerinde yatanların sayısı 52 bine inmişti. Darbenin sonrasında Türkiye’deki cezaevlerinin mevcudu 27 binden fazla artarak 80 bine yaklaşmıştı.

1991 yılında Özal iktidarının Terörle Mücadele Yasası’nda yaptığı düzenlemeyle birlikte cezaevlerinin mevcudu 27 bine düştü.

Tansu Çiller, 1993 yılında iktidarı devraldığında tutuklu ve hükümlü sayısı 35 bin civarındaydı. Çiller’in iktidarı devrettiği 1997 yılında bu sayı 60 binin üzerine çıkmıştı.

AKP bundan 16 yıl önce, iktidara geldiği 2002 yılında cezaevlerini 56 bine yakın tutuklu ve hükümlüyle devralmıştı.

Erdoğan Türkiye'sinde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı neredeyse beş kat artarak bugün itibarıyla 260 bine ulaşmış durumda.

12 Eylül’ün faşist generalleri bile 44 milyonluk ülkede cezaevlerinin nüfusunu ancak 80 bine çıkartabilmişti. O yıllardan bugüne Türkiye’nin nüfusu iki kata yakın arttı. Ama Erdoğan iktidarı 12 Eylül’e göre cezaevinin nüfusunu dört kattan fazla arttırdı.

Bu tablodan tek bir sonuç çıkar; Erdoğan iktidarı Türkiye halkına daha çok cezaevinden başka hiçbir şey vaat edemez!