• 28.05.2019 00:00
  • (1509)

 Adalet Partisi 1965 seçimlerini yüzde 40’ın üzerinde bir oy oranıyla kazanmış, Süleyman Demirel Türkiye’nin Başbakanı olmuştu.

“Solcuların nefesini dinlemek”le övünen Faruk Sükan da İçişleri Bakanı olmuştu.

Dili sivri bir yazardı İlhami Soysal. Akşam’da yazıyordu. Demirel hükümetinin solcular, sosyalistler, muhalifler, demokratlar üzerindeki baskıcı ve faşizan uygulamalarını sürekli eleştiriyordu.

NATO’ya, ikili anlaşmalara, yabancı askerî üstlere karşıydı. Daha özgür bir ülke, daha eşitlikçi bir düzen istiyordu.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Cemal Tural gizli bir genelge yayınlamıştı; bazı gazetecilerle politikacıların komutanlar aleyhinde bir kampanya başlattıklarını, amacın düşmanla işbirliği yapmak olduğunu ve komutanların küçük düşürülmeye çalışıldığını söylüyordu.

Bu genelge üzerine “Yakanızı Bırakmayacağız!” başlıklı, çok sert bir yazı kaleme alır İlhami Soysal.

“… bu vatan üstünde yaşayan bu halkı sevmek ne genelkurmay başkanın tekelindedir ne de bir başkasının” diyerek, Tural’ın genelkurmay başkanı olmasının, onu herhangi bir vatandaştan daha vatanperver yapmayacağını yazar. Ayrıca “Demokrasilerde genelkurmay başkanlarının özel dokunulmazlıkları olduğu yolunda bir kaideyi daha tarihler yazmamıştır” diye altını çizer.

Tural’ın emeklilik tarihini erteletebilmek için Personel Kanunu’nu veto ettirmesini, eşinin kuyumcular çarşısına gitmek için makam arabasını kullanmasını, alışveriş süresince çarşının iki başının inzibatlarca tutulmasını, dükkânın kapısında ise general rütbesindeki kişilerce nöbet tutulmasını eleştirir.

Bu yazının yayınlanmasından yaklaşık bir ay sonra köşe yazarı olduğu Akşam gazetesine gitmek üzere evinden çıkar. Önünde duran aracı beklediği Kızılay dolmuşu sanarak biner.

Ancak araç Polatlı-Eskişehir yoluna sapar ve o ana kadar araçta dolmuş yolcusu gibi oturan üç kişi İlhami Soysal’a saldırırlar.

16 kilometre boyunca “Büyüklerimizin aleyhine yazarsın ha!” diye bağıra bağıra döverler, sonra da yol kenarına atıp kaçarlar.

Kaburga kemikleri kırılmış, karaciğer ve dalağı parçalanmış, kafasının arkasında bir delik açılmıştır.

Olay duyulunca ortalık ayağa kalkıyor. Ama “solcuların nefesini dinleyen” İçişleri Bakanı Sükan suçluları bulamıyor!

Sonuçta Akşam gazetesinin çabası, gelen bir ihbar mektubu ve İlhami Soysal’ın tanıklığı bir araya gelince saldırganların kimlikleri ortaya çıkıyor; Genelkurmay’a bağlı Özel Harp Dairesi (ÖHD)’nden Raci Tekin isimli bir yarbay ile Yüksel Aşçıoğlu ve Sadık Görmez isimli iki astsubay yapmıştır saldırıyı.

Kimliklerinin ortaya çıkmasından sonra Yarbay Tekin Kıbrıs’a tayin edilerek yargıdan kaçırılmış, ÖHD Başkanı Tuğgeneral Recai Engin “hava değişikliği” için Londra’ya gönderilmiş, yargılanan astsubaylar ise delil yetersizliğinden beraat etmişlerdi. (Kaynak: Serpil Güvenç/08.10. 2015, haber.sol.org.tr)

Gazeteci İlhami Soysal’a yapılan bu ağır saldırının tarihi Eylül 1966.

Nasıl, tam 53 yıl önce yaşanan bu gazeteciye saldırı olayı günümüzde yaşanan gazetecilere dönük saldırılara ne kadar benziyor değil mi?

