• 23.11.2018 00:00
  • (1542)

 “Bizi bağlamaz” diyor.

Neymiş bağlamayan?

AİHM’in Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karar.

Hem de bunu üç kez AİHM’e başvurmuş bir siyasetçi olarak söylüyor.

İlki 1999’da “adil yargılama” talebiyle…

Okuduğu şiir nedeniyle “halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçundan 1998 yılında Diyarbakır DGM tarafından 10 ay hapis cezasına çarptırıldığında.

Yargıtay itirazını reddedince elbette haklı olarak AİHM’e gitmişti.

2002 yılında bir kez daha AİHM’in kapısını çalıyor.

Diyarbakır DGM’ye adli sicil kaydının silinmesi talebiyle başvuruyor. Mahkeme bu başvuruyu kabul ediyor. Ancak Yargıtay DGM’nin bu kararını bozuyor.

İşte bu nedenle bir kez daha bugün kendisini “bağlamayan” AİHM’e gidiyor.

Aynı yıl bir kez daha AİHM’nin kapısında görüyoruz kendisini.

Yüksek Seçim Kurulu’nun milletvekili olamayacağı yönündeki kararını taşıyor bu kez AİHM’e.

Ancak seçildikten sonra AİHM’e yaptığı başvuruları geri çekiyor.

Eğer seçilemeseydi o yıllarda AİHM’in hakkında vereceği kararları bekliyor olacaktı.

Demirtaş kararından sonra bugün kalkmış AİHM’i eleştiriyor:

“Mesela AİHM dün ülkemiz aleyhine bir karar açıklamış. Neymiş? Türkiye terör örgütü PKK ile iltisaklı bir partinin eski genel başkanının yargılandığı davada özgürlük, güvenlik ve seçim hakkını ihlal etmiş. Peki siz AB organlarından herhangi birinin, aynı zatın 6-8 Ekim 2014 tarihindeki olaylar sırasında insanları tamamı yalan olan beyanlarla galeyana getirip 50 masumun vahşice katledilmesine yol açması konusunda herhangi bir beyanını duydunuz mu?”

Neresini düzeltmeli bu kadar yalanın, yanlışın?

Birincisi, kendi yaptığı üç başvuruda AİHM lehinde karar verseydi, demek ki Türkiye aleyhinde bir karar vermiş olacaktı…

İkincisi, “PKK ile iltisaklı bir parti” diye bir cümle kurmak ne hukuka, ne vicdana, ne de siyasete sığar. Bu mantığın peşine takılıp giden, “TBMM çatısı altında PKK ile iltisaklı yani ilişkili, irtibatlı onlarca milletvekiline sahip bir parti var”.

Üçüncüsü, 50’den fazla insanın yaşamını yitirdiği 6-8 Ekim olaylarından Demirtaş’ı sorumlu tutmak… Hakkında onlarca iddianame olan Demirtaş hakkında Kobane olaylarıyla ilgili tek bir dava yok.

Dördüncüsü, AİHM kararı doğrultusunda Demirtaş’ın tahliyesi için başvuru yapan avukatlara “Kararın çevirisini bekliyoruz” yanıtı verildi.  Ancak daha karar duyulur duyulmaz “Bizi bağlamaz” diye kendini yargının yerine koyarak açıklama yapmak aynı zamanda “yargımız bağımsızdır” yalanını tabak gibi ortaya çıkartır.

Birkaç hafta önce Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. Yılı törenlerine katılmak üzere Fransa’ya gitmişti. Orada bulunduğu günlerde Le Figaro gazetesi için kaleme aldığı yazı yayınlandı.

Yazısında “AB’ye tam üyelik hedefimiz devam ediyor” diyordu.

 “AİHM kararı bizi bağlamaz” diyenin “AB’ye tam üyelik” hedefi olamaz. “AB’ye tam üyelik” hedefi olan da AİHM kararı için “bizi bağlamaz” diyemez. İkisinden biri yalandır.

Gelelim bir yılı aşkın süredir, hakkında bir iddianame bile yazılmadan tutuklu bulunan Osman Kavala hakkında söylediklerine…

Kendileri şöyle buyurmuşlar:

“Gezi olaylarında teröristlerin finans kaynağı olan bir kişi. Şu anda içeride. Onun arkasında kim var? Meşhur Macar Yahudisi Soros. Bu adam dünyada milletleri bölmek, parçalamakla adeta birilerini görevlendiren, parası ve bu paraları da bu şekilde tüketen birisidir. Türkiye’deki temsilcisi de babadan zengin ve bu imkânlarını da bu ülkeyi parçalayıp bölen, işte bu özellikle terör eylemlerine karşı her türlü bu noktada desteği veren kişi.”

Hukukun, insan haklarının, vicdanın ayaklar altına alındığı bir durumla karşı karşıyayız yine.

Kavala hakkında verilmiş tek bir karar yok. Hatta yazılmış bir iddianame bile yok. Ama kendini yargının yerine koyup Kavala’yı “Gezi olaylarında teröristlerin finans kaynağı olan kişi” diye mahkûm etmiş bile.

Gelelim “dünyada milletleri bölmek, parçalamakla birilerini görevlendiren meşhur Macar Yahudisi Soros”a…

Bir dönem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün danışmanlığını da yapan gazeteci Ahmet Sever, Ekim 2017’de t24.com.tr sitesindeki köşesinde bir fotoğraf yayınlar.

Fotoğrafta altı kişi bir masanın etrafında oturmaktadır. Sol baştaki kişi işte o “meşhur Macar Yahudisi” Soros’tur. Yanında da iki çalışma arkadaşı vardır. Soros’un tam karşısındaki ise bugün Soros’u milletleri bölmek ve parçalamakla suçlayan kişidir. Yanında bugünün “düşük bakanı” Egemen Bağış ile AKP Sözcüsü olan Ömer Çelik oturmaktadır.

Fotoğrafın altındaki yazı “Erdoğan’ın Soros bağlantıları” başlığını taşımaktadır.

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında (gözaltına alınan işadamı Osman) Kavala için ‘Türkiye’nin Soros’u’ tanımlamasını yaptı:

“FETÖ ile irtibatı sebebiyle birisini gözaltına alıyorsunuz. STK temsilcisiydi, medya mensubuydu, güzel vatandaştı, gibi güzellemelerle hedef saptırmaya çalışılıyor. O STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin havası çıktı meydana, bağlantıları ortaya. Siz kime neyi yutturmaya çalışıyorsunuz?”

Sayın Erdoğan şimdi biraz da sizin Soros ile bağlantılarınızdan bahsedelim…

2003 yılının Ocak ayı…

Yer, Davos…

George Soros ile burada bir görüşme yaptınız ve desteğini istediniz: “Türkiye’nin açık toplumu biziz. Bizi destekleyin…”

“Bu kadar mı olur” demeyin.

Bugün öyle bir kadro yönetiyor ki ülkeyi, ne söylerlerse tam tersini yapıyorlar, ne yaparlarsa tam tersini söylüyorlar.

Cumhuriyet Türkiyesi tarihinde böyle bir vaka, böyle bir riyakârlık görülmedi.