• 31.05.2019 00:00

 Almanya’nın yanında Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sokarak çöküşüne neden olmuştu Enver Paşa. Almanlar ona atfen Osmanlı ülkesine “Enverland” diyordu o yıllarda.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Tayyip Erdoğan’ın ülkesinde bugün herkes kendisini ifade ediyor” dedi geçenlerde.

“Erdoğan’ın ülkesi” yani “Erdoğanland”.

İşte Bakan Soylu’nun “özgürlükler ülkesi Erdoğanland”ın müjdesini verdiği gün, Yazar ve Akademisyen Erol Mütercimler ifade vermek üzere Emniyet Müdürlüğü’ne çağırıldı.

Neden çağırıldığını CHP’li Barış Yarkadaş sosyal medya hesabından duyurdu:

“Mütercimler, CİMER’e yapılan bir şikâyet yüzünden İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Kamu Güvenliği Bürosu’nda ifade verdi. Mütercimler’in bir TV konuşmasını şikâyet eden ‘vatandaş’, bakın neyi kendine dert etmiş:

"TV’de konuşan Mütercimler, CHP’yi hiç eleştirmiyor. Her konuşmasında AK Parti’yi eleştiriyor. AK Parti’ye 'proje partisi' diyor. Bu sözler sayın cumhurbaşkanımıza hakarettir. Şikâyet Ediyorum."

Mütercimler, bu şikâyet yüzünden yaklaşık bir saat boyunca ifade verdi.

Mütercimler emniyetten çıkınca konuştum. Hoca, böyle bir şikâyet yüzünden soruşturma açılmasına da ifadeye çağırılmasına da öfkeliydi. Zira; savcıların bu şikâyetleri ciddiye alıp ifadeye çağırmasına da anlam veremediğini söyledi. Kimseye hakaret etmediğini de belirtti.

Mütercimler’in sözlerine soruşturma açmak, hukuken açıklanamaz. Çünkü ortada bir suç yok! Ancak; savcılar CİMER’e gelen her ‘ihbarı’ ciddiye alma baskısı altında.”

Tam da Bakan Soylu’nun söylediği gibi değil mi! Bırakın insanların düşündüğünü söylemesini, Mütercimler örneğinde olduğu gibi insanlar söylemediklerinden dolayı polise ifade vermeye gidiyor.

Dün de Erdoğan “Yargı Reformu Paketi”ni açıkladı. Paketin amaçları arasında “hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığın geliştirilmesi” gibi başlıklar vardı.

Paketi açıklarken Erdoğan “Amacımız tüm kurumlarımızın mülkiyet hakkına, seyahat hürriyetine, hukuki güvenliğe, ifade özgürlüğüne, özgürlükleri kısıtlayan diğer tüm uygulamalara karşı duyarlı olmalarını sağlamaktır” diyordu.

Binlerce insan pasaportuna el konulduğu için yurt dışına çıkamıyor, denetimli serbestlik adı altında binlerce insan imza zorunluluğu nedeniyle bulunduğu kentten dışarıya adım atamıyor. Mahkemelerde binlerce kişi “cumhurbaşkanına hakaret” suçundan ceza üstüne ceza alsın, doğum yapan kadınlar, bakacak kimsesi olmadığı için annesiyle cezaevinde kalan yüzlerce bebek ve çocuk cezaevinde büyüyor. İçerideki gazeteci sayısı 150’den aşağı düşmüyor, yüzlerce gazetecinin ağır para ve hapis cezası istemiyle yargılanması sürüyor.

Ama hâlâ “seyahat özgürlüğü”, “ifade özgürlüğü” gibi kavramlar havada uçuşuyor.

Hele dünkü konuşmasında öyle bir bölüm vardı ki Erdoğan’ın, Türkiye’den değil, başka bir ülkeden söz ediyordu adeta:

“Türkiye işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans anlayışını benimsemiştir. Geçmişte hep tartışılan sistematik işkence ya da kötü muamele iddiaları artık geride kalmıştır.”

Erdoğan’ın “geride kalmıştır” dediği işkence daha iki gün öne Ankara’nın göbeğinde hortladı oysa.

Ankara Barosu’nun önceki gün Ankara’daki işkence iddiaları ile ilgili olarak yerinde iki ayrı heyetle yaptığı inceleme sonucu hazırladığı raporun giriş paragrafı aynen şöyle:

“26 Mayıs 2019 günü ilk olarak Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından ‘Ankara Emniyetinde işkence iddiaları var’ şeklinde paylaşımda bulunmuştur. İşkence iddiaları ile ilgili olarak ilerleyen saat ve günlerde Mali Suçlar Soruşturma Bürosunda gözaltında tutulan KHK ile ihraç edilen Dışişleri Bakanlığı personeli olduğu ifade edilen ve yaklaşık 100 kişi olduğu söylenen diplomatlarla ilgili olarak; ‘bayıltıncaya kadar dövme, taciz ve işkenceye maruz kalanları izletme, en az dört ayrı vakada insanlık onuruna yakışmayacak işkenceler yapıldığı, işkencenin Ankara Emniyeti'ne dışarıdan gelen ve kendilerini MİT olarak tanıtan kişiler tarafından yapıldığı, bayılıncaya kadar dövülen bir diplomatın hastaneye kaldırıldığı, doktorların buna dair herhangi bir rapor düzenlemediği, işkencenin halen devam ettiği ve gittikçe daha da ağırlaşacağının dile getirildiği, işkenceyle ifade imzalatmaya çalışıldığı’ iddiaları kamuoyuna ve basına yansımıştır. Konuyla ilgili kötü muamele ve işkence iddiaları ile ilgili gözaltında olan kişilere hukuki yardımda bulunan müdafilerce de baromuz merkez ve kurullarına şikâyetlerde bulunulmuştur.”

Ankara Barosu kurduğu iki ayrı heyetle bu iddiaları yerinde araştırır. İşkence gördükleri iddia edilen altı kişiyle Mali Suçlar Soruşturma Bürosu’ndaki bir odada teker teker görüşür. Sonuç olarak bütün iddiaların doğru olduğu gözaltındaki kişilerin anlatımıyla ortaya çıkar.

Yani Erdoğan'ın dün Yargı Reformu Paketi’ni açıklarken “geride kaldı” dediği işkence iddialarının gerçek olduğu Ankara Barosu’nun hazırladığı raporla kesin biçimde ortaya çıkmıştır.

Belki de Bakan Soylu haklı; “Erdoğan’ın ülkesi”nde yani Erdoğanland’da insanlar ifade ve düşünce özgürlüğünü sonuna kadar kullanıyor. Erdoğanland’da işkence yok. Ama ne yazık ki Erdoğanland’da mutlu bir azınlık var, mutsuz çoğunluk ise Türkiye’de yaşıyor!