En son Oda TV yazarı Sabahattin Önkibar, Ankara’daki evine birkaç yüz metre mesafede saldırıya uğradı. Dört saldırgan Önkibar’ı hastanelik etti.

Yakalanan saldırganlar çıkarıldıkları mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

Yeniçağ gazetesi yazarlarından Yavuz Selim Demirağ da Türkiyem TV’de sunduğu programın ardından evinin önünde saldırıya uğramıştı. Ağır yaralanmış, hastaneye kaldırılmıştı Demirağ.

Araçlarıyla Demirağ’ın yolunu kesen saldırganlar yakalanmış ancak daha sonra serbest bırakılmışlardı.

Başka saldırıya uğrayan gazeteciler de var son günlerde.

Gazeteci Hakan Denizli’ye Adana’da kızı ve torununun yanında silahlı saldırı düzenlendi.

Gazeteci İdris Özyol’a kimliği belirsiz kişiler saldırıp hastanelik etti.

Gazeteci Ergin Çevik Antalya’da kimliği belirsiz üç kişinin yumruklu saldırısı sonucu yaralandı.

Gazetecilere yapılan saldırılar konusunda Meclis Araştırma Önergesi veren CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu “Türkiye’de gazeteciler cezaevine girmekte ve 10 bine yakın gazeteci, AKP’nin siyasi operasyonları sonucu işsiz bırakılmış durumdadır. Yüzlerce basın kuruluşunun kapatıldığı bir ortamda, iktidar yanlısı yayın yapmayan tüm gazeteciler yoğun bir baskı ve sansür ortamında olup ayrıca saldırıya uğramaktadır” tespitini yapıyor. Sonra da ilginç bir noktaya dikkat çekiyor:

“…saldırganların aynı yöntemleri kullanmaları ve ortak özellik taşımaları göz önüne alındığında, saldırıların bir merkezden yönlendirildiği ve söz konusu saldırıların seçim öncesi artış gösterdiği iddiaları ile gazetecilere yapılan saldırıların muhalif halkı sindirmeye yönelik gözdağı niteliğinde gerçekleştirildiği…”

Elbette “eski Türkiye” ile AKP’nin “yeni Türkiye”sinin benzerlikleri sadece gazetecilere dönük saldırılarla sınırlı değil.

İşkence konusunda da AKP “eski Türkiye”yi fazlasıyla hortlattı.

20 Mayıs’ta Dışişleri Bakanlığı’na düzenlenen sınav yolsuzluğuyla ilgili operasyonda 249 kişi hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Bunlardan 78’i gözaltına alındı.

Ancak gözaltına alınanlarla ilgili çok ağır işkence haberleri geliyor. Hatta iddialar arasında “copla tecavüz” bile var.

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu konuyla ilgili olarak TBMM’ye verdiği önergesinde soruyor:

“Ankara Mali Şubede gözaltındaki Dışişleri Bakanlığının eski çalışanlarına ağır işkence yapıldığı iddiaları doğru mudur?... Gözaltındaki Dışişleri Bakanlığı eski çalışanlarının çırılçıplak soyulduğu, ters kelepçe takılarak dizlerinin üzerinde yürütüldüğü, sürekli hakarete maruz kaldıkları ve makatlarına cop sokulması tehditlerine maruz kaldıkları iddiaları doğru mudur?”

Geçenlerde Halfeti’de yaşanan çatışmanın ardından yedisinden 70’ine gözaltına alınan insanların nasıl ters kelepçe karakol bahçesine yatırıldıkları görüntüleriyle ortaya çıktı.

Falakasından elektrik vermesine kadar “eski Türkiye”nin bütün işkence yöntemleri denendi gözaltına alınanlar üzerinde.

Neydi AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllardaki sloganı; “işkenceye sıfır tolerans”.

Meğer yanlış anlamışız, aslında arkadaşlar “işkenceciye sıfır ceza” demek istemişler. Aynen “eski Türkiye”de olduğu gibi…

“Yeni Türkiye” sloganıyla yola çıkan AKP sonuç olarak “eski Türkiye”yi fazlasıyla hortlatmıştır.